İslam İnkılabı Rehberi'nin yeni yıl konuşmasına bakış - 1
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i128428-İslam_İnkılabı_rehberi'nin_yeni_yıl_konuşmasına_bakış_1
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei yeni yılın ilk gününde kutsal Rezevi külliyede ziyaretçilere ve çevre sakinlerine hitaben cari yılın hakkında ve Batılı devletlerin İran ile mücadeleleri ve üretimi geliştirme gibi önemli konuların hakkında açıklamada bulundu.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Nisan 16, 2019 02:10 Europe/Istanbul

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei yeni yılın ilk gününde kutsal Rezevi külliyede ziyaretçilere ve çevre sakinlerine hitaben cari yılın hakkında ve Batılı devletlerin İran ile mücadeleleri ve üretimi geliştirme gibi önemli konuların hakkında açıklamada bulundu.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei’nin gündeme getirdiği önemli konulardan biri, iktisadi güçte ve iktisadi caydırıcılıkta istikrarlı bir konuma kavuşmak üzere bir yol haritasının belirlenmesiyle ilgiliydi.

Ayetullah Hamanei bu stratejik hedefe ulaşmanın Batılı devletlerin yardımları ve işbirliğinden umudu kesmeye bağlı olduğunu belirterek şöyle buyurdu: Tarihî deneyimler ve Batılıların davranışlarının gözlemlerinin sonuçları onlardan her türlü ihaneti ve komployu ve arkadan hançerlemeyi beklemek gerektiğini, fakat yardım, sadakat ve birlikteliği asla beklememek gerektiğini gösteriyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei cari yılın sorunları ve meselelerinin çözüm yolları hakkında da bu sorunlarla yüzleşmede tehditler ve fırsatlarla ilgili geniş kapsamlı bir yorum sundu.

Ayetullah Hamanei deneyimlere ve gerçeklere dayanan güçlü bir değerlendirme sunarak hş. 1398 yılı tehditlerin yılı olduğu yönünde yorum yapan bazı şahsiyetlere ve yazarlara ve kanaat önderlerine gösterdiği tepkide, bu görüşü asla kabul etmediğini, bilakis 1398 yılını ilahi tevfik sayesinde fırsatların yılı olarak gördüğünü belirterek, bu yıl imkanların ve açılımları yılı olacağını vurguladı.

Ayetullah Hamanei bundan farklı yorumları ileri süren ve sürekli tehditten dem vuranlar bilerek veya bilmeyerek düşmanların meydan okumalarının etkisi altında kalan kesim olduğunu kaydetti.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu akımın köklerini irdelerken de şu vurguyu yaptı: Bu milletin düşmanları pratikte yaptıklarından başka, psikolojik savaş da yürütüyorlar. Düşmanlar hem açıklama yapıyor, hem meydan okuyor. Bu meydan okumaları olduğu gibi iyi okumak gerekir. düşmanlar hş. 1397 yılı için de aynı şekilde meydan okudular ve bazılarını korkutmaya çalıştılar. Bir süre önce kim olduğunu açıkladığım bu bir numaralı ahmaklardan biri 1397 yılının ortalarında veya başlarında bir açıklama yaparak, eğer biz Bercam’dan çekilirsek, yani Amerika Bercam’dan çekilirse, İran sokaklarında isyan çıkar, halk ekmek bile satın alamaz, demişti. Yine şu bir numaralı ahmaklardan biri de bir açıklama yaparak Amerikalı baylar 2019 Noel bayramını Tahran’da kutlayacaklarını iddia etmişti. Tüm bunlar, söylenen sözlerdir.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle devam etti:

Ben gerçekten bilemiyorum, yani gerçekten iki görüş söz konusu, şöyle ki, acaba bunlar bölge meseleleri ve İran’la ilgili analizleri bu kadar gerçekten uzak olabilir mi ki bu sözleri ciddi bir şekilde dile getiriyorlar? Yani gerçekten bu sözleri ahmaklıkları yüzünden mi söylüyorlar? Yoksa kendilerince psikolojik savaş mı yapıyorlar ve düşmanlıkları çerçevesinde bu sözleri dünya medyasında yayınlayarak psikolojik savaş yürütüyorlar? Bu durum bana pek açık değil, yani her ikisi de olabilir, yani hem ahmaklık ve hem düşmanlık olabilir.

Amerika’da birçok stratejik etüt merkezinin görüşüne göre İran’a karşı askeri savaş asla etkili olamaz ve hatta Amerika’yı böyle bir yüzleşmede uzun süreli yıpratıcı bir savaşa sürükleyebilir ve işin sonunda da Amerika için hiç bir başarı söz konusu olamaz.

Amerika dış politikasında yenilikçi bir stratejist olarak bilinen Amerikalı Mark Balmer “İran – Amerika: yeni çözüm” başlıklı raporunda şöyle diyor: İran eşine ender rastlanan bir güce dönüşmüştür ve artık askeri saldırı veya savaşla bu ülkeyi yenemezsiniz, İran İslam Cumhuriyeti nizamını devirmenin tek yolu yumuşak savaş mekanizmalarını izlemek ve medya savaşı doktrininden yararlanarak psikolojik ve propaganda operasyonları tekniklerini kullanmaktır.

İran milleti arasında ızdırap, hüsran, umutsuzluk, çıkmaza girme duygularını yaratmak, insanları birbirine ve yetkililere ve devlet kurumlarına karşı kötümser yapmak ve özellikle toplumda iktisadi sorunları abartarak daha büyükmüş gibi göstermek, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı yürüttükleri psikolojik ve propaganda savaşlarının bazı hedefleri arasında yer alıyor.

Ancak tüm bu olumsuzluklara karşın İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei hş. 1398 yılın “fırsatların yılı” olarak niteledi. Mevcut tehditlere ve fırsatlara işaret eden Ayetullah Hamanei şöyle devam etti:

Bizim esas sorunumuz şimdilik iktisadi sorundur; zayıf kesimlerin geçim sorunudur. Bu sorunların bir bölümü Batılı güçlerin, yani Amerika ve Avrupa’nın yaptırımları ile ilgilidir, bir bölümü de bizim iç eksikliklerimizden, bizim yönetim zafiyetimizden kaynaklanır. Üstelik yaptırımlar fırsat da olabilir – ki bunu açıklayacağım – yine bu zaaflar ve kusurlar da bize göre gelecek için ve ülkenin gelecek yıllarda yönetimi için değerli deneyimler olabilir. Bunların her ikisi fırsat olabilir.

İktisadi teoriler ve milli güvenlik konusu ile ilişkileri açısından, 1945 yılından öncesine kadar iktidar kavramı sadece askeri açıdan gözetiliyordu. O yıllarda politikacıların ve askerlerin tavsiyesi, askeri açıdan daha üstün olup daha fazla güvenlik elde etmeye yönelikti. Ancak 1945 ila 1990 yılları arasında güvenlik kavramı daha da genişleyerek askeri alanın dışına çıkmaya başladı. Gerçekte bu dönemde iktidarın hakiki kavramı askeri boyutu aşarak iktisadi, sosyal ve kültürel boyutlara da yayıldı.

1945 ila 1990 yıllarında dünya büyük bir köy gibi tanımlandı ve önceleri askeri boyutta tanımlanan güvenlik kavramı daha geniş kapsamlı bir şekilde ifade edildi ve iktisadi, sosyal ve siyasi boyutları da kapsadı. Böyle bir dünyada bir ülkenin güvenliği yeni tehditlerle karşı karşıyadır ve bu yüzden güvenliğini korumak için mevcut gelişmelere göre tedbir alması gerekir.

Günümüzde yumuşak tehdit, yumuşak darbe, yumuşak güvenlik,... gibi kavramlar her toplumun siyasi ve sosyal gelişmelerinin şekillenmesinde anahtar rol ifa eden kavramlardır. Bu etkenler ülkelerin güvenlik yapıları üzerindeki etkileri yüzünden dünya genelinde tartışmaların odağında yer almaya başlamıştır.

Teorik açıdan yumuşak tehdit, hedef ülkelerde iç huzursuzluk ve hoşnutsuzlukları tetiklemek veya varsa bunlardan yararlanmak ve belli siyasi hedeflere veya çıkarlara ulaşmak için planlanan bir dizi uygulamadır.

Yumuşak savaşın amacını özetle “siyasi değişim” şeklinde tanımlamak mümkün. Bu hedefin bir yönü davranışları değiştirmek ve diğer yönü de siyasi rejimi devirmektir. Dolaysıyla iktisadi yapılarda var olan zafiyetler ve yetersizlikler birer potansiyel tehdit sayılır. Eğer bu tehditleri kontrol altına almak ve onları bertaraf etmek için gerekli tedbirler alınmazsa sonuçta nizamların meşruiyetini yok eden birer etkene dönüşmeleri muhtemeldir

Ancak yaptırımlar birer fırsat olabilir. Peki ama nasıl?

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu konuda şöyle buyurdu: Deneyimler, petrol gibi doğal kaynakları olan ülkelerin ne zaman bu kaynaklardan geliri azalınca iktisadi reformu düşünmeye başladıklarını ve bu bağımlılıktan kurtulmak istedikleri ve uygun icraatta bulunduklarını gösteriyor. Yani kendilerini bu bağımlılıktan kurtarmayı ve uygun uygulamalarda bulunmayı düşünmeye başlıyorlar. Bu, doğal kaynaklardan elde edilen gelirin azaldığı zamanda olur, fakat bu kaynak eski hale gelinci ve mali kaynaklar artınca reformlar unutulur. Demek ki doğal kaynakların azalmasından kaynaklanan baskı sadece bizim ülkemiz için değil, bize benzeyen tüm ülkeler için büyük bir imtiyazdır ve onları bu doğal kaynağa bağımlı olmaktan, tek ürünlü ekonomiden, yani petrol ekonomisinden, yani bizim ekonomimizin en büyük sorunu olan petrole bağımlılık sorunundan kurtaracaktır.

Petrol veya benzeri kaynakları bulunan ülkelerin üzerinde yapılan etütler, bu tür kaynakların gelirine olan bağımlılığın yıkıcı tesiri olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Richard Oti ve Mişel Ras bu bağlamda 1971 ile 1997 yılları arasında 113 ülke üzerinde bir araştırma yürüttüler. Yine Teri Lin Karl da yazdığı eserinde petrol kaynaklarına sahip olan ülkelerin yaşadıkları siyasi, iktisadi ve sosyal krizleri beyan etti.

İktisadi açıdan, petrol ekonomisine bağlı olan ve petrol geliri doğrudan hükümetin hesabına aktarılan ülkelerde petrol fiyatlarının yükselmesi, ithalatın artması ve yerli üretimin darbe almasına yol açıyor. Bundan başka arsa ve konut gibi ithal edilemeyen malların fiyatları da artıyor; hükümet vergi sisteminde reform yapmayı geciktiriyor ve demokrasi gerilemeye başlıyor; hükümet halkın gerçek katılımını sağlama isteği azalıyor; hükümetlerin şayeste yöneticilerin işbaşına gelme eğilimini, güçlü yöneticilerin seçilmesini ve elit ve uzman kesimin görüşlerinden yararlanma isteğini engelliyor.

Bir ülkede petrol gelirlerinin artması toplumda siyasi nüfuza sahip olan kesimlerin arasında rantçılık eğilimin arttırıyor, hükümetin boyutlarının genişlemesine yol açıyor, hükümetin bütçesinin petrol gelirine olan bağımlılığını arttırarak iktisadi ve bürokratik fesadı körüklüyor.

Bu arada ekonomi uzmanları İran’da iktisadi açılış ve gelişme yolunda büyük kapasitelerin bulunduğunu ve bu açıdan hiç bir eksiklik söz konusu olmadığını belirtiyor. Gerçekten de İran’ın insan gücü çok iyidir ve bunun yanında doğal kaynaklar ve coğrafi konum bakımından da hiç bir eksiği yoktur. Gerçi bunun anlamı, şimdiye kadar bu kapasitelerden gafil olduğumuz değildir. Nitekim veriler şimdiye kadar tarım ve altyapı gibi alanlarda çok etkili çalışmalar yürütüldüğünü, gerçi bazı projelerde de gecikme yaşandığını gösteriyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bu bağlamda bazı somut örneklere ve deneyimlere işaret ediyor. Bu bağlamda en belirgin örneklerden biri kutsal savunma yıllarıdır.

Ayetullah Hamanei bu duruma örnek olarak savaş sırasında İran’a silah ambargosu uygulanması ve böylece İranlı uzmanların en basit imkanlarla en gelişmiş silahları yapmaya başlamasına işaret ederek şöyle buyurdu:

Doğu ve Batı’nın maddi güçleri, yani hem kapitalist maddi güçler ve hem sosyalist ve komünist maddi güçler en iyi savaş malzemelerini Saddam’a sundular, ama bizim elimiz kolumuz bağlıydı. Bize, hatta o dönemde dile düştüğü ve herkesin öğrendiği gibi, hatta dikenli tel bile satmadılar. Gerçi o günler zorlu günlerdi fakat bu zorluklar bizim gençlerimizi, düşünce sahiplerini, yetenekli insanlarımızı düşünmeye zorladı ve bizim ecnebi silahına olan bağımlılığımızı değiştirmeye vesile oldu. Bugün ilahi lütuf sayesinde savunma imkanlarımız hemen hemen bölgedeki tüm ülkelerden daha iyi ve daha üstündür, düşmanlarımız da bunu söylüyor, onlar da bunu itiraf ediyor, gerçi bunu baskı malzemesi yapmak istiyorlar, ancak bunu başaramayacaklar.

İktisadi ortamda her ne kadar iktisadi olaylara ve şoklara karşı tahammül gücü azalır veya zayıflarsa, tehditler bir o kadar daha hızlı bir şekilde krize dönüşür ve tahrip gücü da aynı şekilde artmaya başlar. Bu yüzden küçük, orta ve büyük sanayi işletmelerinde ve hatta el sanatları ve hatta ev sanayii işletmelerinde kaliteli ürünler toplumda genel refahın gelişmesine vesile olur.

Ekonomi uzmanı Lurenee Martin güvenliği tanımlarken, güvenlik gelecekteki refahı güvence altına almaktan ibaret olduğunu belirtiyor.

Diğer ekonomi uzmanı John Morrz ise şöyle diyor: Güvenlik, zararlı tehditlerden kısmen kurtuluştan ibarettir.

Bu tür tehditlere karşı alınabilecek en önemli tedbir ise ekonomiyi yerli üretime destek vererek güçlendirmektir. Nitekim İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei de defalarca ülke ekonomisini geliştirmek için sürekli ve cihat anlayışı ile çaba harcamak gerektiğini vurguladı.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmalarında sürekli yaptırımlarla sorunların arasındaki sınırı belirleyerek bu sınıra gerçekçi bir açıdan yaklaşıyor ve şöyle diyor:

Biz sürekli yaptırımlardan şikayetçi olmamalıyız; yaptırımları dayatanlardan, yani Amerika ve Avrupa’dan da fazla bir şey beklememeliyiz.

Ayetullah Hamanei bunun yerine yaptırımlarla mücadele planlarını geliştirmek gerektiğini belirtiyor.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle diyor:

Yaptırımlarla mücadele etmek ve düşmanın zalimane ve habis yaptırımlarını etkisiz hale getirmek için birçok yol vardır. Bugün herkes düşman bizimle iktisadi savaş içinde olduğunu kabul ediyor. savaş sadece topla tüfekle olmuyor. İktisadi savaş, güvenlik savaşı, istihbarat savaşı, siyasi savaş, bunların hepsi savaştır ve bazen askeri savaştan daha da tehlikelidir. Düşman bizimle savaş halinde, bu savaş iktisadi alanda, herkes de bunu kabul ediyor. gerçi biz bu savaşta düşmanı yenmemiz gerekir ve ilahi tevfik sayesinde yeneceğiz de. Fakat bu yeterli değildir, düşmanı yenmekten başka caydırıcı da olmalıyız.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei güçlü yumruğu olan bir devlettir. İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei konuşmasında beyan ettiği önemli noktalardan biri, ülkenin çeşitli alanlarda aktivistlerinden talebiydi. Ayetullah Hamanei bu anahtar konuyu açarken şöyle buyurdu: Ben düşmanı yenmekten başka caydırıcı da olmalıyız diyorum. Benim sözüm budur. Bazen siz düşmanı yenersiniz, ama düşman fırsat kollar ve daha sonra size bir darbe indirir. Bu faydasızdır. Biz caydırıcı olacak bir noktaya ulaşmalıyız. Yandi düşman iktisadi nüfuzla iktisadi meselelerimize sızarak ülkemize darbe indirmeyeceğini ve millete baskı uygulamayacağını anlamalıdır. Biz böyle bir noktaya gelmeliyiz; caydırıcı olmalıyız. Bu da mümkündür, nitekim – yine askeri meselelerden bir örnek vereyim – askeri meselelerde durumumuz böyledir.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei şöyle devam etti:

Bir zamanlar biz oturuyorduk, düşman uçakları gelip yüksekten kentlerimizi bombardıman ediyordu, bizim de savunma aracımız yoktu, ya da füze gönderdiği zaman karşı koyacak bir şeyimiz yoktu. Ancak daha sonraları bu imkanları elde ettik ve bugün düşmanlarımız, en azından bölgede olanlar veya bölgede askeri güç bulunduranlar, İran İslam Cumhuriyeti nokta vuruşu yapan füzeleri ile bu bölgede her türlü düşmana karşı koyabilecek güçte olduğunu ve onlara ezebileceğini biliyorlar, bunu anladılar. Bu caydırıcılıktır. Bunun anlamı şudur, arada bir askeri saldırı hevesine düşen düşmanlar bunun böyle olmadığını anlamıştır, İran İslam Cumhuriyeti güçlü yumruğu ve güçlü eli vardır. Bu caydırıcılıktır. Biz iktisadi meselelerde de böyle bir noktaya gelmeliyiz. Dolaysıyla bu, düşmanların yaptırımları sayesinde bizim eliminde olan bir fırsattır. Bugün bunun üzerinde çalışmalıyız.