Analiz | Trump’ın İran’a karşı ekonomik savaşı: Artık işe yaramayan bir araç
https://parstoday.ir/tr/news/world-i299702-analiz_trump’ın_İran’a_karşı_ekonomik_savaşı_artık_işe_yaramayan_bir_araç
Pars Today – İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni tehditlerine tepki göstererek, “Başarısız politikaları sürdürmekte ısrar etmek yalnızca daha fazla başarısızlığa yol açacak ve İranlıların düşmanlığını beraberinde getirecektir” dedi.
(last modified 2026-08-21T03:46:51+00:00 )
Ağustos 21, 2026 06:45 Europe/Istanbul
  • Analiz | Trump’ın İran’a karşı ekonomik savaşı: Artık işe yaramayan bir araç

Pars Today – İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni tehditlerine tepki göstererek, “Başarısız politikaları sürdürmekte ısrar etmek yalnızca daha fazla başarısızlığa yol açacak ve İranlıların düşmanlığını beraberinde getirecektir” dedi.

Abbas Arakçi’nin bu açıklaması, Washington’ın yeni stratejisindeki temel zayıflığa işaret ediyor. ABD, son birkaç on yıldır uygulanan ekonomik ve askerî baskıların elde edemediği siyasi sonuca ekonomik araçlarla ulaşmak istiyor. Trump şimdi İran’a karşı “ezici bir ekonomik operasyon”dan söz ediyor ve hatta Tahran’la ticaret yapan ülkeleri cezalandırmakla tehdit ediyor. Ancak temel mesele şu: Yaptırımlar artık İran için bilinmeyen bir araç değil. Tahran, dört on yıl boyunca yaptırımlarla mücadele mekanizmaları geliştirdi, ticaret güzergâhlarını değiştirdi, ekonomik ortaklarını çeşitlendirdi ve kısıtlamalar altında petrol satmanın yollarını geliştirdi. Dolayısıyla bugün mesele yalnızca ABD’nin uyguladığı baskının düzeyi değil; asıl mesele Washington’ın ekonomik baskıyı siyasi teslimiyete dönüştürme kapasitesidir.

ABD’deki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) daha önce “maksimum baskı” kampanyasının İran ekonomisine ağır zarar vermesine rağmen Tahran’ın stratejik davranışında bir değişikliğe yol açmadığını belirtmişti. Petrol alanında dahi ABD’nin İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirme hedefi ciddi güçlüklerle karşılaşmış durumda. İran’ın petrol ihracatının önemli bir bölümü hâlâ dış pazarlara ulaşmayı sürdürüyor. Arakçi’nin uyarısının önem kazandığı nokta da burasıdır. Yaptırımlar, hedef ülkenin alternatif seçeneklerden yoksun olduğu ve geniş bir ittifakın yaptırımların uygulanmasını güvence altına aldığı durumlarda en fazla etkiye sahip olur. Ancak ekonomik baskı tek taraflı hâle geldikçe, diğer ülkelerin alternatif yollar oluşturma motivasyonu da artar. CSIS de Washington’ın yaptırımları aşırı ve tek taraflı biçimde kullanmasının uzun vadede ülkeleri doların hâkim olduğu finansal sisteme bağımlılıklarını azaltmaya yöneltebileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Trump’ın yeni tehdidi bu açıdan daha büyük bir çelişki de içeriyor. Washington, İran’ın direnişinin ekonomik maliyetini artırmak istiyor; ancak bu baskı, ABD ekonomisinin kendisinin 40 trilyon doların üzerinde federal borçla (gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 124’ü), yıllık 1 trilyon dolara yaklaşan faiz maliyetiyle ve yaklaşık yüzde 3,4 oranındaki yıllık enflasyonla karşı karşıya olduğu bir dönemde uygulanıyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın resmî verileri borç miktarını günlük olarak kaydediyor. Borcun faiz maliyeti ise artık hükümet harcamalarının en büyük kalemlerinden biri hâline gelmiş durumda ve hatta savunma bütçesini dahi aşmış bulunuyor.

Öte yandan ekonomik yaptırımların deniz ablukasına dönüştürülmesi, riski ikili ilişkiler düzeyinden çıkarıyor. Hürmüz Boğazı yalnızca İran ile ABD arasındaki bir mesele değil; küresel enerji ekonomisinin başlıca damarlarından biridir. Bu güzergâhtaki herhangi bir kalıcı aksama, petrol fiyatlarını, sigorta ve taşımacılık maliyetlerini ve enerji ithal eden ekonomilerdeki enflasyonu etkiler. Son raporlar, Hürmüz’den geçen petrol tankerlerinin sayısındaki sert düşüşün sigorta primlerini ve enerji fiyatlarını artırdığını ve küresel piyasayı yeni bir şok riskiyle karşı karşıya bıraktığını gösteriyor.

Böyle bir ortamda ekonomik savaş, İran’a karşı bir baskı aracından ABD ve müttefikleri üzerinde baskı oluşturan bir kaynağa dönüşebilir. CSIS’in Hürmüz’deki duruma ilişkin analizi de mevcut çatışmanın yalnızca askerî bir rekabet olmaktan ziyade, tarafların “maliyete katlanma” kapasitesinin ve müzakere gücünün sınandığı bir mücadele olduğuna dikkat çekiyor. Washington daha üstün askerî kapasiteye sahip olabilir; ancak bu, onun ekonomik ve siyasi maliyetlerden muaf olduğu anlamına gelmez.

Dolayısıyla İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin yanıtı, siyasi irade üzerindeki daha büyük bir mücadelenin çerçevesinde değerlendirilmelidir. ABD daha fazla yaptırım uygulayabilir, daha fazla finansal kanalı kapatabilir ve İran’ın ekonomik ortakları üzerindeki baskıyı artırabilir; ancak bunların hiçbiri ekonomik baskının siyasi teslimiyete dönüşmesini garanti etmez. Son kırk yıllık deneyim, askerî ve ekonomik tehditlerin Tahran’ın güvenlik ve siyasi hesaplamalarını zorunlu olarak değiştirmediğini göstermiştir.

Trump’ın stratejisindeki sorun da tam olarak burada yatıyor: Washington, yeniden yaptırımları İran’ın iradesinin çökeceği varsayımıyla uygulamaya koyarsa, Tahran’ı geri adım atmaya zorlamak yerine savaşın ekonomik maliyetlerini ABD ve küresel ekonomi genelinde dağıtabilir. Arakçi’nin mesajı aslında bu hesaplamaya yönelik bir uyarıdır. Siyasi hedefini bir kez gerçekleştiremeyen bir politika, daha büyük bir şiddetle uygulanması durumunda da mutlaka başarıya ulaşmaz.