Kongo, Belçika'nın Pençesinde; Lastik Sömürgeciliği ve İnsan Elleriyle Hesaplaşma
https://parstoday.ir/tr/news/world-i290544-kongo_belçika'nın_pençesinde_lastik_sömürgeciliği_ve_İnsan_elleriyle_hesaplaşma
Pars Today - Kongo'nun "Özgür Kongo Devleti" dönemindeki sömürgeleştirilmesi, her şeyden önce lastik (kauçuk) üzerine şekillendi.
(last modified 2026-01-22T05:36:26+00:00 )
Ocak 22, 2026 07:33 Europe/Istanbul
  • Kongo, Belçika'nın Pençesinde; Lastik Sömürgeciliği ve İnsan Elleriyle Hesaplaşma

Pars Today - Kongo'nun "Özgür Kongo Devleti" dönemindeki sömürgeleştirilmesi, her şeyden önce lastik (kauçuk) üzerine şekillendi.

19. yüzyılın sonlarında küresel talebin aniden artmasıyla bu doğal madde, Belçika Kralı II. Leopold için başlıca zenginlik kaynağı haline geldi.

2. Leopold, 1891 ve 1892 yıllarında çıkardığı fermanlarla Kongo'daki neredeyse tüm "sahipsiz" toprakları devletleştirdi. Bu eylem, pratikte yerli halkın topraklarına, ormanlarına ve doğal kaynaklarına el konulması anlamına geliyordu. Pars Today'in haberine göre, Özgür Kongo Devleti bu fermanlarla serbest ticareti kaldırdı ve acımasız bir devlet tekeli oluşturdu. Bu ticaret, fildişi ihracatı üzerine kurulmuş olsa da, şişme lastiğin icadı ve otomotiv endüstrisinin yaygınlaşmasıyla doğal kauçuk stratejik bir meta haline geldi ve Kongo'nun kaderini sonsuza dek değiştirdi.Kongo'daki lastik sömürgeciliği, insanlık tarihinin en karanlık ve en acımasız bölümlerinden biridir; insanların vatandaş, hatta işçi olarak değil, "servet çıkarma aracı" olarak görüldüğü bir bölüm. Kongo'yu kişisel mülkü ilan eden Belçika Kralı 2. Leopold, bu toprakları bir vatan olarak değil, adeta "canlı bir maden" olarak görüyordu; halkının son damla enerjisine kadar sömürülmesi gereken bir maden. Bu beyaz ve yapışkan, görünüşte zararsız madde olan kauçuk, Kongo'da kan rengine büründü; çünkü her kilosu ıstırap, aşağılanma ve ölümle iç içe geçmişti.Kongolu işçiler, kaçışı olmayan bir sistemin tuzağına düşmüştü. Her işçinin getirmek zorunda olduğu kauçuk kotası o kadar ağırdı ki, biri tüm gününü ormanda geçirse bile kotayı zar zor karşılayabilirdi. Sömürge görevlileri bu kotaların imkansız olduğunu biliyordu. Erkekler haftalarca ormanda kalmak, ağaçlara tırmanmak zorundaydı. Bu süreçte yapışkan özsuyu derilerine bulaşır, kuruduktan sonra onu şiddetli bir acıyla koparırlardı. Bu, her gün tekrarlanan günlük bir işkencedi.

Ancak fiziksel acı, hikayenin sadece bir kısmıydı. Sürekli aşağılanma, tehdit ve korku, insanların hayatını sonu gelmeyen bir kabusa çevirmişti. Pratikte Leopold'un özel ordusu olan 'Force Publique' adlı askeri güç, kurutulmuş su aygırı derisinden yapılmış kırbaçlarla işçileri itaate zorluyordu. Bu kırbaçlar o kadar ağır ve acı vericiydi ki, bir kişiyi bayıltmak için birkaç darbe yeterli oluyordu. Pek çok işçi bu cezalar altında can verdi. Kırbaçlama, cezalandırmak için değil, dehşet yaratmak için uygulanıyordu; net bir mesaj veriyordu: "Ya kotanı getirirsin, ya da yok olursun."

Ancak bu sistemin en sarsıcı kısmı, sömürgecilerin kontrol, ceza ve hatta hesap verme aracı olarak kullandığı "ellerin kesilmesi" yöntemiydi. Birçok bölgede, görevliler mermilerini boşa harcamadıklarını kanıtlamak için kurbanların ellerini teslim etmek zorundaydı. Bu uygulama, giderek resmi bir mekanizmanın parçası haline geldi; o kadar resmiydi ki bazı birimlerde, elleri toplamak ve saklamak için bir "el bekçisi" görevlendiriliyordu.

Üstelik el kesmek sadece bir hesap verme aracı değil, aynı zamanda toplu şiddet aracı olarak da görülüyordu. Kesilmiş ellerle dolu sepetlerin sergilenmesi, köylere net bir mesaj veriyordu: İtaatsizliğin bedeli budur. Birçok bölgede eller, sömürge gücünün iktidarının ve yerlilerin hayatlarının değersizliğinin bir göstergesi olarak biliniyordu.

Bazı raporlar, askerlerin teslim ettikleri el sayısına göre ödüllendirildiğini, hizmet sürelerinin kısaldığını veya maddi ayrıcalıklar elde ettiklerini gösteriyor. Bazı durumlarda, kauçuk kotası karşılanmadığında, el sunmak onun yerine geçiyordu; sanki insan vücudu doğal bir ürünle takas edilebilirdi.

Kongo'daki suçları belgeleyen ilk kişilerden biri olan William Shepard, notlarında, bir kabile şefinin onu, kurbanların kesilmiş ellerinin sayılabilmesi ve çürümemesi için ateş üzerinde tütsülendiği bir yere götürdüğünü yazdı. Orada 81 el saydı. Bu sahne onun için sadece bir görüntü değil, sömürge mekanizmasının devam etmesi için insanları sayılabilir parçalara dönüştüren bir sistemin açık bir göstergesiydi.Kongolu işçiler bu sistemde sadece acı ve aşağılanmaya katlanmak zorunda kalmadı, aileleri de rehin alındı. Bir erkek kotasını getirmezse, eşi veya çocuğu, onu ormana geri dönmeye zorlamak için tutuklanırdı. Bu rehin alma olayları aile yapısını paramparça etti ve toplumu sürekli bir korku durumuna soktu. İnsanlar ya öldürüldüğü ya da şiddetten kaçmak için ormanlara sığındığı için birçok köy tamamen boşaltıldı.

Bu şiddetin yanı sıra, kauçuk sisteminin dolaylı sonuçları da yıkıcı oldu. Erkekler zamanlarının çoğunu ormanda geçirdiği için tarım terk edildi ve gıda üretimi azaldı. Yaygın kıtlıklar yaşandı ve yetersiz beslenme, vücudun hastalıklara karşı direncini azalttı. Çiçek hastalığı ve Afrika uyku hastalığı gibi salgın hastalıklar nüfusu ciddi şekilde azalttı. Bazı bölgelerde nüfusun yarısı yirmi yıldan az bir sürede yok oldu. Bu kitlesel ölümler bir kazanın sonucu değil, insanı kâr uğruna kurban eden bir sistemin doğrudan sonucuydu.

Kongo'daki lastik sömürgeciliği sadece bir tarihsel dönem değil; organize bir sömürge sisteminin bir bölgenin kaderini nasıl bir felakete dönüştürebileceğinin bir belgesidir. Kongo'da olanlar, kontrol, sömürü ve baskıyı faaliyetlerinin merkezine yerleştiren bir sömürge sisteminin doğrudan sonucuydu. Kongo bu yıllarda bir sömürge değil, insanların canıyla çalışan bir fabrikaydı. Kongo'dan ayrılan her kauçuk sevkiyatı, aslında bu toprakların insanlarının acı ve keder yüklü bir sevkiyatıydı.