Trump neden İran’la savaşta “stratejik aşağılanma” tuzağına düştü?
https://parstoday.ir/tr/news/world-i299086-trump_neden_İran’la_savaşta_stratejik_aşağılanma_tuzağına_düştü
Parstoday – Financial Times gazetesi, analistlere dayandırdığı haberinde, Trump’ın İran’la savaşta stratejik bir aşağılanma durumuna sürüklendiğini ve ülke içindeki siyasi bedeli ödemeden bu savaştan çıkamayacağını yazdı.
(last modified 2026-08-05T13:47:58+00:00 )
Ağustos 05, 2026 16:43 Europe/Istanbul
  • Trump neden İran’la savaşta “stratejik aşağılanma” tuzağına düştü?

Parstoday – Financial Times gazetesi, analistlere dayandırdığı haberinde, Trump’ın İran’la savaşta stratejik bir aşağılanma durumuna sürüklendiğini ve ülke içindeki siyasi bedeli ödemeden bu savaştan çıkamayacağını yazdı.

Parstoday’in haberine göre, Financial Times Ağustos 2026’da ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın durumuna ilişkin kapsamlı bir analiz yayımlayarak “stratejik aşağılanma” kavramına dikkat çekti. Bu kavram, savaşı “İslam Cumhuriyeti yönetimini devirmek ve İran’ın koşulsuz teslim olması” sloganlarıyla başlatan ABD başkanının, artık ne gururla geri çekilebildiği ne de iç politikada ağır bir bedel ödemeden savaşa devam edebildiği bir durumu ifade ediyor. Trump ve danışmanları son beş ay içinde İran’la bir anlaşmanın “yakın zamanda gerçekleşeceğini” onlarca kez iddia etti.

Ancak böyle bir anlaşma İran ile Umman arasındaki müzakereler yoluyla gerçekleşse bile, ABD başkanının savaşın başında belirlediği hedefleri gerçekleştirmeyeceği belirtiliyor. Trump’ın acil talepleri; İran’ın nükleer faaliyetleri, balistik füzeleri ve bölgedeki direniş gruplarıyla ilgili konularda anlaşmaya varılmasını içeriyordu. Ancak bu talepler artık tek bir konuya indirgenmiş durumda: İran’ın Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi durumuna dönmesine izin vermesi.Haberde, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemeye yönelik bir anlaşmayı İran’la nihai mutabakat olarak nitelendiren son açıklamasına değinilerek şu ifadelerine yer verildi: “Şu anda acilen ulaşmaya çalıştığımız anlaşmanın odağında Hürmüz Boğazı bulunuyor.” Eleştirmenler, bu açıklamaların tek başına ABD için stratejik bir aşağılanmanın göstergesi olduğunu savunuyor.Beş aylık savaşın ardından savaş alanındaki inisiyatifin İran’ın eline geçtiği görülüyor. İran ve direniş ekseni, savaş cephelerini Hürmüz Boğazı’ndan Kızıldeniz’e kadar genişleterek çatışmanın temposunu belirliyor. İran’ın Ürdün’deki ABD askeri tesislerine yönelik önleyici saldırıları ve bölgedeki direniş ekseninin faaliyetlerini artırması, İran’ın yeni stratejisinin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Bu stratejiye göre amaç ya Trump’ı İran’a karşı geniş çaplı askeri saldırılardan caydırmak ya da onu uzun ve yıpratıcı bir savaşta siyasi açıdan tüketmek.

Bu güç dengesi değişimi, Trump’ı her geniş çaplı saldırı tehdidinde bulunduğunda geri adım atmak zorunda kaldığı bir konuma sokuyor. Bunların yanı sıra Trump, ABD içinde de karmaşık bir durumla karşı karşıya. Financial Times için yapılan bir ankete göre, kayıtlı Amerikalı seçmenlerin yüzde 58’i İran’la savaşın “maliyetlerine değmediğini” düşünüyor. Bu savaş, yalnızca Trump’ın Kasım 2026’daki Kongre ara seçimleri öncesindeki popülaritesini etkilemekle kalmadı; aynı zamanda Tomahawk ve THAAD füzeleri ile Patriot savunma sistemlerinin stratejik stoklarını da ciddi biçimde azalttı.Görünüşe göre Trump bir ikilem içinde sıkışmış durumda: Bir yandan İran’a karşı savaşı tırmandırmak, daha fazla kayıp vermek ve sonsuz bir bataklığın içine daha fazla gömülmek anlamına geliyor. Diğer yandan İran’ın şartlarını kabul eden bir anlaşmaya razı olmak, siyasi rakipleri tarafından geri çekilmek ve yenilmekle suçlanmasına yol açacak. Bu nedenle İran savaşı yalnızca Washington’u yeni bir bataklığa sürüklemekle kalmadı; aynı zamanda ABD’nin Çin’le olası gerilimler gibi daha büyük stratejik tehditlerle mücadele kapasitesini de zayıflattı.Sonuç olarak, Trump’ın gerçekleştirme kapasitesine sahip olmadığı iddialı sloganların kurbanı olduğu söylenebilir. Trump artık savaşın devamı veya aşağılayıcı bir barışı kabul etmek dahil her seçeneğin kendisi için ağır siyasi maliyetler doğuracağı bir noktada bulunuyor. Financial Times’ın “stratejik aşağılanma” olarak tanımladığı durum tam da budur: Yanlış hesaplamalar ve açık bir stratejinin eksikliği nedeniyle sözde bir süper gücün yalnızca hedeflerine ulaşamaması değil, aynı zamanda kendi yarattığı krizden çıkma yeteneğini de kaybetmesi.