ABD’nin Fars körfezine yönelik müdahaleci politikası
https://parstoday.ir/tr/news/world-i96777-abd’nin_fars_körfezine_yönelik_müdahaleci_politikası
Amerika uzun yıllardan beri Fars körfezi bölgesinde askeri varlığını sürdürüyor. Gerçekte İngiliz güçler 1971 yılında bu bölgeden çekildikten sonra Amerika bu stratejik bölgede askeri varlığını takviye etmeye özel özen göstermeye başladı ve hatta beşinci filosunu Bahreyn’e yerleştirdi.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Ocak 22, 2018 11:00 Europe/Istanbul
  • ABD’nin Fars körfezine yönelik müdahaleci politikası

Amerika uzun yıllardan beri Fars körfezi bölgesinde askeri varlığını sürdürüyor. Gerçekte İngiliz güçler 1971 yılında bu bölgeden çekildikten sonra Amerika bu stratejik bölgede askeri varlığını takviye etmeye özel özen göstermeye başladı ve hatta beşinci filosunu Bahreyn’e yerleştirdi.

Fars körfezi sahip olduğu zengin petrol kaynakları yüzünden özel önem arz eden bir bölge olmuştur. Ancak bu bölge son zamanlarda vekalet savaşları ve silah yarışına sahne oluyor. Bu süreçte İran’ın bölgede nüfuzunu önlemek Amerika’nın dış politikasının öncelikleri arasında yer aldığı anlaşılıyor. Gerçekte Amerika, korsan İsrail ve Arabistan şimdi tüm çabalarını İran’ı bölgenin siyasi gelişmelerinin arenasından dışlama üzerinde odaklanmış bulunuyor.

 

 

Amerika savunma Bakanı James Matis 19 Ocak Cuma günü Amerika’nın 2018 milli savunma stratejisini içeren yeni belgesini açıkladı. Bu belgenin bazı bölümlerinde 6 kez İran’ın adı geçiyor ve bir dizi mesnetsiz suçlamalar yöneltiliyor. Bu suçlamaların ana başlıklarını İran’ın teröre destek verdiği yaftası, bölgesel nüfuz ve hegemonyasını geliştirmesi ve füze gücünün tehditmiş gibi gösterilmesi oluşturuyor. Belgede Pentagon İran’ı kontrol altına alma çabalarını sürdüreceği belirtilerek, bunu bölgesel ittifakları kurma şeklinde yapmak istediği ifade ediliyor.

 

 

Aslında Amerika devleti yıllardır İran’ı kontrol altına almak için çok yönlü bir politika izliyor. Bu politikanın üç temel ekseni bulunuyor. birinci eksen İslam inkılabından yanlış bir imaj sunmak ve İran İslam Cumhuriyeti nizamını bölgede istikrarı bozan unsur gibi göstermektir. Bu eksen Amerika’nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikasının ana ekseni gibidir ve halen de devam etmektedir.

 

 

İkinci eksen İran’ı yaptırımlarla siyasi ve iktisadi kuşatma altına almak ve İran’ın iktisadi, ilmi ve uluslararası ilişkiler alanlarında ilerlemesini engellemektir. Bu eksen de halen Amerika devletinin gündemindedir.

Üçüncü eksen İran’ın çevresinde güvenlik sorunları yaratmak ve İran’ın savunma gücünü kısıtlamaya çalışmaktır. Bu eksen ise hali hazırda İslam inkılabı muhafızlar ordusunun füze gücünü kısıtlamak ve İran’ın bölgede caydırıcı gücünü zayıflatmek gibi hedeflerin üzerinde odaklanıyor.

 

 

Tüm bunlar, Amerika’nın bölgeye yönelik stratejisinin ağırlık merkezi, güvenlik bahanesi ile kendi ürettiği gerginlikleri ve krizleri korumaktan ibaret olduğunu gösteriyor.

Aslında bölgede ecnebi güçlerin askeri varlığının stratejik hedeflerinden biri bölgede tefrika çıkarmak ve bölge ülkelerini birbirine karşı kışkırtmaktır. Ecnebi güçler yıllardır bu politikadan bölgedeki hedefleri doğrultusunda yararlanıyor. Bu doğrultuda Amerika topraklarına saldırı telakki edilen 11 Eylül 2001 terör saldırıları Amerikalı yeni muhafazakarlara uluslararası düzende güç dengelerini değiştirme fırsatı sundu ve böylece Fars körfezinde yaklaşık otuz yıl uygulanan mevcut şartları koruma politikası yerini mevcut şartları değiştirme politikasına verdi.

 

 

Gerçekte 11 Eylül 2001 olayları Amerikalı yeni muhafazakarların harekete geçmesi için uygun bir fırsat oluşturdu ve böylece bu kesim oluşan yeni atmosferde Amerika’nın kaybetmekte olduğu hegemonyasını yeniden iade etmeye ve siyaseti güç temelinde yeniden teorize etmeye başladı. Böylece askeri güce ve zora başvurmak, Amerika’nın izlediği diplomasinin desteği olarak belirlendi, üstelik uluslararası camianın bu konuda ne düşündüğü asla önemsenmedi.

Öte yandan Amerika’nın Afganistan topraklarına saldırması ve ittifak güçlerinin bu ülkeye yerleşmesinden sonra Washington’un bölgeye yönelik politikası radikal hale geldi ve şer ekseni ile mücadele tezi ortaya atıldı.

 

Bu süreçte Amerika’nın daha güvenli bir bölge inşa etme iddiası daha çok siyasi mizah gibi duruyordu. Zira Amerika bizzat dünyada şer ve güvensizlik kaynağı olmuştu. Amerika 11 Eylül 2001 olaylarından sonra bu iddiaya dayanarak Afganistan ve ardından Irak topraklarını işgal etti. Fakat bu saldırı ve ardından gelen işgal süreci bölgede güvenliği sağlamak yerine El-kaide terör örgütünün büyümesine ve içinden tekfirci IŞİD terör örgütü gibi örgütlerin türemesine yol açtı ve tüm bunlar Amerika’nın Irak’taki on yıllık askeri varlığının ürünleriydi.

 

 

 

Şimdi ise Amerikan tarihinin ucubesi Donald Trump daha fasık ve daha yıkıcı düşünceleri ile güvenlik inşa etmeyi bahane ederek bir kaç hedef üzerinde odaklanıyor. Bu hedeflerin en belirgin olanı, Amerika’ya yönelik tehdit oluşturduğu bahanesi ile Ortadoğu bölgesini hedef tahtasına oturtmaktır. Amerika’ya göre buradan gelen tehditler terör, kitle imha silahları ve Amerika karşıtı devletlerdir. Bu arada bir çok uluslararası meseleler uzmanına göre Amerika’nın Ortadoğu ve Fars körfezi bölgesinde dış politikasının ağırlık merkezi İran ile mücadele etmek olduğu da belirtilmelidir.

 

 

 

Tahran üniversitesi siyasal bilimler fakültesi bölgesel etüt grubu üyesi ve İslami Şura Meclisi araştırma merkezi dış politika grubu Başkanı Dr. Muhammed Cemşidi bu konuda şöyle diyor:

Geçmişte darbeler veya bazı aşikar zulümler İran milletinin Amerika’nın davranışları hakkındaki düşüncelerine belli bir yön kazandırmıştır.  Buna göre ortada bir nevi kötümserliğin varlığı doğaldır. Ancak husumetin varlığı bir yana, Amerikalılar İran’ın bölgesel davranışları konusunda kuruntuya veya yanlışa kapılmamalıdır. İran’ın bölgedeki çabaları hegemonyasını dayatmak için değildir. İran bölgede barış ve huzur istiyor. İran hatta bölgede demokrasi taraftarıdır ve nerede demokrasi varsa, orada İran’ın milli çıkarları da temin edilmektedir. Bu yüzden İran bölgede barış ve demokrasi peşindedir.

 

 

 

Ancak Amerika bir dizi mesnetsiz iddiaları ileri sürerek kendince İran’ın tehdit olduğunu bölgedeki diğer aktörlere hatırlatmak istiyor.

Şikago üniversitesi hocası prof. John Mershaimer geçenlerde Tahran’da düzenlenen “İran ve ABD açısından Ortadoğu’nun bölgesel düzeninin ufku” başlıklı bir oturumda yaptığı konuşmada Amerika devletinin 2002 ila 2017 yılları arasında ve 11 Eylül 2001 olaylarının ardından izlediği dış politika süreçlerine işaretle şöyle dedi: rejimleri değiştirmek Amerika’nın Ortadoğu bölgesinde izlediği dış politika hedeflerinden biridir ve bunu yapmak için Afganistan, Irak, Suriye, Libya ve Mısır’da bazı çabaları olmuştur.

 

 

 

Prof. Mershaimer Amerika Başkanı Donald Trump’ın dış politikası hakkında da şöyle dedi: Trump’ın hiç bir deneyimi yoktur ve sadece yaklaşık bir yıldır Amerika’nın başına geçmiş bulunuyor. Trump her konuda hemen karar alıyor ve önemli ve hayati konularda görüşünü çok çabuk değiştirebiliyor.

Bu arada bölgede Arabistan ve ve Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan bazı baskıcı ve gerici Arap emirlikleri geçmişteki hatalarını tekrarlayarak hala Amerika’yı sarsılan iktidarlarının ayakta kalma güvencesi olarak görüyor.

 

 

 

Amerika’nın eski Başkanı Obama İran ve 5+1 grubu Temmuz 2015’te nükleer anlaşmaya vardıktan sonra CNN’e verdiği mülakatta Amerika geçmişte İran konusunda bazı hataları olduğunu, Saddam’ın İran’a dayattığı savaşta baas rejiminin desteklenmesi bu hatalardan biri olduğunu itiraf etti.

Ancak Amerika bu hatalarından siyasi hedeflerine ulaşmak için bir köprü gibi yararlanıyor. Nitekim şimdi Amerika savunma Bakanı Suriye’de IŞİD ile nasıl mücadele edeceklerini içeren yeni planlarından söz ederken, Amerika’nın esas eğilimi IŞİD ile mücadele etmek olmadığı ve sadece bölgede Fars körfezinin Güney kıyılarında yer alan Arap emirlikleri İran’a karşı askeri ittifaka yöneltmek istediği anlaşılıyor.