Üreme Turizmi Kadın Bedenini Nasıl Batı’nın Modern Sömürü Alanına Dönüştürdü?
Parstoday – Günümüz dünyasında kadına yönelik zulüm artık çıplak zorla değil; sözleşmeler, tıp ve ekonomik kurtuluş vaatleriyle uygulanmaktadır.
Bugünün dünyasında kadınlara yönelik baskı ve adaletsizlik, açık ve doğrudan şiddetten ziyade yumuşak, aldatıcı ve görünüşte yasal biçimler altında gerçekleşmektedir. Bu şiddet çoğu zaman “iş fırsatı”, “özgür seçim” ve “sözleşme” diliyle gizlenmekte; tam da bu nedenle hem normalleştirilmekte hem de daha az sorgulanmaktadır. Yoksulluk, borç ya da aile baskısı altında bulunan kadınlar, ekonomik kurtuluş ya da başkalarına yardım etme vaadiyle, zamanla kendi bedenleri üzerindeki denetimi ellerinden alan mekanizmalara dâhil edilmektedir. Parstoday, New York Times’ın üreme turizmiyle ilgili olarak 14 Aralık 2025’te yayımladığı ve “Rahim kiralama ilanına cevap verdiler ve kendilerini bir kâbusun içinde buldular” başlığını taşıyan raporuna dayanarak aşağıdaki analizden bir seçki sunmaktadır.
New York Times’ın küresel doğurganlık endüstrisine dair kapsamlı haberi, günümüz dünyasının kadına bakış mantığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu haberde yazar, üreme turizminin kadın bedenini arzu, sermaye ve küresel eşitsizliğin kesişme noktasına nasıl dönüştürdüğünü göstermektedir. Raporun bir bölümünde bu sektör “Vahşi Batı”ya benzetilmektedir; bu metafor, söz konusu medya kuruluşuna göre mutlak bir kanunsuzluktan ziyade, hukukun geride kaldığı ve gücün yön belirlediği sınır bölgelerini ifade etmektedir.
Amerikan medyasının anlatımına göre üreme turizmi tam olarak böyle bir alandır: ülkeden ülkeye göç eden, düzenlemeler sıkılaştıkça yön değiştiren ve hukuki farklılıklardan yararlanarak küresel bir ağ kuran gezici bir endüstri. Bu modern Vahşi Batı’da artık çekişme konusu toprak ya da altın değil; savunmasız bir alana dönüşen kadın bedenidir. Tayland, Afrika ya da Orta Asya’dan kadınlar, çocuk üretim zincirinin bir parçası olmaları için başka ülkelere taşınmakta; çoğu zaman bu zincirdeki gerçek konumlarının farkında bile olmamaktadır.
Bu raporun temel eksenlerinden biri, kadınların bilgisizliğinin sistematik biçimde istismar edilmesidir. Gazeteye göre kadınların işe alınması çoğu zaman sosyal ağlarda yayımlanan muğlak ilanlar yoluyla yapılmakta; bu ilanlar hayati bilgileri bilinçli olarak dışarıda bırakmaktadır. Kadınlara işin “yasal” olduğu ve yüksek gelir getirdiği söylenmekte, ancak kullanılan ilaçlar, tıbbi riskler, çıkış koşulları ya da pasaporta el konulması gibi konulardan söz edilmemektedir. Yazar, bu bilgisizliğin tesadüf olmadığını, aksine bu endüstrinin ekonomik modelinin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır.
Anlatının devamında, kadınların hedef ülkeye ulaştıktan sonra bilgisizliğin temel bir kontrol aracına dönüştüğü belirtilmektedir. Kadınlar gidilen ülkenin dilini bilmemekte, sağlık sistemini tanımamakta ve bağımsız bir avukata erişim imkânı bulamamaktadır. Gerçek anlamda anlaşılmadan onay formları imzalatılmakta; ilaçlar verilmektedir ancak açıklama yapılmamaktadır. New York Times’ın aktardığına göre bazı kadınlar, bedenlerine ne tür tıbbi müdahaleler yapıldığını dahi bilmemektedir. İşte bu noktada çalışma, zorlamayla yaptırma, cinsel sömürü ve üreme sömürüsü arasındaki sınırlar ortadan kalkmaktadır.
New York Times, bu Vahşi Batı’da hukukun var olduğunu, ancak taşıyıcı kadınlar için işlemediğini vurgulamaktadır. Sözleşmeler ve onay belgeleri, koruma araçları olmaktan ziyade tahakkümü meşrulaştıran bir örtüye dönüşmektedir. Pasaportlarına el konulan, süreci terk etme imkânı bulunmayan ve çıkış için ağır para cezaları ödemek zorunda bırakılan kadınlar fiilen hukuki koruma alanının dışına itilmektedir. Buradaki şiddet, dayakla değil; sessizlik, mali bağımlılık ve açıklamasız tıbbi müdahaleler yoluyla uygulanmaktadır.
Bu durum, tarihsel sömürgecilik mantığının bir devamıdır: kadın bedeninin sömürülebilir bir kaynağa dönüştürülmesi. Nasıl ki tarihsel Vahşi Batı’da toprak sahipsiz kabul ediliyorsa, bu endüstride de yoksul kadının bedeni örtük biçimde sahipsiz varsayılmaktadır. Kadın, bedeni üretken bir işleve sahip olduğu sürece değer görmektedir. Yazarın görüştüğü birçok kadın, artık bedenlerinin sahibi olmadıklarını hissettiklerini; bedenlerinin bir üretim makinesinin parçasına dönüştüğünü ifade etmiştir.
Sonuç olarak, üreme turizmi yalnızca bir tıbbi pazar değil, aynı zamanda küresel eşitsiz düzenin somut bir örneğidir. İnsani bir arzu çocuk sahibi olmak bu düzen içinde, etik denetimden yoksun bir endüstriye dönüşmekte ve yoksul kadınların bedenleri üzerinden işlemektedir. Bu rapordaki “Vahşi Batı” metaforu, uygarlığın yalnızca görünüşten ibaret olduğu ve kadının hâlâ “medenileşmiş kanunsuzluğun” ön cephesinde yer aldığı bir dünya için ciddi bir uyarıdır.