Neden Trump dünyada aşırı sağ akımları güçlendirmeye çalışıyor?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i288302-neden_trump_dünyada_aşırı_sağ_akımları_güçlendirmeye_çalışıyor
Partoday – ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa ve Latin Amerika’da aşırı sağ akımları yeniden canlandırmaya çalışarak Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonyasını yeniden tanımlamayı hedefliyor.
(last modified 2025-12-28T15:34:12+00:00 )
Aralık 15, 2025 18:34 Europe/Istanbul
  • Neden Trump dünyada aşırı sağ akımları güçlendirmeye çalışıyor?

Partoday – ABD Başkanı Donald Trump, Avrupa ve Latin Amerika’da aşırı sağ akımları yeniden canlandırmaya çalışarak Amerika Birleşik Devletleri’nin hegemonyasını yeniden tanımlamayı hedefliyor.

  Habere göre, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü yalnızca ABD’nin iç politikasında değişikliklerle sınırlı kalmadı. O, “Önce Amerika” sloganına dayanarak özellikle Avrupa ve Latin Amerika’da ideolojik ve ekonomik müttefiklerden oluşan küresel bir ağ kurmaya çalışıyor. Bu ağ sayesinde ABD’nin hegemonyasını yeniden tanımlamak ve gelecekteki küresel düzende nüfuzunu pekiştirmek istiyor.  Son yıllarda ve Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte Washington’un Avrupa ve Latin Amerika ile ilişkilerinde yeni bir model ortaya çıktı.

Bu model, Trump’ın bu bölgelerdeki sağcı partiler ve akımları araçsallaştırma çabasını gösteriyor.  Trump, “Önce Amerika” fikrini yalnızca ABD içinde değil, uluslararası sahnede de sağcı akımlar arasında bir tür sinerji yaratmak için kullandı. Böylece Amerikan hegemonyasını yeniden inşa etme projesine hizmet edecek bir ağ oluşturmayı amaçladı.  Avrupa’da bu proje, milliyetçilik, göçün sıkı kontrolü, ulus-üstü kurumlara karşı çıkış ve geleneksel siyasi-kültürel sınırların yeniden inşasını savunan partilere verilen açık veya örtülü destek şeklinde görülüyor.

Trump, Avrupa’da milliyetçi ve AB karşıtı partilere destek vererek kıtanın bütünlüğünü zayıflatmayı ve küresel düzeni yeniden tanımlamayı hedefliyor. Bu partiler, göç karşıtlığı, geleneksel değerlere dönüş ve ulus-üstü kurumlara eleştiri gibi sloganlarla Trump’ın söylemiyle uyumlu hale geliyor.  Trump ayrıca NATO ve Avrupa Birliği’ne yönelik sürekli eleştirileriyle aşırı sağ partilerin güçlenmesine zemin hazırladı. Bu partiler “ulusal egemenliğe dönüş” ve “Brüksel’e karşı çıkış” sloganlarıyla Trump’ın yarattığı ortamdan faydalanarak toplumsal tabanlarını genişlettiler. Özellikle Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde sağcı hükümetler, Washington’un dolaylı desteğiyle konumlarını pekiştirdiler.

Bu durum, Trump’ın Macaristan Başbakanı Viktor Orban’a verdiği geniş destekle somutlaştı.  Öte yandan Trump, Avrupa’daki göç krizini öne çıkararak aşırı sağ partilerin söylemlerine meşruiyet kazandırdı. O, Avrupa’ya yönelik kitlesel göçü defalarca “Batı kimliği için tehdit” olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşım, Almanya için Alternatif (AfD) ve Fransa’daki Ulusal Birlik gibi partilerin sloganlarıyla doğrudan örtüşüyor. Bu uyum, söz konusu partilerin kendilerini küresel bir dalganın parçası olarak görmelerine ve ABD’nin siyasi desteğinden yararlanmalarına imkân tanıdı. Bu bağlamda, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner kısa süre önce sosyal medya hesaplarında, Ulusal Birlik Partisi liderleri Marine Le Pen ve Jordan Bardella ile birlikte gülümserken çekilmiş bir fotoğraf paylaştı. 

Huffington Post internet sitesi de bu konuda yazdı: Fransa’daki aşırı sağ parti yetkilileriyle görüşmeler, Trump döneminde ABD’nin uluslararası ittifaklarını sürekli yeniden şekillendirmesinin bir parçası olarak yeni boyutlar kazanıyor.  Latin Amerika’da ise Trump benzer bir politikayı farklı hedeflerle izliyor. Uzun yıllar solcu ve anti-Amerikan akımların etkisi altında olan bu bölge, artık serbest piyasa politikalarını benimseyen ve Washington ile daha yakın işbirliği yapan sağcı siyasetçilerin güçlenmesine tanık oluyor.

Trump’ın bu siyasetçilere verdiği destek, yalnızca ABD’nin Çin ve Rusya gibi güçlere karşı nüfuzunu pekiştirmesine yardımcı olmuyor, aynı zamanda yasa dışı göçle mücadele ve güvenlik kontrolü gibi konuları da kendi iç çıkarlarıyla uyumlu bir çerçevede gündeme getirmesine imkân tanıyor. Şili’de sağcı siyasetçi José Antonio Kast’ın başkan seçilmesi bu dalganın bir örneği olarak gösteriliyor.