Emperyalizm ile Mücadele Günü-2
İran'ın Amerika'nın emperyalist siyasetleri ile mücadelesi, bu ülkenin kırk küsur yıldır İran'a karşı güttüğü hasmane amaçlar ve siyasetlerden kaynaklanmasıdır.
Amerika ayrıca İslam İnkılabı zaferi öncesi yıkıcı müdahaleleri ile İran'a bir sürü sorun yarattı ve ülkeyi geride tuttu.
Ancak Amerika müdahaleri İran ile sınırlı kalmadı. ABD'nin bölgede hegemonik amaç ve niyetlerle müdahaleci varlığı, İran dahil bölge ülkelerinin Amerika'ya bağımlı olduğu kısır bir döngünün oluşmasına yol açmıştı. Yabancı güçlere bağımlılık, İran'ın uzun yıllar ulusal çıkarlarının peşinden gitmesini engelledi. Bu eğilim, devrimin zaferinden önceki yıllarda İran'da siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel huzursuzluğu yoğunlaştırmıştı.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, Hac münasebetiyle dünya Müslümanlarına verdikleri mesajın bir bölümünde bu noktaya değinerek bu tarihi gerçeği hatırlattılar ve son 150 yılda Müslüman milletlerin, ülkelerinin ve hükümetlerinin kaderinde hiçbir rol oynamamış olduğunu, birkaç istisna dışında tamamıyla saldırgan Batılı hükümetlerin politikalarına tabi olduklarını, açgözlülüğe, müdahaleye ve kötülüğe maruz kaldıklarını belirttiler.
İslam İnkılabı Lideri bu açıklamasında şöyle buyurmuştu: "Bugün birçok ülkenin bilimsel geri kalmışlığı ve siyasi bağımlılığı, işte o dönemdeki pasifliğin ve yetersizliğin ürünüdür. Milletlerimiz, gençlerimiz, bilim adamlarımız, din alimlerimiz ve sivil aydınlarımız, politikacılarımız, partilerimiz ve toplumlarımız bugün o onursuzluk ve utanç verici geçmişi telafi etmeliler, dik durmalılar, zorbalar, müdahaleleri ve Batılı ülkelerin şirretleri karşısında direniş göstermeliler. "
İran milletinin bu konudaki emperyalizm ile mücadelesi aslında İslam dünyasında etkin bir hareket olarak tüm mazlum milletler ve baskıcı güçler tarafından ezilenler için bir model teşkil etmektedir. Son yıllarda artan emperyalizm ile mücadele süreci, Batı Asya bölgesindeki Amerika komplolarını engelledi ve Beyaz Saray'ın hedeflerine ulaşmasını da önledi. Özellikle IŞİD'in yenilgisini takip eden yıllarda bu eğilimin devam etmesi, Amerikan işgalcilerinin ve bölgesel müttefiklerinin hedeflerine ulaşmasına izin vermedi.
İslam İnkılabı Lideri yaptığı konuşmalardan birinde Amerika'nın mevcut koşullarını aydınlatarak şöyle bir hatırlatmada bulundu: " Daha geniş açıdan bakıldığında, Amerika'nın dünyadaki gücü, duruşu ve haymenesi çöküş ve düşüşe geçmiştir. Bugünün Amerikası kırk yıl öncesi Amerika'ya göre kat kat daha zayıftır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei dünyada tanınan birçok siyasetçi ve sosyoloğun Amerika'nın yumuşak gücünün yok olması ve yıpranması ile ilgili sözlerine değinerek şöyle buyurdular: "Amerika'nın ikna etme ve görüşünü diğer ülkelere kabul ettirme anlamındaki yumuşak gücü şimdi de en zayıf noktasındadır. Özellikle de Amerika'daki mevcut başkanın iş başına gelmesi ile sadece milletler değil Avrupalı devletler, Çin, Rusya, Hindistan, Afrika ve Latin Amerika ülkeleri bile Amerika'nın kararlarına açıkça karşı çıkmaya başlamışlardır. "
Birçok İslam ülkesindeki direniş akımları ve hareketleri de şimdi ABD ve Siyonist rejimin totaliterliğine karşı duruyor ve İran, Amerikan baskısına ve emperyalizme karşı direnişin ekseni ve merkezi olarak bir model haline gelmiştir. Bu nedenle, Amerika'nın İran'a yönelik eylemleri, son yıllarda değişikliklere uğramış ve uluslararası arena seviyesine gelmiştir. Amerika İran'ı izole etmek amacıyla nükleer sorun ve İranofobinin teşviki gibi konular bağlamında planlar yapmaya başlamıştır.
ABD'li yetkililer, bu düşmanlığı sürdürmekte ısrar ederek ve başarısız yaklaşımlarını tekrarlayarak, İran'ın emperyalizm ruhuna dayanan yumuşak gücüne ilişkin gerçekçi bir anlayışı henüz öğrenmediklerini gösterdiler. İslam İnkılabı Liderinin belirttiği gibi Amerika Birleşik Devletleri devrimin zaferi ile İran milleti tarafından tokatlandı ve şimdi elini büyük çıkarlardan boş görünce, kendini zamanı geri getirme hayali kurmaya çalışıyor ve bunu da düşmanlık yapma ve husumeti sürdürmekte görüyor.
Tahakküme dayalı davranışlar ve düşmanlıkların ve komploların devam etmesi, Amerika'nın İran düşmanlığının derin kökleri olduğu tarihi gerçeğini yansıtıyor. Bu düşmanlıklar, İran'da Şah rejimini destekleyen darbede, İslam Devrimi'ni büyükelçilik aracılığıyla devirme çabalarında, dayatılan savaşta Saddam rejimine destek vermede ve terörist gruplara destek sağlamada açıkça görülmektedir. Bir yandan da Amerika her zaman İran İslam Cumhuriyetine karşı olan iç unsurları her açıdan kollamak ve desteklemeye çalışması da bunun açık örneğidir. İran'a yaptırımlar adı altında uygulanan ekonomik savaş ve ekonomik terörizm, İslam Devrimi'ni ve İran milletini hedef alan düşmanca eylemler arasında yer alıyor.
ABD'nin son yirmi yılda Batı Asya'ya müdahalesi ve yarattığı krizler, Afganistan, Irak ve Suriye de dahil olmak üzere bölgede birçok kanlı savaşa yol açtı. Bu krizler, Batı Asya bölgesinde istikrarsızlık faktörü olarak ABD'nin rolünü açıkça ortaya koydu.Amerika, bölgesel savaşların başlamasıyla aşırılıkçı ve terörist grupların ortaya çıkmasına da zemin hazırladı ve onları örgütlendirmeye çalıştı.
Amerikalılar müdahaleci eylemleriyle geçmişteki emperyalist hatalarını tekrarlamakta ısrar etmeye devam ettiklerini gösterdiler. Ancak bu stratejik hata, bölge halklarının Amerika'ya olan nefretini artırdı. Böyle bir geçmiş ile Amerika'nın bölge ve dünya arenasındaki emperyalist davranışının yıkıcı etkilerini anlayabiliriz. Böyle bir ortamda İran'ın emperyalist karşıtlığının sebepleri doğru bir şekilde anlaşılabilir. Tüm bu gerçeklere rağmen, Amerika'daki politikacılar, baskının İran'ı ve direniş cephesindeki ülkeleri teslim olmaya ve Amerika'nın aşırılık yanlı taleplerine uymaya zorlayacağını varsaymaya devam ediyor.
CIA'de eski bir Batı Asya meseleleri analisti olan Paul Pilar, "Amerika'nın artık eskisinden çok daha az etkisi var ve tecrit edilen İran değil, Amerika Birleşik Devletleridir." değerlendirmesinde bulunmaktadır. Amerika'nın emperyalist davranışları, İran'ın Beyaz Saray yetkililerinin bölge halklarına olan düşmanlığının ve Amerika'nın tahakküme dayalı politikalarına karşı gösterdiği direnişin nedenini hala anlayamadığını gösteriyor.
Aslında İran ve Amerika ilişkilerinin çalkantılı tarihi, Amerika'nın komplolar, müdahaleler ve hasmane girişimleri ile doludur. Amerika'nın bölgedeki varlığı, Batı Asya bölgesine empoze edilen sorunları ve krizleri beraberinde getiriyor ve doğal olarak buna mantıksız ve kötü niyetli davranışlar da eşlik ediyor.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, yaptığı konuşmada Amerika'nın tavırlarının o gün bugün aynı olduğunu belirterek şöyle buyurmuşlardır: " Aynı şirret, aynı kötülük, aynı uluslararası diktatörlük ve aynı sınırsız tahakkümü kurma çabaları, bugün de Amerika'da görülmektedir. Tabi daha vahşice ve daha utanmazca bir şekilde. "
İşte Amerika bu darboğazlar ve acıların oluşturulmasında temel rolü oynadığı kesindir.
11 Eylül sonrası gelişmelere bakıldığında, bölgedeki istikrarsızlığın ve uluslararası çatışmaların nedenlerinden birinin doğrudan ve dolaylı olarak Amerika müdahaleleri olduğu görülmektedir. Bölgedeki kritik durum ve Afganistan, Libya, Irak ve Suriye'de son on yılda Amerika desteğiindeki terör grupları üzerinden vekaleten sürdürülen savaşlar ABD politikalarının sonucudur. Ancak ABD'nin bölgedeki askeri varlığı, ne yabancı aktörlerin güvenliğini artırmış ne de bölgede güvenliği sağlamıştır. Aslında, ABD askeri varlığı ve kriz yaratan müdahalesi sadece felakete yol açmıştır.
Amerika, vekalet savaşları yürüterek, aslında bölgede güvenlik ve barışın bozulmasına büyük katkı sağlıyor. Amerika'ya tüm dünyaya hüküm sürmek istiyor ve emperyalizmin gerçek örneği olarak bilim ve teknoloji dahil her aracı sulta kurmak için kullanmaktadır. Amerika, hegemonyasının son döneminde, 11 Eylül terör saldırılarının ardından, önleyici savaşları başlatma iddiası ile yeni bir girişimde bulundu.
Amerika Birleşik Devletleri Fars Körfezi ve Afganistan'da üç savaşa girdi. Bölgeye birçok güç ve askeri tesis yerleştirdi. Yüz binlerce insanı öldürdü ve bölgeyi yok etti ve IŞİD ve Amerika destekli terörist gruplar dahil aşırılıkçılığı akımları ve terörizmi teşvik etti, vekalet savaşları yürüttü. Ama sonunda aşağılanmış bir şekilde yenilgisini kabul etmek ve bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Afganistan'da olduğu gibi 20 yıl sonra bu yenilgiyi kabul etmek zorunda kalan Amerika büyük bir şok da yaşadı.
Amerika'nın İran milletine karşı düşmanca politikası da Amerika'nın tahakküme dayalı mizacının tükenmez doğasının bir parçasıdır. Amerikalı yetkililer defalarca İran'a saldırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını gösterdiler. Beyaz Saray'ın İran milletine yönelik düşmanlıklarının yöntemleri ve bahaneleri elbette her aşamada belirgin farklılıklar da gösterdi.
ABD'nin yeni yaptırımlar uygulayarak "azami baskı" adı altında İran'a karşı başlattığı ekonomik savaşta, ilaç ve tıbbi malzeme ithalatı bile engellenmeye çalışıldı, hastalar, kadınlar ve çocuklar, mülteciler, yoksullar ve kırılgan kesim hiçe sayılarak Uluslararası hukukun tüm ilkeleri çiğnedi, ezip geçti. Öyle ki Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik terörizminin ve katliamının ana hedeflerinden biri de bu kırılgan ve savunmasız kesim oldu. Yaptırımlarıyla Amerika, etkileri askeri savaştan daha az olmayan dünya ekonomisinin istikrarını da tehlikeye attı.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei bu husustaki açıklamasında Amerika'nın İran'a karşı ekonomik yaptırım ve ekonomik savaştan güttüğü amacın ülkeyi felç etmek ve gelişmesini engellemek olduğunu belirterek şöyle buyurmuştur: "Ekonomik savaşta olup bitenler Amerika'nın isteklerine ters düşmektedir. Çünkü kendimize yeterlilik ve yerli üretime doğru gitmek, hızlanmış, bugün yüzlerce güzel düşünen aktif genç akademik olarak çalışan grup faaliyet yapmakta ve ülkenin önemli işlerine katkıda bulunmaktadır. "
Düşmanlıkların devamı, İran düşmanlığı ve İran'a karşı bölgesel ittifaklar kurma, Amerika'nın İran'a düşmanlığının, devrimin zaferinin başlangıcında Amerika'nın casusluk yuvasındaki skandalların ortaya çıkmasının ötesinde olan bir meseledir. Aslında 13 Aban'daki üç tarihi olay ABD'nin İran'a karşı davranışının doğasının geçmişten bugüne değişmediğini, çünkü aynı kötülüklerin Amerikan hegemonyasıyla bir arada var olduğunu hatırlatıyor. Bu düşmanca davranışlar, Amerikan devlet adamlarının İran'a hala geçen yüzyıldaki aynı bakış açısıyla, aynı hegemonik düşüncelerle baktıklarını gösteriyor.
13 Aban emperyalizm ile mücadele günü ile ilgili bir başka nokta da İran milletinin Amerika sultası karşısında uyanık ve duyarlı olmasıdır.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamanei'nin söylediğine göre Amerika İslam Devriminin zaferi ile öyle bir sille yedi ki bol çıkarlarını kaybetti ve şimdi de geçmişe dönme hayalini kurmaktadır. Bunun yolunu ise düşmanlık yapmak ve komplo kurmakta görmektedir. Bunun için bir fırsat kollamaktadır.
Küresel emperyalizm ve başında da Amerika kin ve husumet öfkesi ile yenilgilerini telafi etmek için İran'ı aklısıra devrim öncesi döneme geri götürmek istiyor ancak bu hedefe varmakta hiçbir zaman başarılı olmamıştır.
İslam İnkılabı Liderinin vurgu yaptığı gibi " İslam İnkılabı söylenenlerden çok daha sağlamdır. Demirden iradesi ve sağlam azmi ile İran İslam Cumhuriyeti hiçbir zaman Amerika'nın bu tür hileler ile İran'a dönmesine müsaade etmeyecektir. "