ABD Neden Avrupa’yı ve Liderlerini Israrla Aşağılıyor?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i290572-abd_neden_avrupa’yı_ve_liderlerini_israrla_aşağılıyor
Pars Today – Donald Trump, Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu zirvesine katılan yüzlerce kişiye hitaben yaptığı aşağılayıcı konuşmada şu ifadeleri kullandı:“Avrupa, Amerika olmadan kendini savunamaz. Güzel konuşuyorlar ama pratikte zayıf ve bağımlılar.”
(last modified 2026-04-25T04:33:38+00:00 )
Ocak 23, 2026 03:48 Europe/Istanbul
  • ABD Neden Avrupa’yı ve Liderlerini Israrla Aşağılıyor?

Pars Today – Donald Trump, Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu zirvesine katılan yüzlerce kişiye hitaben yaptığı aşağılayıcı konuşmada şu ifadeleri kullandı:“Avrupa, Amerika olmadan kendini savunamaz. Güzel konuşuyorlar ama pratikte zayıf ve bağımlılar.”

Pars Today’in haberine göre, ABD Başkanı’nın bu sözleri, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a ait özel bir mesajın aşağılayıcı biçimde ifşa edilmesiyle eş zamanlı olarak gündeme geldi. Trump’ın Avrupa’yı küçük düşürmesi, Atlantik’in iki yakasındaki müttefikler arasında yaklaşık seksen yıllık yakınlaşmanın ardından yaşanan stratejik bir kırılmanın göstergesidir. Uzun süredir yerleşik ittifaklara dayanan küresel düzen çözülme sürecine girmiştir ve Trump liderliğindeki Washington, bu çözülmenin mimarı rolünü bilinçli ve hesaplı bir şekilde üstlenmektedir.

Financial Times, Reuters ve Atlantik Konseyi gibi düşünce kuruluşlarının verilerine dayanan bu kritik durumun analizi, dünyanın tehlikeli bir biçimde kaotik ve çok kutuplu bir sisteme doğru sürüklendiğini göstermektedir. Bu tabloda Avrupa giderek silikleşen bir aktöre dönüşürken, rakip güçler bu parçalanmış yapının kırıntılarını toplamaya hevesle hazırlanmaktadır. Macron’un Trump tarafından ifşa edilen mesajları, hesaplanmış bir hamleydi. Bu mesajda Fransa Cumhurbaşkanı, açık bir aciliyetle, Rusya’nın da dâhil olacağı genişletilmiş bir G7 toplantısı öneriyor ve İran ile Suriye konusunda iş birliği çağrısında bulunuyordu. Mesaj, Fransa Cumhurbaşkanı’nın ne denli zayıf, adeta yalvaran ve pazarlıkçı bir konumda bulunduğunu ortaya koyuyordu. Trump’ın bu daveti reddetmesi ve ardından mesajı ifşa etmesi, Washington’un artık Avrupa merkezli çok taraflı çerçevelere tahammülü kalmadığı mesajını verdi. Trump, diplomatik teamülleri –ABD’nin en eski müttefiklerine karşı bile– hiçe sayarak, müttefikin itibarını zayıflatmayı, onu kamuoyu önünde aşağılamayı ve ardından kendi şartlarıyla ikili bir anlaşmaya zorlamayı hedeflemektedir.

Belçika Başbakanı’nın Trump’ın aşağılayıcı tutumuna karşı sarf ettiği sert sözler, Avrupa’nın Trump karşısındaki çaresizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Belçika Başbakanı Bart De Wever, Davos’taki konuşmasında şunları söyledi:“Başkan Trump bizimle istediği her şeyi yapabilir. Bizimle oynayabilir ve bizi kendi kölesi hâline getirebilir; aslında biz onun kölesiyiz.”

Ancak Trump yalnızca psikolojik aşağılamayla yetinmemektedir. Grönland’dan Ukrayna’ya kadar yeryüzünde attığı somut adımlar, Avrupa’nın güvenlik ve ekonomik yapılarını içeriden çürütmektedir. Avrupa güçlerinin Grönland’a tatbikat amacıyla gönderilmesi, bu korku hissine verilmiş gecikmiş ve savunmacı bir tepkidir. Öte yandan, NATO’nun gizli istihbarat paylaşımının ABD ile durdurulduğunun ortaya çıkması, Batı’nın kolektif güvenlik omurgasında oluşan derin çatlağın boyutunu göstermektedir.

Trump, Ukrayna ve Orta Doğu’daki açık dosyalar üzerinden bilinçli şekilde krizler yaratarak Avrupa’yı marjinalleştirmekte ve onun ortak tepki verme kabiliyetini felce uğratmaktadır. Bu bağlamda, İran Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi’nin değerlendirmesi kritik bir noktaya işaret etmektedir:“Avrupa bugün, geçmişte İran’a ihanet etmesinin sonuçlarıyla yüzleşmektedir; üstelik şimdi benzer bir muameleyle ABD tarafından karşı karşıya bırakılmış durumdadır.”

İran Dışişleri Bakanı, X platformunda yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:“Bu gelişmelerden çıkarılabilecek açık bir ders vardır: Ya ‘bütün anlaşmalar gerçek anlamda anlaşmadır’ ya da ‘el sıkışmanın hiçbir değeri yoktur’.”

Bu mesele son derece nettir ve ikinci seçeneğin sonucu, uluslararası düzenin çöküşünden başka bir şey olmayacaktır. Uluslararası sistem, Trump’ın açıkça kendini rahat hissettiği Hobbesçu bir ‘orman düzenine’ geri dönmektedir. Çin ve Rusya liderleri bu kaostan memnundur; bu memnuniyet Trump’ın gücünden değil, onun Batı ittifak ağında yarattığı zayıflıktan kaynaklanmaktadır.

2026 yılı, Venezuela’ya yönelik saldırı ve devlet başkanının kaçırılmasıyla –uluslararası hukukun sınırlarını aşan bir olayla– başlamıştır. Bu durum, Trump’ın şekillendirdiği dünyada hiçbir normun kutsal olmadığını göstermektedir. Bu pervasız başlangıcın sonunu kesin biçimde öngörmek zor olsa da yönü açıktır. Avrupa tarihi bir yol ayrımındadır: Ya aşağılanmayı ve kölece bir bağımlılığı kabullenerek yeni efendiyle ayrı ayrı anlaşmalar yapacak ve bu da Avrupa Birliği projesinin çöküşüyle sonuçlanacaktır; ya da büyük acılar ve maliyetler pahasına gerçek stratejik bağımsızlığa, iç savunma bütünleşmesine ve çok kutuplu dünyada yeni ortaklar bulmaya yönelecektir.

“Uluslararası düzeni koruyabilir miyiz?” sorusunun cevabı –eski Grönland Bakanı’nın da sorduğu gibi– Avrupa’nın vereceği bu karara bağlıdır. Aksi takdirde, Avrupa’nın korktuğu büyük kaos bir ihtimal olmaktan çıkacak ve Yeşil Kıta’nın kaçınılmaz kaderi hâline gelecektir.