2021 yılında İran’ın bölgesel diplomasisine bakış - 2
2021 yılında İran’ın bölgesel diplomasisini gözden geçirdiğimiz yıl sonu programımızın 2. ve son bölümünde sizlerle birlikteyiz.
2021 yılında Amerika ve Avrupa’nın Kapsamlı Ortak Eylem Planı KOEP nükleer anlaşmasının uygulanmasını sabote etme çabaları davam etti. İran İslam Cumhuriyeti nizamının yeminli düşmanları Tahran’da 13.hükümet iş başına geldikten sonra türlü yollarda azami baskı politikasını sürdürerek 2021 yılını geride bıraktılar.
İran İslam Cumhuriyeti bir kaç yıl boyunca 5+1 grubunda yer alan Britanya, Fransa, ABD, Rusya, Çin ve Almanya ile nükleer meseleyi müzakere etti ve en son bir anlaşmaya vardı;anlaşma BM güvenlik konseyi tarafından da onaylandı.
Kapsamlı Ortak Eylem Planı KOEP adı ile anılan nükleer anlaşma gerçekte 8 yıl süren sıkı müzakerelerin sonucuydu ve en son 14 Temmuz 2015’te İran ve 5+1 grubu üyelerince ve Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi tarafından imzalandı.
Ancak ABD’nin önceki Başkanı Donald Trump ta seçim kampanyalarının başından itibaren KOEP nükleer anlaşmasını kötü bir anlaşma niteledi ve sonunda 8 Mayıs 2018’de tek taraflı illegal bir karar alarak Amerika’nın anlaşmadan çekildiğini ilan etti.
Anlaşmanın Avrupalı tarafları ise Amerika’nın bu kararına karşı çıkarak anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getireceklerini ileri sürdü; ancak İran İslam Cumhuriyeti’nin bir yıl boyunca sergilediği stratejik sabır ve hoşgörüye rağmen yükümlülüklerini yerine getirmediler; oysa hepsi de Trump’ın İran’a yeniden dayattığı eski yaptırımların ve eklediği yeni yaptırımların illegal olduğunu biliyordu.
Avrupalı tarafların KOEP nükleer anlaşmasını uygulamakta sözünü tutmaması üzerine İran milli güvenlik yüksek konseyi Amerika’nın bu anlaşmadan çekilmesinden bir yıl sonra anlaşmanın 26 ve 36.maddelerine istinaden anlaşmadaki yükümlülüklerini adım adım askıya alma kararı aldı. Karar beş aşamalı bir zaman diliminde uygulandı. En son 5 Ocak 2020’de KOEP nükleer anlaşmasında yükümlülükleri askıya almanın beşinci ve sonuncu adımı atıldığı ilan edildi.
Öte yandan İslami Şura Meclisi milletvekilleri de İran milletinin KOEP nükleer anlaşmasındaki haklarını ve meşru taleplerini koruma doğrultusunda stratejik bir planı onayladı. İslami Şura Meclisi’nin onayladığı ve yaptırımların kaldırılması için stratejik bir uygulama olarak uygulanmasına elzem getirilen yasaya dönüştüğü kararına göre İran İslam Cumhuriyeti ancak karşı taraflar da güven ortamı oluşturma çerçevesinde anlaşmadaki tüm yükümlülüklerini yerine getirdiği takdirde kendi yükümlülüklerine bağlı kalacaktı.
Aslında İran İslam Cumhuriyeti’nin karşı taraf bir adım atarsa İran da adım atacağını belirtmesi, karşılıklı adımların atılma ilkesine bağlı olduğunu göstermektedir.
Amerika bu anlaşmadan çekildi ve Avrupalı taraflar da anlaşmayı koruyamadı. Avrupalı taraflar yaptırımların kaldırılması ve uluslararası bir anlaşma sayılan KOEP nükleer anlaşmasına geri dönülmesi için hiç bir pratik adım atmadı. Bu zümre bunun yerine İran’ın füze ve savunma gücünü KOEP anlaşmasına endeksleyerek, anlaşma ile hiç bir ilgisi olmayan başka hedeflere ulaşmak istiyor. aslında bu tür marjinal konuları gündeme getirmek, onların KOEP anlaşmasını ihlal etmelerini haklı göstermek için ileri sürdükleri konulardır. Nitekim Amerika ve Avrupa KOEP üzerine müzakere maskesi altında yeni hedefleri güdüyor, oysa İran İslam Cumhuriyeti’nin her iki konuya karşı tutumu gayet net ve açık ve kesindir.
Britanya Dışişleri Bakanlığı 2021 yılının son günlerinde İran’ın savunma gücüne yönelik müdahaleci bir tavır sergileyerek İran’ın savunma ve caydırıcı gücünü geliştirmesi bölge ve dünya güvenliği için bir tehdit olduğunu iddia etti.
İran’ın Britanya büyükelçisi Muhsin Baharvand ise Londra’nın İran’ın savunma amaçlı tatbikatı hakkındaki yaygaralarına gösterdiği tepkide, bazı ülkeler İran’ın savunma amaçlı askeri tatbikatını BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesine aykırı olarak değerlendirdiğini, oysa bu kararname ancak nükleer başlık taşıyan füzelerden söz ettiğini belirtti. Büyükelçi Baharvand başta Britanya olmak üzere Avrupa ülkeleri İran’ın füze programı BM güvenlik konseyinin 2231 sayılı kararnamesinin kapsamına girmediğini çok iyi bildiklerini vurguladı.
İran’ın nükleer programı, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu UAEK’nun binlerce saatlik denetimi ve çok sayıda raporuna göre tamamen barışçıldır ve Tahran yönetiminin nükleer enerjiden askeri amaçların doğrultusunda yararlanmak üzere hiç bir programı yoktur ve buna göre de nükleer başlık taşıyan füze üretme planı da söz konusu değildir. aslında bölgede istikrarsızlığı ve güvensizliği körükleyen ve Yemen’de insani faciaya yol açan şey, Britanya ve diğer bazı Avrupa ülkelerinin bölgede yer alan ve insan hakları karneleri kapkara olan bazı ülkelere yığınla silah satmalarıdır.
İran İslam Cumhuriyeti nükleer sanayi ve teknoloji alanında attığı tüm adımlar NPT anlaşması çerçevesinde atılan adımlardır ve tüm faaliyetleri UAEK gözetiminde yürütülerek nükleer bilim ve teknolojiye kavuşmuştur.
Nitekim İran İslam Cumhuriyeti bu alanda bilimsel yetkinliği sayesinde Kasım 2021’de BM genel kurulunun dördüncü komisyonunun kararı ile nükleer radyasyonun tesiri üzerinde çalışan komisyonun daimi üyeliğine kabul edildi. Bu karar Amerika ve korsan İsrail’in tüm muhalefetine rağmen BM genel kurulunun oturumunda sağlanan konsensüsle onaylandı.
2021 yılında İran’a dayatılan yaptırımların kaldırılması için Viyana’da yeni tur müzakerelerin başlaması ile birlikte başka gelişmeler de yaşandı. Bu doğrultuda Fars körfezi kıyılarında yer alan bazı Arap emirlikler, Viyana müzakerelerinin sonucu ne olursa olsan, gerginlikleri getirmek, iktisadi ilişkileri geliştirmek ve hatta İran’da doğrudan yatırım yapmak istedikleri mesajı vermeye başladı. Komşu ve bölge ülkelerinin siyaset çevrelerince yaşanan bu değişim ise uzmanlarca İran İslam Cumhuriyeti’nin yeni yönetiminin komşu ülkelerle ilişkilerini geliştirme politikası ve ayrıca İran’a karşı gerginlik çıkarma politikasının faydasız olduğunun anlaşılmasının sonucu şeklinde değerlendirildi. ABD medyasından Washington Post gazetesi de Fars körfezindeki Arap emirliklerin İran’la ilişkilerini düzeltmek istediklerini yazdı.
Aslında İran İslam inkılabı zafere kavuştuğu ilk günlerden itibaren meydana gelen olaylara bakıldığında, düşmanların İran milletine darbe indirmek ve İslam inkılabını bozguna uğratmak için ellerinden gelen her şeyi yaptıkları anlaşılıyor. Ancak İran milletinin İslami nizamın yumuşak gücü olan direnişi düşmanların hedeflerine ulaşmalarına engel oldu.
İran İslam Cumhuriyeti Amerika’nın aşırı ve haksız taleplerine karşı sürekli direndi, ki bunun Washington için bedeli ağır ve sert oldu. Bu yüzden Amerika 2021 yılında da İran’ı suçlamak, İranofobi projesini bir dizi uydurma senaryo ile körüklemekle Tahran’ı zor durumda bırakmaya çalıştı. Ancak İran İslam Cumhuriyeti bu iddialara sahada gösterdiği tepkide, bölgede hiç bir zaman gerginlik ve askeri çatışma peşinde olmadığını gösterdi, fakat ne zaman ve nerede gerekli gördüyse de İran’ın milli güvenliğini bozmak isteyenlere en sert ve en ezici biçimde karşılık vurdu.
Özetle, 2021 yılı İran İslam Cumhuriyeti için Amerika’nın baskılarına ve tek taraflı dayatmalarına karşı direnişte bir sınav gibiydi. Amerika 2021 yılında İranofobi projesi çerçevesinde İran ve komşuları arasında iktisadi ve ticari alanlarda iş birliğini ve güvenlik alanında dayanışmalarını engellemek için yoğun çaba harcadı. Gerçekte Amerika böylece İran’ın Batı Asya bölgesinde inzivaya itmek ve kendisi ve müttefikleri için alanı genişletmek istiyordu. Ancak İran 2021 yılında bölgesel gelişmelerde aktif varlık sergileyerek asla münzevi olmadığını ve Amerika ve uydularının baskılarına karşı teslim olmayacağını ortaya koydu.