Yorum | İran Savaşının Faturası Trump’ın Masasında
Pars Today- ABD’de Demokratlar, Donald Trump yönetimine karşı yeni bir saldırı başlattı; bu kez yalnızca iç politika üzerinden değil, dış politika maliyetlerini ve İran savaşının ekonomik sonuçlarını gündeme getiriyorlar.
Trump’ın muhaliflerinin anlatısına göre, ABD ve Siyonist rejimin İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik askeri saldırısı artık Batı Asya’da uzak bir dosya değil; enerji fiyatlarını, yaşam maliyetini ve Amerikalı ailelerin ekonomik durumunu doğrudan etkileyebilecek ve bu yolla ara seçimlerin konularından birine dönüşebilecek bir savaştır.
Demokratlar, Trump’ın dış politika maliyetini kimin ödeyeceği sorusunu seçim rekabetinin merkezine yerleştirmeye çalışıyor. Beyaz Saray ulusal güvenlikten, caydırıcılıktan ve Amerika’nın gücünden söz ediyor; ancak hükümetin muhalifleri bu politikanın faturasını Amerikalıların günlük yaşamıyla ilişkilendirmeye çalışıyor; enerji fiyatlarından ve enflasyondan satın alma gücüne ve hanehalkı giderlerine kadar.
Bu yaklaşım, ekonominin hâlâ Amerikalı seçmenlerin en önemli kaygılarından biri olması nedeniyle önem taşıyor. Böyle bir ortamda enerji fiyatlarındaki herhangi bir artış veya enflasyonist baskının şiddetlenmesi, dış politikayı iç politikaya ilişkin bir meseleye dönüştürebilir. Washington’da ulusal güvenlik söylemiyle gerekçelendirilen bir savaş, Amerikalı vatandaşın günlük yaşamında artan maliyetler şeklinde kendini gösterebilir.
Yeni anketler de Amerikan kamuoyunun önemli bir bölümünün ülkenin İran’la savaşa askeri olarak girmesini desteklemediğini gösteriyor. Quinnipiac Üniversitesi’nin Temmuz 2026 tarihli anketinde seçmenlerin yüzde 60’ı ABD’nin İran’a karşı askeri harekâtına karşı çıkarken, yüzde 34’ü bunu desteklemiştir. Ayrıca yüzde 62’si Trump’ın İran konusundaki durumu yönetme biçimini onaylamadığını belirtmiştir. Bu rakamlar tek başına seçim sonucunu belirlemiyor, ancak İran savaşının Amerikan toplumunun önemli bir bölümü için ölçülebilir ve siyasi bir konuya dönüştüğünü gösteriyor.
Aslında Trump yönetimi açısından temel mesele yalnızca savaşa yönelik muhalefetin düzeyi değil; daha önemli olan, savaşın seçmenlerin ekonomik kaygılarıyla bağlantı kurmasıdır. Amerikalılar enerji fiyatlarındaki artışı veya enflasyonist baskıyı savaşla ilişkilendirirse, dış politika seçimlerin ekonomik tartışmasının bir parçasına dönüşebilir; hatta dış meseleleri genellikle öncelikleri arasında görmeyen seçmenler için bile.
Trump, İran’a yönelik askeri operasyonu güç, caydırıcılık ve Amerika’nın çıkarlarını savunmanın bir göstergesi olarak sunabilir, ancak seçmen bunu farklı bir ölçütle değerlendirebilir: Bu savaşın maliyeti nedir ve bu maliyet nihayetinde kimin omuzlarına yüklenecektir?
Aynı zamanda Amerikan toplumunun Siyonist rejime yönelik yaklaşımında da önemli gelişmeler yaşanıyor. Amerika’daki İsrail’e yönelik geleneksel destek son yıllarda çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı ve Gazze savaşı bu süreci daha da hızlandırdı. Şimdi İran savaşı da bu tartışmayı ahlaki ve insani düzeyden, Amerika’nın çıkarları ve maliyetleri hakkında daha doğrudan bir düzeye taşıyabilir.
Gallup’un Şubat 2026 tarihli verileri, bu kurumun onlarca yıllık araştırma tarihinde ilk kez Amerikalıların Filistinlilere yönelik sempatisinin İsraillilere yönelik sempatinin önüne geçtiğini gösteriyor. Amerikalıların yüzde 41’i Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu belirtirken, yüzde 36’sı İsraillileri seçmiştir. Bağımsızlar arasında ise her iki tarafa yönelik sempati yüzde 41 seviyesinde bulunmuştur.
Partiler arasındaki bölünme de bu konuda dikkat çekicidir. Aynı verilere göre Demokratların yüzde 65’i Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu belirtirken, Cumhuriyetçiler arasında yüzde 70’lik kesim hâlâ İsraillileri seçmiştir. Bu ayrışma, İsrail meselesinin Amerika’da geçmişe kıyasla partiler arasındaki anlaşmazlık konularından biri hâline geldiğini gösteriyor.
Böyle bir ortamda İsrail’in bazı politikalarına ve ABD’nin Tel Aviv’e yönelik askeri desteğine muhalefet artık yalnızca Demokratların sol kanadı tarafından dile getirilmiyor. Sağ kanatta da “Önce Amerika” akımı ve Tucker Carlson gibi isimler, dış müdahalelerin maliyeti ve iç çıkarların önceliklendirilmesi hakkında tartışıyor. Bu akımın argümanı, ABD dış politikasının Amerikalı vatandaşların doğrudan çıkarları üzerinden değerlendirilmesi ve dış taahhütlerin sınırsız iç maliyetler oluşturmaması gerektiğidir.
Bu şekilde İran savaşı, ABD dış politikasındaki mevcut ayrışmaları derinleştirebilir. Bir yandan Demokratların bir bölümü askeri harcamalar ve İsrail’e verilen destek konusunda soru işaretleri ortaya koyarken, diğer yandan muhafazakâr hareketin bir bölümü “Önce Amerika” sloganına dayanarak dış müdahalelerin sınırlandırılması gerektiğini savunuyor. Sonuç olarak, dış politika maliyetlerine yönelik muhalefet artık zorunlu olarak geleneksel sağ ve sol çerçevesinde kalmıyor.
Trump yönetimi açısından hassas nokta tam da burada. Ekonomi ve yaşam maliyeti hâlâ seçmenlerin başlıca meseleleri arasında yer alıyor ve Demokratlar İran savaşını bu kaygılarla ilişkilendirebilir. Böyle bir anlatıda mesele artık yalnızca Amerika’nın Batı Asya’ya askeri olarak müdahale edip etmemesi değil; Amerikalı vatandaşın bu müdahalenin ekonomik maliyetini de ödemeye hazır olup olmadığı sorusudur.
Quinnipiac’ın Temmuz 2026 tarihli anketi, seçmenlerin yüzde 49’unun mali durumunu geçen yıla kıyasla daha kötü değerlendirdiğini ve çoğunluğun da ekonominin kötüleşmekte olduğuna inandığını göstermiştir. Aynı zamanda yüzde 60, ABD’nin İran’a yönelik askeri harekâtına karşı çıkmıştır. Bu iki veri, ekonomik durum ile savaşa muhalefet arasında nedensel bir ilişki olduğunu kanıtlamaz; ancak Amerikan kamuoyu açısından önemli iki konunun aynı zaman diliminde yan yana geldiğini göstermektedir.
Bu açıdan bakıldığında, 3 Kasım’daki ara seçimler, seçmenlerin Trump yönetiminin dış politika maliyetlerine ilişkin yaklaşımının da ölçülebileceği bir alan olabilir. Elbette İran savaşının tek başına seçim sonucunu belirleyeceği söylenemez; ABD seçimleri ekonomiden ve göçten sağlık hizmetlerine, hükümetin performansından siyasi partilerin durumuna kadar bir dizi faktörün etkisi altındadır. Ancak savaş, özellikle ekonomik sonuçları seçmenler açısından hissedilir olmaya devam ederse, bu değişkenlerden biri olabilir.