Epstein Dosyası: Batı’nın Kadın Haklarını Savunmadaki İkiyüzlülüğünün İfşa Kazanı
ParsToday – ABD Hazine Bakanlığı tarafından Epstein belgelerinin yayımlanması, bu milyonlarca sayfalık dosyanın en karanlık katmanlarından birini açığa çıkardı; Batı’nın kadınları desteklediğine dair iddialarını ciddi sorularla karşı karşıya bırakan ve Batı’nın kadına yönelik vahşi bakış açısının sembolü olan bir katman.
Epstein belgelerinde yer alan anlatımlardan birine göre, genç bir kız daha önce cinsel istismara uğradığı için Epstein’a sığınmış, destek ve güvenlik aramıştı. Ancak tam da orada, korunmak yerine yeniden istismara maruz kaldı. ParsToday’in aktardığına göre bu anlatı — sarsıcı ama son derece açıklayıcı — Epstein dosyasının Batı hakkında kamuoyunun önüne koyduğu çelişkinin belki de en özlü özetidir: Güvenin çöküşü, tam da güvenli olması gereken yerde.
Jeffrey Epstein dosyası yalnızca bir kriminal skandal değildi; aynı zamanda daha büyük bir iddianın da sınavıydı: Batı’nın kadın haklarını savunmadaki öncülük iddiası. Batı, son on yıllarda kendisini kadınların hukuki ve toplumsal eşitliğinin bayraktarı olarak sunmuştur. Ancak gerçekte yaşanan, tarihin hiçbir döneminde görülmemiş ölçüde daha sert ve daha derin bir sömürü olmuştur. Batı’da “kadın özgürlüğü” adı altında gerçekleşenler, aslında piyasa mantığını ve tüketim kültürünü normalleştiren bir zemin oluşturmuştur; bu kültür ise kadının bedenine şiddetle ihtiyaç duymaktadır: devasa pornografi endüstrisi, ticari cinsel eğlence, beden teşhirinin normalleştirilmesi, cinselliğin metalaştırılması ve benzeri uygulamalar… Bu endüstri, toplumun geniş bir kadın kesimini hedef almakta ve artık yalnızca seks işçileriyle yetinmemektedir.
Batı defalarca, cinsel istismarın suç sayılması, şikâyet mekanizmaları, destekleyici kurumlar ve kadınların eğitim, siyaset ve ekonomide daha fazla yer alması sayesinde kadınlara ve özgürlüklerine büyük hizmetler sunduğunu iddia etmiştir. Ancak Epstein dosyası gösterdi ki, bu yasalar gerçekte yaşananlara itiraz edilmemesi için birer perde işlevi görmüştür: Hammaddesi kadın bedeni olan bir endüstrinin baş döndürücü biçimde büyümesi!
Aslında Epstein dosyası tam da bu noktayı hedef almaktadır: Tarih boyunca kadınlara yönelik en eski ve en temel zulüm biçimi, bedenlerinin sömürülmesidir. Peki, kadınları korumak için bu kadar çok yasaya sahip olan bir ülkede, bu zulüm nasıl bu kadar örgütlü bir şekilde gerçekleşebilmiştir?
Epstein dosyasındaki belgeler ve tanıklıklar, zengin ve nüfuz sahibi erkeklerden oluşan bir ağın yıllar boyunca savunmasız genç kızlara ve kadınlara erişebildiğini ortaya koymuştur. Dolayısıyla sorun yasa eksikliği değildir; insan ticareti ve cinsel istismara karşı yasalar mevcuttu. Sorun, en iyimser yorumla, bu yasaların göstermelik olması ve para ile güç karşısında uygulanacak iradeye sahip olmamasıdır. Servet, nüfuz ve ilişkiler, fiilen bir dokunulmazlık yaratmakta ve mağduru sessizliğe mahkûm etmektedir.
Diğer bir ihtimal ise şudur: Bu yasalar, kadınların sömürülmesini tekelleştirmek için kullanılan araçlar ve birer örtüdür. Kadının onurundan ve özgürlüğünden söz eden aynı toplumlar, kadın bedeninin ticarileştirilmesinin en büyük pazarlarını da barındırmaktadır: pornografi endüstrisinden reklamlara ve beden teşhirine dayalı eğlenceye kadar.
Bir diğer çelişki ise elitlerin rolüdür. Kamuoyunda kadın haklarını savunan bazı güç odaklarının isimleri, bu dosyanın belgelerinde — farklı düzeylerde suçlama ya da bağlantı çerçevesinde — yer almaktadır. Bu skandal, yeni bir güven kırılması yaratmaktadır: Savunucuların kendileri suçlama altında kaldığında, mağdurlar düşündüklerinden bile daha savunmasız olduklarını hisseder. Kendilerini koruduğunu iddia eden Batı’nın sahte dünyası, gözleri önünde çökmektedir.
Burada şu soru gündeme gelmektedir: Bu korkutucu dünyada, kadınları gerçekten koruyacak bir umuda hâlâ yer var mıdır?