Emperyalizm ile Mücadele Günü-1
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i189154-emperyalizm_ile_mücadele_günü_1
Hicri Şemsi 13 Aban günü İran takviminde İslam İnkılabı Zaferinin ardından Emperyalizm ile mücadele günü olarak adlandırıldı.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Kasım 06, 2021 15:13 Europe/Istanbul

Hicri Şemsi 13 Aban günü İran takviminde İslam İnkılabı Zaferinin ardından Emperyalizm ile mücadele günü olarak adlandırıldı.

13 Aban gün, İran çağdaş tarihinde  üç önemli ve kader belirleyici olayı hatırlatmaktadır. Bu olaylar üç farklı dönemde gerçekleşmişlerdir. 

Bunların ilki İmam Humeyni ra 13 Aban 1343'te Türkiye'ye sürgün edilmesi, ikincisi baskıcı Şah rejimine karşı çıkan öğrencilerin Aban 1357'de katliam edilmesi ve üçüncüsü İmam çizgisi öğrencilerinin 13 Aban 1358'de Amerika casusluk yuvasını basması ve ele geçirmesi idi.  Bu üç olayın ortak yanı ise  emperyalizme karşı direnişti. 

Gerçekte 13 Aban 1343 olayında, İslam Cumhuriyeti kurucusu İmam Humeyni ra Amerika'nın sultacı girişimine karşı ifşaat mahiyet taşıyan konuşmasında  İran'da kapitülasyon  yasasının uygulanmasına itiraz ederek  Amerika'nın İran üzerindeki sultasına baş kaldırmaya başladı. Bilindiği üzere kapitülasyon  sömürge ve kolonyalizmden kaynaklanmıştı ve sömürgeci ülkeler tarafından zayıf ülkelere dayatılıyordu.   Bu ifşaat mahiyeti taşıyan  itirazlar  İmam Humeyni'nin tutuklanması ve nihayetinde de Türkiye'ye sürgüne gönderilmesine yol açtı.  

13 Aban 1357'de de  Tahran üniversitesine doğru yola çıkan bir grup öğrenci  baskıcı Şah Rejimi güçlerinin saldırısına uğradı. Bu kanlı baskıcı saldırıda,  56 kişi şehit düştü ve yüzlerce kişi de yaralandı.  Bu acı gün İran'da öğrenciler günü olarak adlandırıldı.  Amerika Birleşik Devletlerinin  casusluk yuvasının  ele geçirilmesi de  emperyalizm ile mücadelenin en uç noktalarından biri idi. Bu olay ise  13 Aban 1358'de İslam İnkılabı tarihin bir parçası olarak takvimlere altın harfler ile yazıldı.  Amerika'nın Tahran'daki büyükelçiliğinin ele geçirilmesinden yaklaşık 7 ay önce  İran'ın Batı sınırlarında kimi çatışmalar yaşanmış  bölücü grupların elebaşılığında  kaoslar çıkarılmıştı. Daha sonra ise bu casusluk yuvasında bulunan belgeler  bu kaosların Amerika tarafından planlandığını ve desteklendiğini ortaya koydu. 

Amerika casusluğunun belgelerinin Tahran'da ortaya çıkması ve çeşitli kurum ve kişilere sızma planlarının kefşedilmesi, devrimci öğrencilerin eyleminin,  halk ve devrim kurumlarının da desteğini alan bu girişimin, İran'daki Amerikan egemenliğine ve sultasına doğal bir tepki olduğunu gösterdi. ABD casus yuvasının ele geçirilmesi, Washington'un Tahran'daki operasyon planlama merkezlerinden birini yok etmenin ve birçok komplo ve tezgahı engellemenin yanı sıra, ABD'nin bölgedeki güvenlik denklemlerinde ve nüfuz politikasında da etkili oldu.

Bu devrimci hareketin önemi o kadar büyüktü ki İmam Humeyni ra bir mesajında ​​bu hareketi ikinci devrim olarak adlandırdı ve birinci devrimden daha büyük olduğunu bile söyledi. Sultaya karşı protestocu öğrencilerin bu girişimi, bağımsız, özgürlüğü seven bir milleti anlayamayan Amerikalıları kızdırdı ve İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı harekete geçmesine neden oldu. Böylece Aban ayının 13'üncü gününde,  İran milletinin emperyalizm ile mücadelesinin bir sembolü haline geldi ve İran tarihinde sonsuza kadar kalıcılaştı.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei bu hususta şöyle bir açıklamada bulundu: " Emperyalizm dünyasını kaygılandıran ve öfkelendiren İran İslam Cumhuriyeti'nin sözünün özü,  direnişe davetidir.  Amerika'nın ve diğer saldırgan güçlerin şirreti ve müdahaleleri karşısında direnmek ve İslam aleminin geleceğinin iplerini İslami maarife dayanarak ele almak davetidir.  Doğal olarak  Amerika ve yandaşları  direniş başlığına karşı hassasiyet gösterip  İslami Direniş Cephesine karşı her türlü düşmanlığa odaklanmışlardır. "

Son kırk küsur yılda  Amerika, İran halkına karşı tek taraflı zorlayıcı girişimlerde bulunuyor.  Irak'taki Baas rejimine İran'ı işgal etmesi ve sekiz yıllık bir savaş dayatması için büyük çaplı destek vermesi,  İran'daki terörist gruplara fon sağlanması, İran sınırlarının istikrarsızlaştırılması, etnik huzursuzlukların ve fayların kışkırtılması ve İran'a eşi benzeri görülmemiş ekonomik ve ilaç yaptırımlarının uygulanması, İran'a karşı uyguladığı en sert eylemler arasında yer alıyor. 

Tüm bunlara rağmen Amerika'nın düşmanca politikası sadece İran'a yönelik olmadı, Batı Asya da yıllar içinde ABD müdahalesine sahne oldu. Amerika, bölgedeki ayrılıkçı ve bölücü planlar ve tezgahlarla, El Kaide gibi terör gruplarını yaratarak, IŞİD ve diğer terör gruplarını destekleyerek bölgedeki siyasi ve güvenlik denklemlerini değiştirmeye ve bölge ülkelerine hegemonyasını dayatmaya çalışmıştır. Amerikan politikası bölge ülkeleri arasındaki yoksulluk ve savaşın da nedeni sayılabilir. Aslında Amerika'nın kendisi bölgedeki birçok sorunun, güvensizliğin ve çatışmanın nedenidir.

2003'te Irak'ın işgalinden sonra, Amerikalılar fahiş maliyetlerle karmaşık ve sinsi komplolar ve planlar uyguladılar. Amerika'nın amacı, sosyo-kültürel etkisini, bölgedeki "askeri" varlığın yanında yoğunlaştırmaktı ve Amerika'nın bu konudaki uzun vadeli stratejik önlemleri, askeri hegemonyanın yanı sıra yumuşak seçeneklere odaklandı. Amerikalılar bölge ülkelerindeki siyasi, güvenlik ve ekonomik alandaki gelişmeleri bölgesel hedef ve projeleri doğrultusunda yönetmeye çalışmışlardır.

IŞİD projesinin ve bölgedeki ABD destekli teröristlerin, Suriye'nin yanı sıra Irak'ın bütünlüğünü ve birliğini bozmayı amaçladığı da tam olarak bu yönde değerlendirilmelidir. Ancak Batı Asya, tarihi boyunca birçok iniş ve çıkışlı süreç yaşadı. Avrupa sömürgeciliğinin bölücü politikalarından 21'inci yüzyıldaki yeni versiyonu olan Amerikan hegemonyası çağına kadar uzak bir sömürü dönemi yaşamıştır.  Ancak bu deneyim, bölgedeki emperyalizm politikaların uzun sürmediğini göstermektedir.

Aslında ABD yanlış hesapları içerisinde büyük bir hata yapmıştır.Bu cehalet her zaman onların en büyük zaafı olmuştur. Amerika Vietnam gibi büyük savaşlarda ağır yenilgiler almış ama geçmişinden ders almamıştır. 

Yaklaşık 60 yıllık İran siyasi tarihinin olayları, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran ulusuna karşı sayısız düşmanca eylemde bulunduğunu göstermektedir. Tüm bu yıllar boyunca Amerika, İran halkının haklarını koruma adı altında düşmanca tavırlarını ve tasarruflarını gizlemek için her gün yeni bir bahane aramaktadır. Zaten Amerika'nın ihlallerini kanıtlayacak sayısız belge ve delil de bulunmaktadır.

 ABD'li yetkililerin isyancıları ve kaos çıkaranları desteklediğini kabul etmesi ve İran'daki sokak isyanlarının ana unsurlarının ve sahnelerindeki oyuncularının bölgedeki CIA ve Mossad ajanları olması ve İran İslam Cumhuriyeti'ne muhalif ağlarla işbirlikleri, ABD'nin gerçek doğasını ve düşmanlığının ve husumetinin derinliğini de ortaya koymuştur. 

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei ise 13 Aban dolayısı ile yaptıkları konuşmada şöyle buyurmuşlardır: "  Amerika'nın düşmanlığı İran'a yönelik tehditler, sabotajlar ve suçlamalar şeklinde devam ediyor. "

Bu eğilim, Amerika'nın mevcut politikaları ile geçmişin sultacı davranışları arasında pek çok benzerlik olduğunu göstermektedir.Yani ABD hükümetinin İran'a hala aynı hegemonik düşüncelerle üstten baktığı söylenebilir.  Son kırk üç yılda Amerikan hükümetinin düşmanlığı ve nefreti defalarca tecelli etti.Bu düşmanlığın sonu da olmayacak gibi görünüyor çünkü Amerika Birleşik Devletleri'nin emperyalist ve tahakküme dayalı doğasının bir parçasıdır.

Tüm bu süreçlerde belirli bir amaç vardır, o da İran'ı emperyalizme karşı teslim olmaya zorlamaktır. Bu davranış ABD'nin tek taraflılık politikasının bir parçasıdır.  İçeriden yumuşak bir şekilde devirme ve askeri güç kullanımı ile İslam Cumhuriyeti'ni değiştirmeye yönelik tehdit ve de yaptırımlar gibi girişimler, Amerikalı yetkililerin İran'a bakış açılarındaki düşüncelerinin temellerini de ortaya koymaktadır.  Ancak İran İslam Cumhuriyeti, Amerikan komplolarına karşı çıkmaya devam etmiş ve İslam Devrimi'nin ilke ve ideallerine bağlı kalarak dünya güçlerinin egemenliğine meydan okunabileceğini göstermiştir. 

Gerçek şu ki, İslam Devrimi'nin zaferinden bu yana geçen tüm yıllarda, Beyaz Saray yetkililerinin bazı görünüşteki ve aldatmaca duruşlarına rağmen, Amerika'nın İran'a bakışı her zaman önyargılı ve yapıcı olmamış ve sultacı ve aşırı talepli politikalara dayanmıştır.  İslam İnkılabı Lideri'nin açıklamalarında defalarca dile getirilen önemli bir nokta, ABD'nin İran düşmanlığının temel nedeninin Suriye, Lübnan ve Suriye dahil olmak üzere bölgedeki ABD planlarının engellenmesi ve Irak'ı parçalama ve Siyonist Rejimi sevindirme planlarının hezimete uğramış olmasıdır. 

İran İslam Cumhuriyeti direniş hareketini destekleyerek emperyal sistemin bölgesel ve uluslararası denklemlerini bozmuş ve bölgede tahakküme karşı direnişe dayalı yeni denklemler hakim kılmıştır.  Siyasi meseleler uzmanı ve teorisyeni ayrıca Amerika'nın en ünlü eleştirmenlerinden Noam Chomsky Amerika'nın İran'a karşı düşmanlığının kökenleri hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: "Amerika ve İsrail  bölgede bağımsız güçlerin oluşuna tahammül edemiyor. "

Filistin Halk Mücadele Cephesi Genel Sekreteri Halit Abdülmecit İran ulusunun tahakküm karşıtı direnişinin etkilerini analiz ederken, "İslam Devrimi, mazlum milletleri uyandırarak bölgedeki Amerikan-Siyonist komplolarını bozguna uğrattı."değerlendirmesinde bulundu. 

Bu uzman İslam Devrimi'nin tüm alanlardaki zaferinin bölgedeki mazlum milletleri etkilediğini belirterek, İslam Devrimi'nin zaferinden bu yana ve bu devrimden ilham alarak bölgedeki birçok milletin bölgeye hakim diktatörlerin boyunduruğu altına girmekten kurtulmak istediğini de belirtti. Bu milletlerin çoğu  siyasi pusulalarının yönünü değiştirerek  düşmanlık oklarının ucunu Amerika, Siyonist Rejim İsrail ve gerici rejimlerine yönelttiler. Amerika ve ona uyan kukla hükümetler ve gerici rejimlerin halklarını ekonomik baskılar ve yatırımlar ile baskı altında bırakmalarına rağmen bölgedeki hür milletlerin emperyalizm ile mücadele azmi ve iradesi daha da güçlendi ve arttı. 

Bu denklemlerde Amerika artık dünyanın hakimi değildir çünkü milletlerin ve özellikle İran milletinin iradesi tek kutuplu siyasete son vererek dünyanın çehresini değiştirmiştir.  Bu kalıcı etkiler, İran İslam Cumhuriyeti'nin anti-hegemonik olduğu, her türlü zulme ve zalimlere teslimiyete karşı olduğu görüşünü teyit etmektedir.Bu özellikler İran halkının emperyalizm karşıtı ruhunu göstermektedir.

Bu yüzden Amerika hedeflerine ulaşmak için  şimdiye dek  farklı senaryolar yazmış ve İran'a sızmak ve müdahale yapmak için birçok plan tasarlamıştır. Bu tür müdahaleler hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler arasında gündeme alınmıştır.  Ancak bu müdahaleler siyasi müdahalelerden askeri müdahalelere kadar geniş yelpazeyi kapsamıştır. 

Bununla birlikte, Amerika'nın İran'a karşı politikası, yıllar içinde tekrarlanan hatalarla dolup taştı ve bu süreci sürdürmekte ısrarcı olduğu görüldü. Bu durum ise Amerika'yı  giderek daha fazla Batı Asya'daki bölgesel olayların batağına sürükledi.