Hürmüz Kabusu: G7'nin İran'a Karşı Savaşın Sonuçlarıyla Kuşatılması
İran'a yönelik saldırgan savaşın Batı için artan maliyetleri ve petrol fiyatlarındaki yükselişle eş zamanlı olarak, G7 dışişleri bakanları Fransa'da toplanarak krizi ve Hürmüz Boğazı'ndaki durumu kontrol altına almanın bir yolunu bulmaya çalışıyor.
IRNA'nın haberine göre, G7 dışişleri bakanları toplantısı Fransa'da Cuma günü başladı. Görüşmelerin odağı, savaşın başlangıçtaki beyan edilen hedeflerinden belirgin şekilde uzaklaşarak, özellikle enerji alanındaki acil sonuçlarının yönetimine kaydı. Dünyanın en hassas enerji arterlerinden biri olan Hürmüz Boğazı'nın bu müzakerelerin merkezinde yer alması, bu ülkelerin önceliklerinde anlamlı bir değişikliğe işaret ediyor.
Toplantı öncesi yapılan açıklamalardan ve hakim atmosferden anlaşıldığı kadarıyla, bu ülkelerin pratik gündemi artık savaşın iddia edilen hedeflerini ilerletmeye odaklanmıyor; bunun yerine ekonomik sonuçları kontrol altına almak, küresel piyasalarda istikrarsızlığın artmasını önlemek ve bizzat bu savaşın neden olduğu sonuçları yönetmekle sınırlı kalıyor.
Bu çerçevede, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, toplantıdan önce Hürmüz Boğazı'nı uluslararası bir sorun olarak yeniden tanımlamaya çalıştı ve diğer ülkelerin de bu rotanın güvenliğine katkıda bulunması gerektiğini iddia etti. Krizin yükünü paylaşma diline yakın olan bu pozisyon, birçok Avrupalı gözlemci tarafından Washington'un artan enerji fiyatlarının baskısını azaltma ve bu savaşın maliyetlerinin bir kısmını müttefiklerine aktarma çabası olarak görülüyor.
Ancak, G7'nin bazı üyeleri dolaylı olarak ABD'nin bu savaştaki nihai hedefleri ve ilerleme yolu hakkında daha net açıklamalar talep etti. Bu talep, ekonomik ve güvenlik sonuçlarıyla giderek daha fazla yüzleşen Batılı müttefikler arasındaki artan tereddütlerin bir yansımasıdır.
Avrupa'da da bu öncelik kaymasının belirgin işaretleri görülüyor. Fransız yetkililer, Hürmüz Boğazı'nda deniz taşımacılığının güvenliğini garanti altına alacak mekanizmaları incelemek üzere görüşmelere başlandığını duyurdu, ancak aynı zamanda herhangi bir pratik eylemin çatışmaların azalmasından sonraki koşullara bağlı olacağını vurguladılar. Bu vurgu, bu girişimin tasarımcılarının bile sahadaki sınırlamaların ve mevcut yaklaşımların verimsizliğinin farkında olduğunu açıkça göstermektedir.
İngiltere'de de yetkililer, enerji yollarının açık tutulmasının önemini vurgularken, bu hedefe ulaşmanın gerilimin azaltılması ve diplomatik yollara dönülmeden mümkün olmayacağını belirtti. İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper daha önce bu krize hızlı bir çözüm bulunmasının zorunlu olduğunu ve bu çözümün Hürmüz Boğazı'nı da kapsaması gerektiğini kabul etmişti.
AB Dış Politika Sorumlusu Kaja Kallas, bu saldırgan savaşın ağır ekonomik ve güvenlik sonuçlarına işaret ederek, krizin sona ermesi ve diplomasi yoluna dönülmesi gerektiğini vurguladı. Bu pozisyon, Avrupa Birliği düzeyinde bile gerilimin devamının maliyetli ve güvenilmez bir seçenek olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Bu arada, petrol fiyatlarındaki artış trendi bu ülkelerin en önemli endişelerinden biri haline geldi. Brent petrolünün varil fiyatı yaklaşık 110 dolara ulaştı ve ekonomistler, bu eğilimin devam etmesinin Batı ekonomilerindeki enflasyonist baskıları artırabileceği ve tüketiciler için enerji maliyetlerini yükseltebileceği konusunda uyarıyorlar.
İran İslam Cumhuriyeti resmi olarak Hürmüz Boğazı'nın kapatılmadığını ve bu su yolunda deniz trafiğinin devam ettiğini açıklamıştır. Bu pozisyona göre, yalnızca saldırgan taraflara ait gemiler normal geçişten muaf tutulmaktadır ve diğer ülkeler güvenlik düzenlemelerine uydukları takdirde güvenli geçiş hakkına sahip olabilirler. Bu pozisyon, bazı Batı ülkelerinin ortaya attığı siyasi anlatıları fiilen zorlamakta ve bölgedeki deniz taşımacılığının devam eden güvenliğini vurgulamaktadır.
Son 24 saatin gelişmeleri de Beyaz Saray'daki bir tür kafa karışıklığı ve çok sesliliği açıkça göstermektedir. Donald Trump, iddia ettiği son tarihin sona ermesi arifesinde, İran'ın enerji altyapısına yönelikiddia ettiği saldırıların ertelendiğini bir kez daha duyurdu ve aynı zamanda müzakere sürecinin "önemli ilerlemeler" kaydettiğini iddia etti.
Tehditten diplomatik ilerleme iddiasına aynı anda geçiş, ABD hükümet yetkililerinin son günlerde krizin gelecekteki yolu hakkında çelişkili mesajlar iletmesi ve hatta bu ülkenin içinde bile bu politikanın nihai hedefi hakkında net bir değerlendirme olmamasıyla birlikte gerçekleşti.
Bu bağlamda, eski bir İngiliz Hava Kuvvetleri subayı da ABD başkanının ardı ardına verdiği son tarihlerinin güvenilirliğini sorgulayarak, Washington'un mevcut durumda Tahran'dan daha fazla anlaşmaya ihtiyacı olduğunu belirtti.
Sean Bell, Trump'ın daha önce bu operasyonu dört ila altı hafta olarak tanımladığını söyledi.“Diyelim ki bu çerçeveye bağlıydı; ancak şimdi zaman bu sınırı aştı ve aynı anda petrol fiyatlarındaki artışın yarattığı baskılar ile askeri kısıtlamaların yoğunlaşması giderek artıyor. Bu durum, Amerika’yı ister istemez bir çözüm arayışına yöneltti.
Bu gelişmelerin toplam sonucu, ABD’nin İran’a karşı savaş ilanına yönelik politikasının ciddi uygulama zorluklarıyla karşı karşıya kaldığını gösteriyor ve bu da üst düzey karar alma mekanizmalarında kafa karışıklığı belirtilerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Görüşlerin sık sık değişmesi, birbiriyle çelişen mesajların iletilmesi ve daha önceki bazı tehditlerden tedrici geri adım atılması; tümü, beyan edilen hedefler ile sahadaki gerçekler arasındaki uyumsuzluğu ortaya koyuyor.
Bu açıdan bakıldığında, Batılı güçlerin bugün, savaşla ilgili ilk iddia ettikleri hedefleri tekrar etmek yerine, ekonomik bir saldırının sonuçlarını ve Hürmüz Boğazı’ndaki durumu yönetmenin yollarını düşünmek zorunda kalması; her şeyden önce, düşmanın ilk hesaplarının boşa çıkışını, gündemin istemeden değişmesini ve savaşın gidişatını ile sonucunu etkilemeye yönelik İran’ın stratejik araçlarından yalnızca biri karşısında iddia sahibi güçlerin çaresizliğini yansıtmaktadır.”