İngiltere kapsamlı gözetim yolunda; bireysel özgürlüklerin geleceği ne olacak?
Parstoday – İngiltere hükümetinin yüz tanıma teknolojisinin kullanımını genişletme ve suçla mücadele adı altında ülke çapında biyometrik gözetim mekanizmaları oluşturma planı, insan hakları kuruluşları ve sivil özgürlük savunucularının yoğun uyarı ve eleştirilerine yol açtı.
İngiltere İçişleri Bakanlığı, polisin “canlı yüz tanıma” ve “yüz eşleştirme” sistemlerini yaygın biçimde kullanmayı planladığını açıkladı. Parstoday’in IRNA’ya dayanarak aktardığına göre, bu sistem; devlet veri tabanları ve kent güvenlik kameralarındaki görüntülere bağlanarak, kamusal alanlarda, tren istasyonlarında ve alışveriş merkezlerinde kişilerin yüzlerini arananlar listesiyle karşılaştırabiliyor. Hükümet, bu politikayı tehlikeli suçluların hızlı tespiti için modern bir araç olarak görüyor ve kullanımı, parmak izi ve DNA’dan sonra yeni bir adım olarak sunuluyor.
İngiliz yetkililer, bu politikayı savunurken, şiddet suçları ve cinsel saldırı vakalarında zanlıların aynı teknolojinin yardımıyla tespit edildiğine işaret ediyor. Onlara göre hedef, yüksek riskli suçlular ve organize çete üyeleri olup, alakasız veriler birkaç saniye içinde siliniyor. Ayrıca vatandaşların mahremiyetini korumak için güvenlik standartlarının oluşturulacağı belirtiliyor.
Buna rağmen sivil toplum kuruluşları, kâğıt üzerinde “hedefli ve sınırlı” olarak tanımlanan bu kullanımın, pratikte insanların günlük yaşamını aralıksız izleyen bir gözetim ağına dönüşebileceği konusunda uyarıyor. Aktivistler, şehir kameraları, ulaşım sistemleri, mağazalar ve hatta idari binalar bu teknolojiyle donatıldığında, vatandaşların her adımının otomatik sistemlerin gözetimine gireceğini ve suçluların takibi ile sıradan insanların sürekli izlenmesi arasındaki çizginin ortadan kalkacağını söylüyor.
“Büyük Birader İzleme Vakfı”, bu süreci son yıllardaki en ciddi sivil özgürlük tehditlerinden biri olarak değerlendiriyor. Bu kuruluşa göre, devasa CCTV ağı, yüz tanıma sistemleri ve biyometrik kimlik kartlarının oluşturulma ihtimali birleştiğinde, vatandaşların her hareketinin kaydedilip yeniden oluşturulabildiği bir gözetim devleti görünümü ortaya çıkıyor.
“Liberty” adlı insan hakları kuruluşu ise mevcut hukuki boşluklara dikkat çekerek, kamusal alanlarda canlı yüz tanımanın kullanımının hâlâ net bir yasal dayanağa sahip olmadığını, polisin büyük ölçüde genel yetkilerine dayanarak hareket ettiğini belirtiyor. Kuruluşa göre bu süreç, başta mahremiyet olmak üzere insan hakları ilkeleriyle bağdaşmıyor ve açık bir yasal çerçeve oluşturulana kadar durdurulmalı.
Endişelerin bir kısmı da algoritma hataları ve yapısal ayrımcılık riskine işaret ediyor. Eleştirmenler, yüz tanıma sistemlerinin bazı etnik grupları tanımada daha düşük doğruluğa sahip olduğunu, bunun da özellikle siyahiler ve etnik azınlıklar için daha fazla durdurma, sürekli şüphe ve hatalı gözaltılar anlamına gelebileceğini belirtiyor. Bu durum, azınlık toplulukları ile kolluk kuvvetleri arasındaki güvensizliği derinleştirme riski taşıyor.
Çocuklar ve gençlerle ilgili endişeler de önem kazanıyor. Bazı raporlar, 18 yaşın altındaki kişilerin isim ve görüntülerinin de polis içi yüz eşleştirme listelerine dahil edilebileceğini gösteriyor. Çocuk hakları savunucuları, hataya açık bu teknolojiyle gençlerin yüzlerinin kaydedilmesi ve hareketlerinin izlenmesinin, eğitim, iş ve sosyal hayatları açısından ağır sonuçlar doğuracağını ve bir tür “erken etiketleme” anlamına geldiğini vurguluyor.
İngiliz hukukçular ise geçmiş yargı kararlarını hatırlatarak, bu teknolojinin kapsamlı ve açık bir yasa olmadan genişletilmesinin, insan hakları mahkemelerinin kararlarıyla çelişme riskini artırdığını ifade ediyor. Onlara göre parlamento, biyometrik verilerin kullanım sınırları, saklama süreleri, erişim yetkisine sahip kurumlar ve bağımsız denetim mekanizmaları konusunda karar almalı.
Bazı eleştirmenler, daha önce kamera yoğunluğu nedeniyle “sürekli gözetim altındaki ülke” olarak anılan İngiltere’nin, canlı yüz tanımanın devreye girmesiyle kapsamlı biyometrik gözetim aşamasına bir adım daha yaklaştığını söylüyor. Bu teknoloji artık yalnızca hareketleri değil, kişilerin kimliğini de anlık olarak tespit edebiliyor.
Bu açıdan bakıldığında, İngiltere’de “daha fazla güvenlik” ile “mahremiyet” arasındaki tartışma yeni bir aşamaya girmiş görünüyor. Hükümet yüz tanıma sistemlerini geliştirmekte kararlı, ancak insan hakları kuruluşları uyarıyor: bu süreç sınırsız ve ciddi denetim olmadan ilerlerse, sonuç yalnızca suçluların daha hızlı tespit edilmesi olmayacak; aynı zamanda dijital gözlerin önünde yaşamaya alışmak ve sivil özgürlüklerin yavaş yavaş aşınması olacak.