İran Taziye Babası, Caber Anasiri'nin anma günü
Geçenlerde İranın çağdaş taziye bilimcisi ve araştırmacısı Caber Anasiri vefat etti.
O taziye geleneği konusunda birçok araştırmalarda bulunmasından dolayı İran taziye biliminin babası olarak ün kazandı. Taziye dini bir sanat ve dindeki köklü merasim sayılarak eski tarihi merasimlerde özel bir yere sahiptir.
Kültür alanında taziye konusunda bir çok araştırmacı yoğun çalışmalarda bulunmuşlardır ve bunlar İran halkının eski kültürleri konusunda derin araştırmalarda bulundular ve dinin asil sanatının köklerini bulmaya çalışıyorlar. İşte bu araştırmacılardan biri yıllarca taziye konusunun tanıtılması için yoğun çalışmalarda bulunan dr Caber Anasiridir. Caber Anasiri hicri şemsi 1324 de İranın kuzey batısındaki Erdebil kentinde dünyaya geldi.
Onun babası taziyecilerden sayılırdı. Caber Anasiri çocukluğundan beri taziyeciliğe büyük ilgi duymaya başladı ve babasının nezaretinde taziye geleneğini öğrendi. Caber Anasiri Erdebilde orta okul eğitimini bitirdi ve ardından Tahranda darulfununda edebiyat dalında birinciliği elde etti ardından Tahran üniversitesine girdi ve felsefe ve terbiye bilimleri dalında doktora diploması aldı. O Londra üniversitesinde tahsilini sürdürdü.
Muharrem merasimi, gelenek ve asalet ve sanatın tecellisi ve halkın şevk ve matem gösterisi olan harikulade bir ayindir. Mezhebi sanat ve ayinler geçmiş yıllardan beri İran'ın Müslüman halkıyla birlikte olmuş, İran topraklarındaki sanat tarihinde önemli rol ifa etmiştir. Bu sanat dalı, bir takım özelliklere sahip olmasından dolayı değerli ve kalıcı eserlerin yaratılmasıyla zengin kültür ve dinin cezp edilmesinde başarı elde edilmesi dahilinde, sanatçının özel bakış açısına ihtiyaç var. Mevcut belge ve bilgilere göre, en eski matem merasimleri, sumerliler kültüründe görülmüştür.
Sumerlilerin ayini merasimi, dört bölüme ayılmaktadır ki her bölüm, ayini gösteri şekillerinde görülmektedir ve bunlardan biri, musibet ayini gösterisidir. Daha sonraları İran platosunda siyaveş ayinleri aynı konuda ve işleyişle meydana geldi ve merkezi ve güney ve doğu havzalarda bu plato genişledi. Bu ayin, İranda İslam dininin zuhurundan önceki son yüzyıllarda halkın canlı kültüründe uygulandı ve bu süreç pehlevi metinlerde ve Farsça kitaplarında gözler önüne serildi.
Gıda, genel manada ehlibeyt imamların birincisinin evladı İmam Hüseyin as'ın mateminde, İranlı ayini sayılmaktadır. Öyle bir ayin ki, duvarlar ve kapılar siyahlara bürünerek halk siyah elbiseleri giymekle birliktedir ve muharrem ayında imam Hüseyin as ve yiğit yarenlerin yezid ordusuyla savaş sahnesindeki olayın yeniden gösterime girmesidir. Bazı yorumculara göre, ta'ziye gösterisi trajedi ve hamaset ruhunu içinde taşıyan ve bunu muhataplara intikal ettiren bir nevi toplu mersiye sayılmaktadır. Bu tür gösterinin en önemli özelliği, bir olayın ayrıntılarını tüm dünyanın gerçekleriyle birleştirerek genel sanattan yararlanarak izleyenlerle oyuncular arasında hiçbir sınır tanımamanın yanı sıra her birini diğeriyle ortak yapmaktadır.
Ta'ziye gösterisi, eski İran sınırlarında ve coğrafyasında en önemli gösteri sayılırken, sınır noktalarında siyasi, sosyal değişikliklere rağmen Asya kıtasında geniş bir yelpazede yürütülmektedir. Burada göze çarpan en ilginç husus, taziye gösterisinin ifa edilmesinin özellikleri ve çerçevesi önemli bir değişikliğe uğramamış olmasıdır. Muharrem ayında İranda ve ülkenin komşu ülkelerinde düzenlenen taziye gösterisinin yanında, tiyatro sanatının öncüleri muharrem ayına özellikle aşuraya özel ilgi göstermekteler ve yıllarca bu konuda değerli çabalarda bulunmuşlar. Aşura olayını konu eden İranlı gösterilerin en önemlisi, kafile güneşi gösterisidir. Bu gösteri 25 yıldan beri muharrem ve sefer aylarında gösterime girmiştir ve binlerce izleyici tarafından izlenmiştir. Kafile güneşi gösterisi, ünlü Deyr rahip hikayesinden iktibas edilmiş bu gösterimde kerbela olayını ve aşuradan sonraki gelişmeleri ele almaktadır. Bu gösteride, dini metinlerden yararlanarak kerbela esirleri ve İmam Hüseyin as'ın değerli evlatlarının geçmişi ele alınmakta.
Fedek gösteri grubu ile yönetmen olarak yıllarca kafile güneşi gösteri grubu ile işbirliği yapan Mahmut Ferheng şunları söyledi: 'bazı gösterilerde oyunu izleyenler kendilerinden geçiyorlar ve kafile güneşi kendi gösterileriyle ayini ortamı tiyatro diliyle Aba Abdullah as aşıklarına gönül verenlere intikal ettirmeyi başarmıştır'. Gösteri macerası, aşura olayı ve İmam Hüseyin as ve İmamın yarenlerinin şehadetinden sonraki olaylara ilişkindir. Şimr, kerbela esirleri kafilesini deyr yakınında muhafaza etti. Yaşlı rahip tek başına ibadetle meşguldü ve onun evladı kutsal kitaptaki hakikati bulmak için kufeye doğru gitti. Tam bu sırada Şam askerleri, Deyre girdiler ve ilk olarak İmam Hüseyin as katillerini lanetleyenlerin yazıldığı duvardaki taşı gördüler. Şimr ve askerleri yaşlı adamı katletmek için kılıçlarını çektiler, zira onlar yaşlı adamın savaştan kaçtığını düşünüyorlardı. Ancak rahip taşta yazılanı tanımadığını bildirdi, fakat babalarından 500 yıl önce kitabenin deyrde bulunduğunu duymuşlardı.
Yezit sipahileri ve esirler kafilesinin faaliyetlerinden hiçbir şey anlamayan Nesrani rahibesi, çocuklar ve esirlere acımaya başladı ve çocukların ekmek ve su yemeleri için deyrin içine getirilmelerini istedi. Ancak çocuklar sadakayı kabul etmediler ve babaları gibi susuz ve aç kalmayı tercih ettiler. Yaşlı rahip onların kim olduklarını ve aşuranın hangi gün olduğu ve kutsal kitabın onlar ve peygamberlere ilişkin sözlerini anladı. Çocuklar yaralı ayaklarla ,yorgun ve susuz bir şekilde bir köşede baygın düşerler ve yezidiler bir başka köşede şarap içmeye başlarlar ve hatta rahibin sözlerini kale almazlar. Deyre bir kutunun getirilmesiyle rahip meraklı olur ve bu kutunun içinde değerli bir başın bulunduğunu anlayınca, kutunun içini görmek ister. Yezid sipahileri rahibe derler ki: 'bu gördüğün baş, din dışına çıkan ve onların onu öldürdükleri Hüseyn bin Ali as'ın başıdır ve emirleri kulak asmayanın başını ödül almak için, yezid bin muaviyenin yanına götürmek istiyoruz'.
Rahip yalvararak bütün sermayesini onlara verir ve başı bir geceliğine kendi yanında muhafaza eder. Geceleyin beyaz elbiseli melekler imam Hüseyinin başının üstüne gelirler ve o hazrete secde ederler ve ziyarette bulunurlar. Rahip kutuyu açar ve bu kutudan yeşil ışık dışarıya sıçrar. Nesrani kimse bu saygıdan dolayı şaşkına döner ve ağzı şaşkınlıktan açık kalır ve şunları söyledi: 'ey baş ne kadar görkemlisin ve senin nur saçan çehren deyrdeki karanlığı aydınlığa çevirmiştir'. O başı yıkamak istedi ve bir an geri çekildi ve şunu söyledi: 'dudakları hareket ediyor ve boğaz damarından taze kan fışkırmaya başlar. Baş rahiple konuşmaya başlar ve rahip bayılır. İmam Hüseyin as'ın kızı ve diğer çocuklar babayla konuşurlar ve aşura olayından sonraki gelişmeleri konusunda onunla konuşmaya başlarlar'.
Kafile güneşi adlı oyun, kilise ve İslam tarzı çeşitli musikilerden yararlanarak ve uygun dekoratif tasarımların yardımıyla özellikle deneyimli oyunculardan faydalanarak izleyicileri cezp etmeye çalışıyor. Bu oyun yıllardır metninde hiçbir değişiklik yapmadan sahneye çıkmaktadır ve tek değişen şey, yıllar boyunca bazen değişen büyük yaştaki ve çocuklardan oluşan 40 oyuncunun kullanılmasıdır. Kafile güneşi oyunu son 24 yılda İranın çeşitli kentlerinin yanı sıra İngiltere, Hollanda ve BAE gibi ülkelerde gösterime girmiştir.
Buda bir gerçek ki, ilk matem ve anma merasimi İmam Zeynel Abidin (a.s), Hz. Zeynep (s.a), İmam Hüseyin’in kızları Gülsüm, Fatıma Suğra ve İmam Hüseyin’in (a.s) eşi Rubap tarafından şehitlerin naaşlarının yanında Kerbela’da ve daha sonra Kufe mescidinde ve Şam’da düzenlenmiştir.
İmam Hüseyin (a.s) ve yârenlerine hicretin 61. Yılında şehit edildikleri Aşura günü ve Aşura günü sonrasında düzenlenen matem merasimlerinin tarihi konusunda İmam Zeynel Abidin’den (a.s) şöyle bir hadis nakledilmiştir:
“Aşura hadisesinden sonra hiçbir Beni Haşim kadını gözüne sürme çekmedi, kına yakmadı, evlerden yemek pişirildiğini simgeleyen hiçbir duman yükselmedi. Böylece İbn Ziyad öldü. Bizler kanlı Aşura faciasından sonra her daim gözlerimizde yaş biriktirdik.”
İmam Hüseyin’e matem tutma geleneği İmam Hüseyin’in şehadetinden itibaren süre gelmiştir, ancak Büveyhoğulları dönemine kadar bu matem merasimleri gizli yapılmaktaydı.
Taziyehani ilk başlarda basit bir hareket idi ve zamanla mersiye, şahsiyetlendirme ve musiki ve hikaye metni ile daha da mükemmelleştirildi. Taziyenin diğer özelliklerinden biri de izleyici taziye gösteriminin bir parçası haline gelmektedir.Taziyenin bu özellikleri taziye ortamının izleyenlerin ilgisini daha fazla çekmektedir. İşte Caber Anasiri bu konuda yoğun araştırmaları olan bir araştırmacıdır ve bu konuda değerli eserler geride bırakmıştır.001 015