İslam İnkılabı sanatında yılın adamı
İslam inkılabı sanatında yılın çehresinin tanıtılması merasimi geçen hafta Tahranda düzenlendi.
İslam inkılabı sanatında yılın çehresinin bu dönemki adaylarının seçilme yöntemi şu şekilde yapıldı: İranlı inkılapçı ve sorumluluk sahibi sanatçılardan 19'ü seçim sürecinde aşamalı olarak ileriye doğru hareket ederek kültürel uzmanlardan 70'nin hakemliğiyle hicri şemsi 1394 yılının çehresi olarak seçildiler. Bu merasimde İslami tebliğ teşkilatı sanat havzası başkanı Muhsin Mumini Şerif şunları belirtti: 'İslam inkılabının zafere kavuşmasından önce edebiyat ve sanattan haberdar olanlar sanat toplumu ile elitler dünyası arasındaki mesafeden bilgileri vardır ve inkılap sanatının değeri ve yüceliğini daha iyi kavrayabilirler. İslam inkılabı sanat haftası İslam inkılabının en önemli getirilerini tanımaları için en iyi fırsattır'.
İslami tebliğ teşkilatı sanat havzası başkanı Muhsin Mumini Şerif sözlerinin devamında şunları belirtti: 'İslam inkılabından sonra biz iktisadi, ziraat ve bilimsel alanlar başta olmak üzere diğer alanlarda göz kamaştırıcı ilerlemeler sağladık ancak İslam inkılabının sanatı diğer sanat okullarından farklı olarak yaratılış ve insan yönünden önemli özelliklere sahiptir. İslam inkılabı sanatçılarının bu havzadaki en önemli eserleri kalıcı ve değerli sanat eserlerinin yaratılmasıdır'. Öte yandan Tiyatro sanatı İnsanoğlu fıtratıyla yoğrulan ve tarih boyunca çeşitli biçimlerde kendini gösteren bir sanattır.
Bazılarına göre Tiyatro sanatı, Yunanistan gibi dünyanın bazı noktalarında ilk olarak kendisini göstermiştir. Fakat eldeki tarihi kanıtlar bu görüşü reddederek, tiyatro sanatının tarih süresince insanoğlunun yaşamında sürekli cereyan ettiği ve çeşitli bölgeler ve ülkelerin tarihi ve kültürüne bağlı nitelik ve nicelik açısından değişikliklere uğrayarak gelişen bir sanat olduğunu gösteriyor.
Sosyologlar İran'da tiyatro sanatı geçmişinin, binlerce yıl öncesinde insanların birbiriyle ilişkilerinde kendi ruh halleri, çevrelerindeki olaylar hakkında yeni yeni bilgi paylaşabildiği bir döneme dayandığı kanaatindeler.
İran halkı geçmişte toplumdan esinlenip kendi zevki ve yeteneğiyle tiyatro geleneğine imza atmış ve kendine özel tiyatro oyunları oluşturmuştur. Bu tür tiyatro oyunlarından, kukla oyunlar ve taziye gösterilerine değinebiliriz. İran'da tiyatro tarihi incelenirken söz konusu tiyatro oyunları geleneksel tiyatro oyunları dalında yer alıyor. Geleneksel tiyatro oyunları İran'ın sosyal ve kültürel mirasının önemli bir bölümü olup ve geçmişten beri süre geldiğinden dolayı toplumsal bir değer kazanmıştır. Söz konusu geleneksel tiyatrolar dünyanın diğer bölgelerinden de olduğu gibi toplumsal bir göreve sahip olmakla birlikte bir bakıma toplumun aynası konumundadır.
Bu tür tiyatro oyunları kamuoyu tarafından benimsenen gelenekler, deyimler, konuşma tarzı ve kültür gibi konuları kendinde barındıran bir sanattır.
İran'da geçmişi hemen hemen 20. Yüzyıl başlarında meşrutiyet dönemine dayanan bir tür tiyatro oyunu daha vardır. O dönemde İran genelinde sosyal, ekonomik ve siyasal alandaki gelişmeler, Tiyatro başta olmak üzere kültür ve edebiyat sahasını etkisi altına aldı. O dönemde farklı bir edebi dille yazılan tiyatrolar Batılı icra tazıyla sahnelendi. Fakat klasik edebiyat metinleri de tiyatro yazarlarının başvurduğu kaynaklardandı. Buna karşın icra yöntemleri diğer ülkelerden kaynaklanıyordu. Giderek Tiyatro öğretim merkezlerinin açılması bu sanatın her kes tarafından öğrenilmesi ve genelleşmesine zemin hazırladı.
Fakat ortada olan tek sorun halkın itirazını da beraberinde getiren ülke dışında tahsil gördüklerinden ve batılı düşüncelerinden dolayı tiyatrocuların tiyatro içeriğini batı kültürü ve düşüncesi kapsamında hazırlamasıydı.
Batılı düşünceleri benimseyen ve batı kültürünü yaygınlaştıran sanatçıları gündemde tutularak, milli değerlere önem veren sanatçıların devre dışı bırakılması, Batı tarzı tiyatroların tebliğ edilmesi, sonraki yıllarda Pehlevi rejimince İran halkının kültürel eğilimini yönlendirmek için izlenilen başlıca siyasetlerdi. Fakat Şah rejimi ömrünün son 10 yılında, birçok sanatçı ve tiyatro uzmanı, Sinema ve tiyatro başta olmak üzere bir çok sanat alanında batıya bağlılıktan dolayı mevcut sapıklıkları kınayarak yoğun eleştirilerde bulundular. Onlara göre durumun böyle devam etmesi İran kültürü ve sanatının çöküşü anlamındaydı. Aslında İslam inkılabının şanlı zaferinden sonraki yıllarda tiyatro sanatı göz kamaştırıcı bir şekilde gelişmeye başladı.
İslamî sanat Kur'an-ı Kerim kitabeti ile başladı ve bu sanat uzun yıllar Müslüman sanatçıların arasında yaygınlaştı. Bu yıllarda usta hattatlarca hazırlanan Kur'an-ı Kerim’in en nefis örnekleri İslam dünyasında elden ele dolaştı. Hattatlık sanatı, zanaatkarları kutsal Kur'an-ı Kerim nüshalarını motifler ve desenlerle süslemeye ve ana metni bu desenlerle çerçevelemeye ve böylece okurların gözüne ziyafet çekmeye yöneltti. Doğadan ilham alınarak çizilen bir biri ile iç içe çizgilerin yazılarla birleşmesi ve boyamada parlak renklerin kullanılması, zamanla İslamî sanatta yerini bulmaya başladı ve bu sanatın hattatlık ve resim sanatının başında yer almasına vesile oldu. Kur'an-ı Kerim’in peygamberlerin öyküleri ve ahiret dünyası ve içindeki yaşam ve cennet ve cehennemin özelliklerini görüntüleme işi, müslüman zanaatkarların arasında hızla yayıldı ve edebi, tarihi ve dini kitaplarda bu sanattan yararlanıldı.
Bu arada bu resimlerin asla büyük ölçülerde hazırlanmadığı ve sadece kitapların içinde ve metinlerin arasına yaşamını sürdürdüğü de belirtilmelidir. Bu eserlerin hemen hemen tümünde İslam’da görüntüleme ilkelerine ve din evliyalarının yüzlerinin görüntülenmemesi gibi kullara uyulduğu da belirtilmelidir. İslam peygamberi (sav) ilgili günümüze dek gelen ilk resim örnekleri, Muhammed Bin Cerir Teberi’nin kaleme aldığı Tarihul Rusül Vel Muluk adlı eserin çevirisinde bulunmuştur. Teberi kameri 3. Yüzyılda yaşıyordu ve bu kitabı kendisinden önceki dönemlerde hüküm süren devletlerin tarihi hakkında yazdı. Ebu Ali Bel’emi ise eseri kameri 352 yılında Farsçaya çevirdi.
Geçen yılın sinema alanında en önemli gelişmelerden biri de, Muhammed Resulullah saa filminin gösterime girmesi ve filmin genel anlamda büyük ilgi görmesidir. Adı geçen merasimde İslam inkılabının yılın çehreleri adaylarının tamamı tanıtıldı ve çeşitli sanat dallarındaki sanatçılar konuşmalar yaptılar. Resim, edebiyat, animasyon, sinema, tiyatro ve televizyon dallarındaki sanatçılar bu merasimde seçildiler ve inkılap sanatı ve inkılap kültürünün yayılması ve kutsal savunma dallarındaki faaliyetleri de sunuldu. İnkılap sanatı yılın çehresi merasiminde İranlı ünlü sinema yönetmeni Mecid Mecidi hicri şemsi 1394 yılında sinema dalında en iyi sinema yönetmeni çehresi olarak tanıtıldı.
Mecid Mecidi adı geçen merasimde yaptığı konuşmada şunları belirtti: 'günümüzde gerçek sanatçılar şehitlerdir ve onlar kendi kanlarıyla İran sınırlarının güvenliğini korudular ve bizler şehitlerin okyanus büyüklüğündeki değerleri karşısında hiçbir iş yapamadık. Onlar alçak gönüllülükle ve hiçbir beklentileri olmadan bizler için ortamı hazırladılar. Bu da bir gerçek ki Mecid Mecidinin yönetmenliğini yaptığı Muhammed Resulullah filmi geçen yıl boyunca İran sinemalarında gösterime girdi ve bu film büyük bir ilgi ile izlendi. Bu filmde İslam peygamberi saa'in mübarek veladetinden 12 yaşına kadarki gelişmeler konu edilmektedir. Bu filmde İslam peygamberi saa'in barış taleplik görüntüsü ve o hazretin Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi diğer semavi dinleri izleyenlerine yönelik davranışları gösterime girmektedir. İşte bu konu vahabilik ve IŞİD terör örgütünün yöntemlerini tamamen karşı olmaktadır.
Bir sinema eleştirmeni şunları belirtti: 'Mecid Mecidinin eserleri İslam inkılabının kimlik ve düşüncelerinin yansımasıdır böylece o inkılap sanatı çehresi ödülüne layıktır'. Mecid Mecidi bir oyuncu olarak faaliyetlerine başladı ve ardından sinema yönetmeni olarak kendi eserlerinde belirli fikri çizgiyi takip etti. Onun tüm eserlerinde mezhebi inançlarını ısrarla ele alınmaktadır. Gerçekte Mecidinin filmciliği dini inançların savunulması ve gelebilecek her türlü zararlarla sanat diliyle mücadele edilmesini gözler önüne sermiştir. Mecid Mecidinin eserlerine bakış aslında İslam inkılabının kimliğine milli bakışıdır. Mecid Mecidi bu bakış açısını diğer kültürlere yaklaşarak görüntülemektedir. Mecidi sanatı mükemmel bir şekilde kavraması ve üstün teknik kabiliyete sahip olması dünya çapında gösterilen eserlerin daha da cazip hale gelmesini sağlamaktadır.001 015