ABD ve anlatı mühendisliği; dış medya savaşından vatandaşların bastırılmasına Kadar
Pars Today – Reuters, ABD’de anlatı kontrolünün baskı aracı hâline geldiğini ortaya koyuyor. Bu araç, ABD dış politikasında da farklı medya kanalları üzerinden Washington’un hedefleri doğrultusunda kullanılıyor.
Anlatıların kontrolü yalnızca ABD’nin dış politikasında güç ve baskı uygulamanın bir aracı değil; aynı zamanda iç politikada ve ABD halkını bastırmak için de kullanılıyor. Reuters’in 28 Ocak tarihli manşeti bu konuya ayrılmış durumda. Pars Today, Reuters’in söz konusu raporundan aşağıdaki analitik özeti sunuyor.
Reuters’in, ABD göçmenlik görevlileri ile vatandaşlar ya da göçmenler arasında yaşanan altı şiddetli olaya dair yürüttüğü araştırmacı inceleme, ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın sistematik biçimde bazı anlatıları yayıp medyaya servis ettiğini ve bu anlatıların daha sonra video görüntüleri, mahkeme belgeleri ve bağımsız resmî raporlarla çürütüldüğünü gösteriyor. Altı vakanın tamamında, federal yetkililer gerçekler netleşmeden önce mağdurları “silahlı tehdit”, “isyancı” ya da “yerli terörist” olarak tanımlamış ve ölümcül güç kullanımını meşrulaştırmıştır.
Rapora göre, Minneapolis’te iki ABD vatandaşının öldürülmesinden Teksas’ta bir tutuklunun ölümüne ve Chicago’daki bir silahlı saldırı dosyasının kapatılmasına kadar uzanan olaylarda, resmî açıklamalar ile somut deliller arasındaki çelişki, hesap verebilirlik yerine anlatı kontrolüne dayalı kaygı verici bir modeli ortaya koymaktadır. Bazı durumlarda federal mahkemeler dahi devleti açıkça “gerçeğin kapsamlı biçimde çarpıtılması” ile suçlamıştır. Altı olayın özeti şöyledir:
Birinci olayda, İç Güvenlik Bakanlığı Minneapolis’te Alex Peretti’nin öldürülmesinin ardından onun ateşli silahla sınır devriyesi ajanlarına yaklaştığını ve ölümcül bir tehdit oluşturduğunu iddia etti; ancak video görüntüleri, Peretti’nin elinde cep telefonu bulunduğunu, silahının kılıfında olduğunu ve ajan tarafından vurulmadan önce ondan ayrıldığını gösterdi.
İkinci olayda, aynı bakanlık Rene Goude’un öldürülmesini “aracın silah olarak kullanılması” ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlisini ezme girişimi olarak tanımladı. Oysa yayımlanan videolar, ajanların bizzat onun aracına doğru ilerlediğini ve araçla kasıtlı bir saldırıya dair açık bir kanıt bulunmadığını ortaya koydu.
Üçüncü olayda, Julio Sosa-Selis’e ateş açılması başlangıçta planlı bir saldırıya karşı savunma tepkisi olarak sunuldu; ancak FBI belgeleri, tüm operasyonun araç plakasının yanlış teşhis edilmesiyle başladığını ve ateş açılmasının kişilerin kaçmakta olduğu sırada gerçekleştiğini ortaya çıkardı.
Dördüncü olayda, Teksas’taki bir gözaltı merkezinde Geraldo Lunas Campos’un ölümü önce “tıbbi rahatsızlık”, ardından “intihar girişimi” olarak açıklandı. Ancak ilçe adli tabip raporu, ölüm nedenini boyun ve göğüs kafesine uygulanan baskı sonucu meydana gelen boğulma, yani cinayet olarak tespit etti.
Beşinci olayda, İç Güvenlik Bakanlığı Chicago’da protestoculara karşı göz yaşartıcı gaz kullanımını şiddetli bir saldırıya tepki olarak tanımladı; ancak bir federal yargıç, sınır birimlerinden bir komutanın mahkemede güç kullanımının gerekliliği konusunda defalarca yalan söylediğini açıkladı.
Altıncı olayda, ABD vatandaşı Mari-Mar Martinez’e ateş açılması silahlı bir kişiye karşı savunma olarak sunuldu. Oysa vücut kamerası görüntüleri, onun hiçbir zaman silahını çıkarmadığını gösterdi ve nihayetinde federal hükümet dosyayı kapattı.
Bu altı olayın toplamı, çelişkilerin istisna değil; kamuoyunun anlatısını kontrol etmeye ve gerçeğin ortaya çıkarılması sürecinin önüne geçmeye yönelik örgütlü bir modelin parçası olduğunu göstermektedir. Bu model, federal güvenlik kurumlarının güvenilirliğini ve devletin ölümcül güç kullanımındaki dürüstlüğünü doğrudan sorgulatmakta; aynı zamanda ABD’nin dış politikasında ve dünya ülkeleri üzerinde baskı uygularken de siyasetçiler tarafından sıkça kullanılan bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.