İran’da geleneksel sporlar ve pehlivanlık kültürü günü
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i29038-İran’da_geleneksel_sporlar_ve_pehlivanlık_kültürü_günü
Geleneksel sporlar İran kültüründe derin mazisi söz konusudur ve İran milletinin mertlik ve cismi ve ruhi gücünü yansıtır.
(last modified 2022-10-07T13:02:52+00:00 )
Temmuz 21, 2016 11:46 Europe/Istanbul

Geleneksel sporlar İran kültüründe derin mazisi söz konusudur ve İran milletinin mertlik ve cismi ve ruhi gücünü yansıtır.

Firdevsi ve Şahname İran diyarının kültür ve tarihini tanıtan iki büyük ad olmakla beraber, İranlıların gurur ve özgüven duygularını güçlendiren ve muhataplarına İran milletinin tarihi geçmişinden çok kesin bir kimlik sunan adlardır.

İranlı büyük şair Firdevsi değerli eseri Şahname’de İranlı olmanın tüm yönlerinden söz etmiş ve pehlivanlık ve pehlivan olmanın yolu yordamı hakkında önemli açıklamalarda bulunmuştur, öyle ki bu özellik Şahname’yi diğer edebi eserlerden farklı kılmıştır. Bu arada spor, spor aletleri ve spor kültürü de Şahname’de üzerinde durulan ve kolay kolay gözardı edilmesi mümkün olmayan önemli konulardır.

Şahname’de belirtildiği üzere pehlivanlar sınıfı kral Cemşid’in ateşi keşfettiği dönemden sonra ortaya çıktı ve ruhanilerin sınıfından sonra en önemli sınıf olarak yerine aldı. Ülkenin toprak bütünlüğünü, saltanat düzenini ve milletin namusunu ve vatanı korumak, pehlivanların göreviydi. Pehlivanlar bu yükümlülüklerini ve belirlenen görevleri yerine getirmek için manevi ve ruhi meselelerin dışında her şeyden ziyade savaş sanatını bilmeleri gerekiyordu. Pehlivanlar savaş sanatı sayesinde cismi güçlerini geliştirmekle beraber o dönemi mızrak, kılıç, yay ve ok gibi savaş aletlerini kullanmayı göreniyor ve binicilik, güreş, yüzme ve dağcılık gibi sporlarla savaşmak için maharetlerini geliştiriyordu.

Öte yandan savaş sanatını öğrenmek de özel eğitimden geçmeden mümkün olmuyordu. Bu eğitimler sadece maddi meseleler ve teknik ve taktikleri öğrenmekle sınırlı değildi ve bunun yanında pehlivanlık ahlakını ve kişiliğini öğrenmek de büyük önem arz ediyordu.

İran’ın geleneksel sporları veya bir başka ifade ile pehlivanlık sporları, ta eski zamanlardan beri İran tarihi ve kültüründe yer alan mevzu bahis eğitimlerin devamı sayılır. O dönemlerde savaşların kaderi bazen iki ordu birbiriyle çatışmaksızın ve sırf iki tarafın pehlivanlarının yüzleşmesi ile belli oluyordu ve bu yüzden pehlivanlar bu tür durumlar için yetiştirilmeliydi.

Zamanla bu pehlivanların rekabetleri İran diyarının şiir ve edebiyatına yansımaya başladı ve bu bağlamda bir çok kitap yazıldı ve pehlivanlık öyküleri kulaktan kulağa ve kuşaktan kuşağa İran milleti arasında yayıldı.

İran edebiyat tarihinde bu branşın ortaya çıkışı hakkında çeşitli rivayetler söz konusudur, fakat bundan 4500 yıl öncesine ait bazı eserlerin Lorestan ve Mezopotamya bölgelerinde bulunması, günümüzde güreş adıyla anılan sporun çok önemli bir yeri olduğunu gösteriyor.

İran’da İslam dini bu topraklara ayak basmasının ardından pehlivanlık geleneği daha dini bir konuma büründü ve düşünürler ve halk pehlivanlık meselesini daha çok önemsemeye başladı.

İslam tarihinde belirtildiği üzere 17 Şevval günü Allah Resulü’nün –s– pak ehli beytinden –s– İmam Ali –s–, Arapların ünlü pehlivanı Amro bin Abduved’le mücadele etti ve onu yenmeyi başardı. Bu mücadelenin sonunda Hz. Ali –s– Amro bin Abduved’i yendikten sonra başını kesmek üzere ona doğru gitti, fakat Amro İmam Ali’nin –s– mübarek yüzüne tükürdü. O sırada İmam Ali –s– ayağa kalktı ve rakibinden uzaklaşarak savaş arenasında biraz yürüdü ve daha sonra rakibini helak etti. Daha sona o hazretten neden böyle yaptığı sorulunca, İmam Ali –s– şöyle buyurdu: Rakibim yüzüme tükürdüğünde ben öfkelendim ve onu sırf şahsi öfkem için öldürmek istemedim ve bu yüzden biraz yürüyerek sakinleştim ve daha sonra onu sırf şirki ve Allah’a yönelik düşmanlığı yüzünden öldürdüm.

Bu yüzden 17 Şevval günü İran’da geleneksel sporlar ve pehlivanlık kültürü günü olarak adlandırıldı.

Pehlivanlık sporları İran milleti ve diğer müslüman milletlerin gözünde önemli yeri bulunmasından başka bu geleneksel sporlar ve pehlivanlık ilkeleri İran tarafından UNESCO’da kayda alınmıştır. Pehlivanlık ilkeleri ve merasimleri 16 Kasım 2010 tarihinde UNESCO’nun dünya manevi mirasları listesinde kayda alındı.

Almanya’nın Brook House ansiklopedisi, Köln kentinde bulunan Almanya spor üniversitesinin araştırmalarına istinaden, İran’ın geleneksel sporlarını dünyanın en eski vücut geliştirme sporu olarak açıkladı. İran’ın geleneksel sporları “Zurhane” adı verilen bir mekanda yapılıyor ve her kentte ara sokaklarda bir yerde inşa ediliyor. Zurhane’nin çatısı kubbe şeklinde olup tabanı da sokaktan daha alçaktır. Zurhane’nin girişi genellikle alçaktır ve sporcu veya seyirci bu mekana girmek için eğilmesi gerekir. Zurhane’nin girişinin alçak yapılmasının sebebi ise sporcuların ve seyircilerin spor ve sporculara saygı için eğilmek zorunda kalmaları şeklinde ifade edilir.

Zurhane’nin spor yapılan alçak ve çukur şeklindeki arenasının üzerindeki ana çatı, başka binaların çatılarına kıyasla daha yüksektir ve çatıda aydınlatma amacıyla pencereler vardır. Zurhane iyi, pak, mert ve temiz yürekli insanların mekanıdır. Zurhane sporcuları arasında görülen edep, safa, hoşgörü ve benzer özellikler, başka camialarda çok ender görülen özellikler sayılır. Günümüzde Tahran’da 50 kadar Zurhane faaliyet yürütmektedir ki bunların en önemlisi Şehit Fehmide Zurhanesidir ve İran’da pehlivanlık ve geleneksel sporlar federasyonunun düzenlediği milli maçlara ev sahipliği yapar. Bu Zurhane milli eserler listesindek ayda alınmıştır. Her yıl bu mekanda milli maçlar düzenlenir.

Zurhane’de yapılan İran’ın geleneksel sporları çok özel adabı söz konusudur. Bu adap ve genelekler İran’ın tarihi pehlivanları ve yiğitlerinden ve şii müslümanların ilk önderinden ve yiğitlerden esinlenerek sporcularda mertlik, yiğitlik ve insaf duygularını geliştirir ve onlara ayrı bir güç kazandırır. Bu iyi özellikler ise şiirler kalıbında ve Zurhane’ye özel bir musiki aleti olan “Zurhane darbukası” ile okunur ve sporcular da bireysel veya grup halinde çok güzel hareketleri sergiler. Zurhane’de darbukayı çalan ve mürşid denen kişi çok hoş bir sesi vardır ve sporcular spor yaparken çeşitli ritimlerde darbukasını çalar ve en çok Firdevsi’nin Şahnamesine ait olan savaş şiirlerini okur. İran’da geleneksel sporlar sporcuların arasında saygı ve edep özellikleri ile ön plana çıkar ve bir çok adabı ve ilkesi söz konusudur. Örneğin tüm hareketler Zurhane’nin önde gelen büyüğünden izin alınarak başlanır. Geleneksel sporların sloganı ise cisim ve ruhu birlikte yetiştirmektir. Zurhane’nin en temel adabından biri ise sporcuların alçak gönüllü, mert, konuksever, temiz kalpli, yoksullara yardım etme ve diğer pehlivanlık özelliklerine sahip olmalarıdır

Puriyaye Veli, İran’ın geleneksel sporlarında ün yapan ünlü pehlivan, sofi ve şairdir. Tarihçiler ise bu şahsiyetin doğduğu yer hakkında görüş ayrılığına düşmüştür. Kimileri Puriyaye Veli’ye Harezm’in Gorganc kenti ve kimileri de Gence kenti ve kimileri de İran’ın Huy veya Salmas kentinde doğduğunu belirtiyor.

Puriyaye Veli 14. Ve 15. Yüzyılda yaşıyordu. Puriyaye Veli büyük bir pehlivan, şair ve arifti ve çok da güzel sesi vardı. Puriyaye Veli gençliğinde güreş sporu ile ilgilenirdi ve gençlikçağında orta Asya, İran ve Hindistan’ın çeşitli yörelerini gezerek güreşti ve ünlü bir pehlivan oldu.

Puriyaye Veli’nin hayatı efsanelerle karıştı, fakat İranlı sporcuların arasında en çok iyi ahlakı, mertliği ve pehlivanılğı ile ön palana çıkıyor ve İran milleti arasında önemli bir yeri bulunuyor.

Puriyaye Veli hakkında Huy halkı arasında bir öykü çok yaygındır. Bu öykü bu büyük pehlivanı bir nebze olsun tanımamıza yardımcı oluyor. Öykü şöyle:

Huy kentinde yoksul bir genç baba nimetinden mahrumdu. Genç kentin hükümdarının kızına aşık oluyor. Anasının tek evladı olan genç bu aşk yüzünden hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Hekimler genci tedavi edemiyor ve sonunda genç konuşuyor ve hükümdarın kızına olan aşkından söz ediyor. Annesi ve yakınları onu tenkit ediyor, ama genç oğlan aşkı üzerinde ısrar ediyor. Anne sonunda hükümdarın kızını istemeye gidiyor. Kız ise ancak genç oğlan Huy’un ünlü pehlivanı Puriyaye Veli’yi güreşte yendiği takdirde onunla evleneceğini söylüyor.

Genç oğlan Puriyaye Veli’yi yenemeyeceğini bildiği halde onunla güreşeceğini ilan ediyor. Mücadele günü Cuma günü olarak belirleniyor. Perşembe gecesi genç oğlanın annesi kentin büyük camii önünde helva dağıtıyor. Tesadüfen o gece Puriyaye Veli de oradan geçiyor. Büyük pehlivan anadan adağını sebebini soruyor. Anne o güne kadar Puriyaye Veli’yi görmediği için onu tanıyamıyor ve şöyle diyor: Oğlum Puriyaye Veli ile güreşecek, ben de bu helvayı oğlumun zaferi için adadım.

Büyük pehlivan Puriyaye Veli o sırada adı mitolojilerde kayda geçecek cesurca bir karar alıyor. Ertesi gün iki güreşçi arenaya çıkıyor. Kalabalık sabırsızlıkla bekliyor ve ünlü pehlivanın bir göz kırpmada zafer kazanacağını düşünüyor, fakat sonuç farklı oluyor ve büyük pehlivan aşık gence yeniliyor.

Puriyaye Veli bu macerayı şöyle anlatıyor: sırtım yere geldiğinde ve o genç kursağımın üzerinde oturduğunda birden gözümü örten o perde aralandı ve yıllarca aradığım marifeti karşımda buldum.

Güreşten sonra halk zafer kazanan genci omuzlayarak hükümdarın evine doğru yürüyor ve genç oğlan hükümdarın kızı ile evleniyor.

Yıllar sonra halk Puriyaye Veli’nin ne yaptığını öğreniyor, ama o sırada büyük pehlivanın fani dünyadan ayrıldığı anlaşılıyor ve böylece Zurhane sporunun mitolojik karakteri oluyor.