Neden Guterres, dünyada “orman kanununun” egemen olduğunu kabul etti?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i290820-neden_guterres_dünyada_orman_kanununun_egemen_olduğunu_kabul_etti
Pars Today – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, dünyada hukukun üstünlüğü yerine “orman kanununun” egemen olduğuna dikkat çekerek, BM Güvenlik Konseyi’nde reformların gerekli olduğunu söyledi.
(last modified 2026-01-28T04:33:07+00:00 )
Ocak 28, 2026 07:33 Europe/Istanbul
  • Neden Guterres, dünyada “orman kanununun” egemen olduğunu kabul etti?

Pars Today – Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, dünyada hukukun üstünlüğü yerine “orman kanununun” egemen olduğuna dikkat çekerek, BM Güvenlik Konseyi’nde reformların gerekli olduğunu söyledi.

Pars Today’in haberine göre, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, hukukun üstünlüğü yerine dünyada orman kanununun hâkim olduğunu belirterek bir kez daha Güvenlik Konseyi reformunun zorunlu olduğunu vurguladı ve tüm ülkelerin Uluslararası Adalet Divanı’na saygı göstermesi, bağlayıcı kararlarını seçici davranmaksızın eksiksiz uygulaması gerektiğini ifade etti.

Guterres, 26 Ocak Pazartesi günü “Uluslararası hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve barış, adalet ve çok taraflılığı pekiştirmeye giden yollar” başlıklı BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı konuşmada, hukukun üstünlüğünün küresel barış ve güvenliğin temel taşı, ülkeler ve bölgeler arasındaki dostane ilişkilerin anahtarı ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın atan kalbi olduğunu söyledi.

BM Genel Sekreteri’ne göre, 2024 yılında üye ülkeler, uluslararası hukuk kurallarına uygun hareket etme ve yükümlülüklerini iyi niyetle yerine getirme taahhüdünü içeren “Gelecek Paktı”nı kabul ettiler. Ancak sözler eylemlerle örtüşmüyor. Dünyanın dört bir yanında hukukun üstünlüğünün yerini orman kanunu alıyor. Uluslararası hukukun açık ihlallerine ve BM Şartı’na karşı küstahça bir kayıtsızlığa tanık oluyoruz. Guterres şunları vurguladı: Gazze’den Ukrayna’ya, Sahel’den Myanmar’a, Venezuela’da ve diğer bölgelerde hukukun üstünlüğü tali bir mesele olarak görülüyor. Devletlerin, hukukun üstünlüğünden fiilen muafmış gibi davrandıklarını görüyoruz: hukuka aykırı güç kullanımı, sivil altyapıların hedef alınması, insan hakları ihlalleri ve istismarlar, nükleer silahların yasadışı biçimde geliştirilmesi, hükümetlerin hukuka aykırı biçimde değiştirilmesi ve hayati insani yardımların engellenmesi yoluyla.

Antonio Guterres’in Güvenlik Konseyi’ndeki bu konuşması “dünyada hukukun üstünlüğünün yerini orman kanununun aldığı” uyarısını yaptığı konuşma—uluslararası düzende derin bir krizin yansımasıdır. Guterres, 80 yıldır uluslararası hukuk sistemi ve BM Şartı’nın üçüncü bir dünya savaşını engellediğini, ancak bugün aynı sistemin giderek daha fazla görmezden gelindiğini vurguladı. Bu kabul, siyasi bir abartı değil; Gazze ve Ukrayna’dan Afrika Saheli’ne, Myanmar ve Venezuela’ya kadar farklı kriz ve savaş alanlarında görülen bir gerçeğin tasviridir. Bu alanlarda hukuki kurallar, siyasi literatürde “à la carte (alakart)” olarak adlandırılan, yani “çıkarlar temelinde seçici” bir biçimde uygulanmaktadır. Guterres’in sözlerinin açık ve somut bir örneği, Donald Trump’ın başkanlığı döneminde, çok sayıda yasa dışı eylemiyle uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın sınırlarını hiçe sayan Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Bu sert nitelemenin ilk nedeni, uluslararası hukukun açık ihlallerinin eşi görülmemiş biçimde yayılmasıdır. Guterres açıkça “vahim ihlallerden” söz etti; sivillere yönelik saldırıları, güç kullanma yasağının göz ardı edilmesini ve insani yükümlülüklerin çiğnenmesini kapsayan ihlallerden. Devletler ve silahlı aktörler hesap verme korkusu olmaksızın şehirleri bombaladığında, uzun süreli insani kuşatmalar uyguladığında ya da sınırları değiştirmek için güç kullandığında, verilen pratik mesaj şudur: belirleyici olan hukuk değil, güçtür. Bu, orman kanununun mantığıdır: kim daha güçlüyse, iradesini dayatma hakkı da ondadır.

İkinci neden, hesap verebilirlik ve sorumluluk mekanizmalarındaki derin krizdir. Guterres ve toplantıdaki pek çok konuşmacı, büyük güçler arasındaki rekabet ve veto hakkının yaygın kullanımı nedeniyle Güvenlik Konseyi’nin birçok krizde felç olduğunu vurguladı. Şart’ın uygulanmasını güvence altına alması gereken bir kurumun kendisi jeopolitik çekişmelerin alanına dönüştüğünde, hukuk ihlalcileri fiilen dokunulmazlık hissine kapılmaktadır. Uluslararası mahkemelerde etkili takibin olmaması, yargı kurumları üzerindeki siyasi baskılar ve dosyalara yaklaşımda çifte standartlar, adaletin evrensel ve tarafsız değil, seçici ve siyasi olduğu algısını güçlendirmektedir.

Üçüncü etken, çok taraflı kurum ve kurallara duyulan güvenin aşınmasıdır. Guterres, uluslararası sistemin “büyük ya da küçük” tüm devletleri eşit biçimde bağlayan ortak kurallar üzerine kurulu olduğunu hatırlattı. Ancak son yıllarda anlaşmalardan tek taraflı çekilmeler, kararlara kayıtsızlık ve uluslararası örgütlerin zayıflatılması, dünyaya şu mesajı vermiştir: hukuki taahhütler, ancak büyük güçlerin kısa vadeli çıkarlarıyla çatışmadığı sürece geçerlidir. Böyle bir ortamda ülkeler, hak ve kurumlara dayanmak yerine silahlanma yarışına, geçici ittifaklara ve sert caydırıcılık mantığına yönelir; bu da ormanda hayatta kalma mantığına geri dönüş anlamına gelir.

Dördüncü neden, küresel düzenin parçalanması ve bölünmesidir. Silahlı devlet dışı aktörlerin, güçlü çok uluslu şirketlerin ve ulusötesi ağların sayısındaki artış; savaş ile barış, iç ile uluslararası alan ve hatta örgütlü suç ile silahlı çatışma arasındaki sınırları bulanıklaştırmıştır. Büyük ölçüde devletlerin davranışlarını düzenlemek için tasarlanan geleneksel uluslararası hukuk kuralları, bu karmaşık gerçeklik karşısında boşluklar ve yetersizlikler yaşamaktadır. Ne anlaşmalara taraf olan ne de kendini onlarla bağlı sayan aktörlerin sahaya girmesi, şiddetin hukuki bir çerçeve olmaksızın yayılabildiği gri alanlar yaratmaktadır.

Sonuç olarak, Guterres’in “orman kanununun egemenliği”ne dair kabulü hem bir uyarı hem de bir davettir. Uluslararası toplum, uluslararası hukuka olan güveni yeniden inşa etmeye, Güvenlik Konseyi gibi kurumları reforme etmeye, hesap verebilirlik mekanizmalarını güçlendirmeye ve çifte standartlara son vermeye razı olmazsa; dünya, adaletin ve kalıcı güvenliğin anlamını yitireceği bir duruma doğru sürüklenecektir.