İnsani Yardım İddiasından Baskı ve Savaşa Desteğe: Avrupa’nın Kara Dosyası
Pars Today – Avrupa ülkeleri, İran halkına yönelik sözde insancıl bir duruş sergilerken, gerçekte halkın geçim koşullarının daha da zorlaşmasında önemli bir rol oynamışlardır.
Avrupa ülkelerinin İran’daki kargaşa unsurlarıyla birlikte hareket ederek sergiledikleri bu sözde şefkat gösterisi, yalnızca bu ülkelerin uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda üzerlerine hiç yakışmayan bir elbise gibi durmaktadır.
İngiltere, İsveç, Norveç, Yeni Zelanda ve bazı diğer Avrupa ülkelerinin hükümetleri, son günlerde uluslararası yükümlülüklerini hiçe sayarak İran’a ait büyükelçiliklerin ve diplomatik temsilciliklerin güvenliğini sağlama sorumluluğundan kaçınmış, hatta İran bayrağını indirmeyi amaçlayan kışkırtıcı unsurların eylemlerini kolaylaştırmıştır.
Bunun yanı sıra, Avrupa hükümetleri son günlerde insan hakları söylemleriyle huzursuzlukları ve ayaklanmaları körüklemeye çalışmıştır. Örneğin Almanya Şansölyesi, sivillere ateş açan teröristlere karşı İran güvenlik güçlerinin direnişine tepki olarak İran’a hitaben “Şiddet, zayıflığın aracıdır” şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, bu iddiayı dile getirirken, Alman hükümeti İsrail rejiminin Gazze’de yürüttüğü ve 70 binden fazla Filistinlinin şehit edilmesiyle sonuçlanan iki yıllık savaş boyunca Tel Aviv’i tamamen desteklemiş, hatta bu rejime silah satışı gerçekleştirmiştir.
Alman Şansölyesi ayrıca, 12 gün süren ve 1.100’den fazla İranlının şehit edilmesine yol açan savaş sırasında, Avrupa hükümetlerinin İsrail’e minnettar olması gerektiğini söylemiş; Tel Aviv’in Batı dünyası adına İran’a karşı “kirli işi” yaptığını ileri sürmüştür.
Avrupa ülkelerinin, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Venezuela’nın meşru cumhurbaşkanını tutuklama girişimi karşısındaki sessizliği de, bu ülkelerin insan hakları söylemlerinin ne kadar boş olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Venezuela örneğinde ABD, yalnızca Birleşmiş Milletler Şartı’nın ilke ve kurallarına aykırı biçimde bağımsız bir ülkeyi hedef almakla kalmamış, aynı zamanda 19. yüzyıl sömürgeci politikalarına açık bir geri dönüş sergilemiştir.
Bu Avrupa hükümetlerinin hiçbiri şimdiye kadar bu yasa dışı ve savaş niteliğindeki eylemi kınamamış, yalnızca Venezuela’nın gelecekteki istikrarına dair muğlak açıklamalar yapmakla yetinmiştir.
Fransa da son günlerde kendisini insan haklarının savunucusu ve halkların dostu gibi göstermeye çalışan Avrupa ülkelerinden biridir. Oysa bu ülkeye ait şirketlerden biri olan MBDA, İsrail rejiminin Gazze’deki hava saldırılarında kullanılan ve aralarında çocukların da bulunduğu sivillerin ölümüne yol açan GBU‑39 bombalarının parçalarının başlıca üreticilerinden biridir.