ABD’de İç Terörizm ve Washington’un Çifte Standardı
https://parstoday.ir/tr/news/world-i290732-abd’de_İç_terörizm_ve_washington’un_Çifte_standardı
Pars Today – ABD İç Güvenlik Bakanı, hükümete karşı şiddeti teşvik etmenin veya uygulamanın “iç terörizm” olarak değerlendirileceğini açıkladı.
(last modified 2026-04-25T04:33:38+00:00 )
Ocak 26, 2026 09:29 Europe/Istanbul
  • ABD’de İç Terörizm ve Washington’un Çifte Standardı

Pars Today – ABD İç Güvenlik Bakanı, hükümete karşı şiddeti teşvik etmenin veya uygulamanın “iç terörizm” olarak değerlendirileceğini açıkladı.

Pars Today’in haberine göre, ABD İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem, Göçmenlik Dairesi görevlileri tarafından öldürülen genç bir protestocuyu terörist olarak nitelendirdi ve hükümete karşı her türlü şiddet eyleminin “iç terörizm” kapsamında olduğunu belirtti.

Trump’ın göç politikalarını protesto eden bir hemşirenin ABD Göç ve Gümrük İdaresi (ICE) görevlileri tarafından vurularak öldürülmesinin ardından, Kristi Noem onun eylemlerini “iç terörizm” olarak tanımladı ve Minnesota Valisi Tim Walz ile Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey’i federal görevlilere karşı şiddeti kışkırttıkları gerekçesiyle suçladı. ABD İç Güvenlik Bakanı ayrıca Trump’ın gerektiğinde “isyan yasasını” uygulamaya hazır olduğunu da belirtti.

Bakan, Beyaz Saray’ın öldürülen kişiyi iç terörist olarak tanımlayıp tanımadığı ve bunun delillerinin olup olmadığı sorusuna yanıt verirken, “İdeolojik nedenlerle hükümete karşı şiddeti sürdürüyorsanız ve direnişi devam ettiriyorsanız, bu iç terörizmin tanımıdır” dedi. Ayrıca, söz konusu kişinin “federal göçmenlik görevlilerinin uygulamalarını durdurmak için silah ve mühimmat getirdiği” iddiasında bulunarak, “iç terörizm eylemi gerçekleştirdi. Bu bir gerçektir” diye ekledi.

Bu açıklamalar, vatandaşların olay yerinden çekip paylaştığı görüntülerde, öldürülen Alex Perte’nin elinde telefonla görüldüğü ve hiçbir görüntüde silahının açıkça görülmediği bir ortamda gündeme geldi.

Washington’un iç terörizm konusundaki çifte standardı, yıllardır siyasi ve medya analizlerinde dikkat çeken bir konu olmuştur. Bu durum, ABD İç Güvenlik Bakanı’nın federal güçlere veya devlet kurumlarına karşı her türlü şiddetin “iç terörizm” kapsamında olduğunu açıklamasıyla daha da belirgin hale gelmiştir. Bu yaklaşım, ABD iç hukuk çerçevesinde anlaşılabilir, çünkü federal hükümet her zaman kolluk kuvvetleri ve devlet kurumlarının güvenliğini kırmızı çizgi olarak belirlemiştir. Ancak, aynı tanım ABD dış politikasında uygulandığında, farklı kriterlerle değerlendirilmekte ve bu farklılık Washington’un çifte yaklaşımı tartışmalarına yol açmaktadır.

Son yıllarda ve özellikle Ocak 2026’daki İran’daki protestoların ardından, ABD, İran güvenlik güçlerinin, protestolar sırasında ateşli silah, kesici alet, kamu mallarını yakma veya polise saldırıda bulunan kişilere karşı uyguladığı yöntemleri eleştirmiştir. Washington’un resmi anlatımında, bu eylemler genellikle “halk protestosu” çerçevesinde tanımlanmakta ve İran güvenlik güçlerinin tepkisi “baskı” olarak nitelendirilmektedir. Oysa ABD içinde, hükümet binalarına yapılan saldırılar, kamu mallarının tahribi veya polis ve göçmenlik görevlilerine yönelik tehditler kesinlikle şiddet eylemleri ve artık terörizm kapsamında değerlendirilmektedir.

Bu çelişkinin bariz bir örneği, 6 Ocak 2021’de ABD Kongre binasına yapılan saldırıya karşı ABD hükümetinin tepkisinde görülebilir. O olayda, devlet alanlarına giren bir grup protestocu en sert yargısal ve güvenlik müdahaleleriyle karşılaştı ve çoğu “hükümete karşı eylem” dahil ağır suçlamalarla yargılandı. Aynı çerçevede, ABD İç Güvenlik Bakanı, hükümet kurumlarına yönelik her türlü şiddetin ulusal güvenlik tehdidi olduğunu ve kararlı bir şekilde karşılık verilmesi gerektiğini vurguladı. Bu tutum, Washington açısından devlet kurumlarının ve federal güçlerin güvenliğinin kırmızı çizgi olduğunu ve bu çizginin aşılmasının en sert tepkilerle karşılandığını göstermektedir.

Ancak, aynı kriterler İran söz konusu olduğunda değişmektedir. ABD’nin resmi rapor ve açıklamalarında, polise saldıran, ateşli silah kullanan veya kamu mallarını tahrip eden gruplar bile “protestocu” olarak sunulmaktadır. Oysa birçok ülkede, hatta ABD’de dahi, bu tür davranışlar organize şiddet veya kamu güvenliğine karşı eylem olarak kabul edilmektedir. Analistler, bu farklı anlatımın, davranışların doğasındaki farklılıktan değil, Washington’un terörizm konusundaki çifte yaklaşımından kaynaklandığını belirtiyorlar.

Hukuki açıdan da bu çifte standardı değerlendirmek mümkündür. ABD, iç tehditlerle mücadelede anti-terör yasaları, güvenlik denetimleri ve yargısal takibatlar gibi geniş araçlar kullanmaktadır. Ancak dış politikada, bu aynı uygulamalar, özellikle Washington’un zorbalığına ve hakimiyetine direnç gösteren ülkelerde, insan hakları ihlali olarak sunulmaktadır. Bu farklı kriterler, ABD’nin terörizm konusundaki standartlarıyla ilgili ciddi soruları tekrar gündeme getirmektedir.

Sonuç olarak, temel soru şudur: Eğer ABD’de federal güçlere yönelik şiddet “iç terörizm” sayılıyorsa, diğer ülkelerde, özellikle İran’da, silahlı veya şiddet eylemlerine karşı farklı kriterlerle yaklaşılması ve “baskı” olarak nitelendirilmesi nasıl açıklanabilir? Benzer bir davranış iki farklı ülkede tamamen zıt terimlerle tanımlanabilir mi ve hala terörizm gibi kavramlarda sabit ve şeffaf ilkelere bağlı olunduğu iddia edilebilir mi?