Hürmüz Boğazı’ndan sandıklara; Trump’ın Kasım 2026 seçimlerini etkileme çabası
Parstoday – ABD’de Kasım 2026’da yapılacak ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, ABD Başkanı Donald Trump bu kritik seçimlerin sonucunu etkileme çabalarını yoğunlaştırdı.
Parstoday’ın haberine göre Donald Trump, Kasım 2026 ara seçimleri öncesinde, işçi sınıfının ve yaşlıların desteğini kazanmak ve onların Cumhuriyetçilere oy vermesini sağlamak amacıyla geniş kapsamlı ve iddialı mali vaatlere odaklandı.
Trump, seçimlere kalan haftalarda her yetişkin Amerikan vatandaşı için 5 bin dolarlık “Trump Temettüsü”nden (Trump Dividend) defalarca söz etti ve bu ödemeyi Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato’da zafer kazanması şartına bağladı. Trump’a göre gümrük vergilerinden elde edilen gelirler ve “eşi benzeri görülmemiş ekonomik başarı” sayesinde finanse edilecek bu vaat, Demokratların yanı sıra bazı Cumhuriyetçilerden de sert ve eleştirel tepkiler aldı. Muhalifler bu planı seçmenlere yönelik “açık rüşvet” olarak nitelendirirken, ekonomi uzmanları böyle bir ödemenin ulusal borca 1 trilyon dolardan fazla yük getirebileceği ve fiyatların zaten yükseldiği bir ortamda enflasyonu daha da körükleyebileceği uyarısında bulundu.
Bu büyük vaadin yanı sıra Trump, Medicare kapsamında bulunan 20 milyondan fazla yaşlı vatandaşa yaklaşık 100 dolarlık çekler gönderileceğini açıkladı. Trump’a göre bu ödeme “Medicare İyileştirme Fonu”ndan karşılanacak ve B Bölümü primlerinin ödenmesine yardımcı olmayı amaçlayacak. Her ne kadar bu miktar görünüşte küçük olsa da Cumhuriyetçilerin seçim propagandasında “Trump’ın yaşlılara bağlılığının” ve “parayı halkın cebine geri koymasının” göstergesi olarak sunuluyor. Ancak eleştirmenler, 2026 yılında Medicare’in standart priminin aylık yaklaşık 202 dolar olduğunu ve 90 dolarlık yardımın bir aylık maliyetin yarısından azını karşıladığını hatırlatıyor. Propaganda ile gerçeklik arasındaki bu çelişki, Trump’ın ekonomik vaatlerine yönelik kamuoyundaki güvensizliğin daha da artmasına neden oluyor.
Ancak bu mali vaatleri daha ağır bir gölgenin altında bırakan asıl mesele, 7 ayın ardından İran’la savaşın seçim kampanyalarının en önemli gündemlerinden biri hâline gelmiş olmasıdır. Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve enerji akışının aksaması, ABD’de benzin ve motorin fiyatlarını eşi görülmemiş seviyelere yükseltti. Normal benzinin galon başına ulusal ortalama fiyatı yaklaşık 4,48 dolara ulaşırken, geçen yıl bu rakam yaklaşık 3,13 dolardı. Motorinin galon fiyatı da 6 doların üzerine çıktı. Teksas’ta Vali Greg Abbott, yakıt sıkıntısı ve motorin fiyatlarındaki sert artış nedeniyle olağanüstü hâl ilan etti. Bu maliyet artışları yalnızca Amerikan haneleri üzerinde baskı oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda Cumhuriyetçilerin kırsal ve banliyö bölgelerindeki seçmen tabanını orantısız biçimde etkiledi. Bu bölgelerde otomobile ve tarım ile taşımacılık gibi yakıta dayalı sektörlere bağımlılık oldukça yüksek.
Anketler, bu ekonomik baskının hızla Cumhuriyetçiler açısından bir seçim krizine dönüştüğünü gösteriyor. Cook Political Report, Demokratların Temsilciler Meclisi’ni yeniden kazanmasının “neredeyse kesin” olduğunu ve Senato’yu ele geçirme ihtimallerinin de “oldukça gerçekçi” göründüğünü öngördü. Raporlara göre Trump’ın 2024 seçimlerinde önemli bir farkla kazandığı Teksas, Iowa ve Ohio gibi eyaletler bile artık “başa baş” veya “çekişmeli” olarak sınıflandırılıyor.
Bu koşullarda, rekabetin yoğun olduğu eyaletlerdeki birçok Cumhuriyetçi aday, Trump ve İran savaşıyla arasına mesafe koymaya çalışıyor. Michigan’daki Senato adayı Mike Rogers, seçim reklamlarında şöyle diyor: “İran’la savaş sona ermeli ve hızlı bir şekilde sona ermeli. Bu gerçekleştiğinde enerji maliyetleri düşecek, ancak Michigan aileleri bekleyemez.” Bu tutumlar, Cumhuriyetçilerin savaş ve enflasyon konularının Demokratlar karşısında kendileri için önemli bir zayıflık noktasına dönüştüğünün farkında olduğunu gösteriyor. Ancak bu çabalar yasama düzeyinde pek sonuç vermedi; yalnızca beş Cumhuriyetçi senatör Trump’ın savaş yetkilerinin sınırlandırılması yönünde oy kullandı ve partinin çoğunluğu operasyonların sürdürülmesini desteklemeye devam ediyor.
Başkanın gelini Lara Trump ise bir röportajında İran’la savaşın “Trump için bu ara seçimleri mahvedebileceğini” itiraf etti. Bununla birlikte, amaç İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engellemekse Kongre’nin kaybedilmesinin bile “buna değeceğini” savundu. Bu açıklamalar, Cumhuriyetçilerin seçim kampanyası içindeki stratejik çelişkiyi ortaya koyuyor: Bir yandan savaşı güvenlik açısından gerekli bir adım olarak sunmak istiyorlar; diğer yandan aynı savaşın seçmenlerin yaşam maliyetlerini artırdığını ve Demokratların seçim kampanyasındaki en önemli kozuna dönüştüğünü inkâr edemiyorlar.
Demokratlar bu ortamdan sistematik biçimde yararlanıyor. Seçim reklamlarında savaş, benzin fiyatları ve yaşam maliyeti krizi arasındaki bağlantıya giderek daha fazla odaklanıyorlar. Raporlara göre 2024 seçim döneminde benzin fiyatlarına değinen reklamların yüzde 87’si Cumhuriyetçiler tarafından hazırlanmışken, mevcut dönemde bu reklamların üçte ikisi Demokratlar tarafından hazırlanıyor ve bu reklamlarda Cumhuriyetçiler fiyat artışlarından sorumlu tutuluyor. Iowa ve Ohio gibi eyaletlerde Demokratlar, savaşın sonucu olarak gübre fiyatlarındaki ve tarım maliyetlerindeki artışa dikkat çekiyor; Teksas ve Kuzey Carolina’da ise benzin fiyatlarındaki artışı Cumhuriyetçi adaylarla ilişkilendiriyorlar.
Son olarak, bu seçimlerin tablosunu daha da karmaşık hâle getiren unsur, Trump’ın mali vaatlerinin parti içindeki anlaşmazlıkların konularından birine dönüşmüş olmasıdır. Bu anlaşmazlıklar, Trump’ın büyük miktarlarda para dağıtmaya yönelik vaatlerinin Cumhuriyetçilerin saflarında birlik oluşturmak yerine parti içinde yeni bölünmelere yol açtığını gösteriyor.
Görünen o ki Trump, 2026 ara seçimleri arifesinde stratejik bir ikilemle karşı karşıya: Bir yandan geniş kapsamlı mali vaatleri, enflasyondan ve savaşın maliyetlerinden yorulan seçmenleri memnun etmek ve zaman kazanmak için bir girişim; diğer yandan ise aynı savaş ve savaşın ekonomik sonuçları Demokratların en önemli silahına dönüşmüş durumda. Kamuoyu yoklamaları ve seçim analizleri, savaş ve ekonomi konusundaki genel memnuniyetsizlik dalgasının Demokratların her iki mecliste de zafer kazanma ihtimalini ciddi biçimde artırdığını ve Cumhuriyetçileri savunma pozisyonuna ittiğini gösteriyor. Böyle bir ortamda Trump’ın mali vaatleri, bir zafer stratejisinden ziyade, önündeki krizlerin oluşmasında herkesten daha fazla sorumluluğu bulunan partisinin kamuoyu desteğindeki serbest düşüşü kontrol altına alma çabası gibi görünüyor./