Aralık 08, 2018 10:10 Europe/Istanbul

Yenişafak: AK Parti, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde kayyum olarak görev yapan Cumali Atilla’yı aday gösterdi

 Yeniçağ:

AKP’li vekil, gazeteleri ‘ihanetle’suçladı

Cumhuriyet:

HDP Kars eski milletvekili Mülkiye Birtane tutuklandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Cevher İlhan 7 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Ergenekon”da “kumpas”la toptan tasfiye...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Kumpas” çarkının ve Yargıtay’ın bozma kararının ardından İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen “Ergenekon davası”ndaki son duruşmada savcının “Ergenekon Silâhlı Terör Örgütü’nün varlığının ispatlanamadığı, örgütün liderliği, üyeliği ve örgüt adına suç işlenmesinin de söz konusu edilemeyeceği” mütalaası ve sanıklar hakkında terör suçundan cezâ verilmemesi” talebi, yargının uçtan uca savrulan hal-i pürmelâlini bir kez daha ele verdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu kapsamda, “bir kısım sanık ifâdelerinin, kesintisiz, uzun süreli, gece ve sağlıksız koşullarda alındığı, sanıkların savcılık görüşüne karşı savunma haklarının bir - iki saat, on beş dakika gibi sürelerle kısıtlandığı, bir kısım sanıklar hakkında iddianâmede bile olmayan suçlardan hüküm kurulduğu, birçok davanın gereksiz birleştirilerek dosya hacminin bu hale getirildiği ve mâkul sürede yargılanma hakkının ihlâl edildiği, MİT Müsteşarlığı’ndan izin alınmadan istihbaratçıların tanık olarak dinlenildiği” gerekçeleri sıralanarak, soruşturma ve kovuşturmalarda usul ve esasa aykırılıklar bozma nedeni gösterildi.

Bu sonuç, baştan beri Yeni Asya’nın, âdil yargılama esaslarının yerine getirilmemesi halinde davanın toptan manipüle edilip asıl suçluların ve darbecilerin de cezâsız kalacağı ikazlarının haklılığını bir defa daha ortaya çıkardı.

Oysa demokrasi üzerindeki vesâyetin kaldırılması açısından “Ergenekon” ve “Balyoz” gibi “darbeye teşebbüs ve ortam hazırlama dâvâları” önemli bir fırsattı.

Ne var ki yargılamalarda bilhassa “gizli tanıklar” ve “sahte deliller”le, “eksik savunma”ya sebebiyet veren “usûl hataları”yla dava âdeta zehirlendi. Yıllarca süren uzun tutukluluk sürelerinin içte ve dışta “savunmanın engellendiği” iddiasını güçlendireceği uyarısı dinlenilmedi. 

Kısacası, soruşturma ve yargılama safahatlarında delil toplama, emri veren generalle emri alan teğmenin bir tutulup ağır müebbetle yargılanmasının davaları peşinen çökerteceği, esas ve usûl yönünden bozduracağı ikazları kulak ardı edildi.

Tam tersine, yargılama hatalarıyla muallel hükmün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) döneceği, “darbe davaları”nın berhava edileceği, Türkiye’nin ağır tazminatlara mahkûm olup “darbeye teşebbüs”ün cezâsız kalacağı tesbitlerine tepki gösterildi.

O denli ki sözkonusu süreçte iktidar sözcüleri, “iktidara ilişik yorumcular” ve siyasî fanatikler, bu zâfiyetlere ve yanlışlara dikkat çekip, gerçek suçluların, “darbeciler”in - “cuntacılar”ın sıyrılıp, “darbe davaları”nın toptan tasfiye edileceği ikazında bulunanları “Ergenekoncu” diye yaftalayıp pervâsızca tahkir ettiler.

Halbuki, 14 Temmuz 2008’de kabul edilen ilk iddianâmede Ergenekon “terör örgütü” olarak tanımlanmış, “üyeleri ve yöneticileri” darbe teşebbüsüyle suçlanarak, “Ergenekon terör örgütü, en başta ‘derin devlet’ ifâdesi ile anılan, ülkemizde birçok kanlı eylemler gerçekleştiren, bu eylemlerle ciddi kriz, kargaşa, anarşi, terör ve güvensizlik ortamı oluşmasını amaçlayan ve bunu kısmen de olsa başararak ülkemizin gelişme ve kalkınmasının önünde engel olan bir örgüttür” denilmişti. Dönemin Başbakanı olarak Erdoğan, “Ben bu davaların savcısıyım” demişti.

Ne zaman ki kamuoyunda mevzubahis tepkiler arttı; bu kez bizzat Başbakan Yardımcısı’nın ifâdesiyle “Ergenekon’da kumpasa geldikleri ve yanıltıldıkları” çarkı sergilendi. Peşinden Mart 2015’te Harp Akademileri Komutanlığı’nda, “Bu operasyonlarla şahsım başta olmak üzere, tüm ülke yanlış yönlendirildi, aldatıldı. Bir kumpasa hep birlikte mâruz kaldık” hayıflanmasıyla “Ergenekon” davasından “resmen” dönüldü. (gazeteler, 19.3.15)

Kısacası, Cumhurbaşkanı’nın dönemin Başbakanı olarak “Ergenekon savcılığı”ndan “Ergenekon avukatlığı”na geçmesiyle, “Ergenekon dâvâsı”nın tasfiyesiyle, “darbeye teşebbüs” ve “darbeye ortam hazırlama” iddianâmeli davalar, suçlusuyla - suçsuzuyla toptan berhava edildi. Zamanında her türlü siyasi rantı sağlandıktan sonra…

…***

Mehmet Faraç, 7 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Adana'yı sarsan FETÖ raporu...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"FETÖ" operasyonlarının artık "sulandırıldı"ğına ilişkin medyada yüzlerce haber yayımlanırken, vahim çelişkiler de az değil...FETÖ'nün yayın organlarının sahibi olan "otelci"lerin beraat ettirildiği, eşi cemaatçi olanların ise vali yapıldığına yönelik öyle tuhaf gelişmeler var ki, bunlar karşısında, cemaat bankasına para yatırdığı için yargılananları duyunca derin ve sinsi çelişki ne yazık ki büyümeye devam ediyor!..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başta FETÖ olmak üzere, "terör" örgütlerine yönelik operasyonlara duyarsız kalmayan biri olarak, bu kapsamda yaşanan çelişkilerin toplum vicdanını yaraladığını söylememek olmaz...Yani; FETÖ'nün "siyaset" dahil tüm uzantılarına müdahale edilmeli ki, adalet her alanda yerini bulsun, operasyonlarda kuşku kalmasın...Ancak FETÖ operasyonlarındaki şok edici çelişkileri kanıtlayan bir skandalı önce Odatv ardından da Yeniçağ şu haberle gözler önüne sermişti;"Rixos otellerinin sahibi olan, FETÖ'ye yakın işadamı Fettah Tamince hakkında dikkat çeken bir karar çıktı. 17-25 Aralık'tan sonra dahi FETÖ'nün Zaman gazetesine ortak olan Tamince hakkında yürütülen 'FETÖ üyeliği' soruşturmasında, savcı İsmet Bozkurt, 2 Ekim 2018'de kovuşturmaya yer yok kararı verdi. Tamince için böylece FETÖ dosyası kapanmış oldu. Hakkında, 'Silahlı terör örgütüne üye olmak' suçundan soruşturma yürütülen Tamince, ifadesinde cemaat üyesi olduğunu kabul etmiş, Gülen'e yaptığı ziyaretleri anlatmıştı. Öte yandan, Tamince, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a da yakın bir isim olarak biliniyordu. Tamince, Erdoğan'ın başbakanlık döneminde tatil yaptığı Rixos otellerinin sahibiydi. Tamince'nin avukatlığını, Erdoğan'ın avukatlarından Ahmet Kürşat Köhle üstlenmişti."

Ancak FETÖ operasyonlarındaki çelişkili ve belki de ikiyüzlü yaklaşımlar yalnızca işadamları ve bürokratlardan ibaret de değil...Son günlerde sosyal medyada ve WhatsApp gruplarında öylesine sarsıcı bir "rapor" dolaşıyor ki, "bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu" da dedirtiyor insana!..Çünkü sosyal medyada yayılan şaşırtıcı dosya bir kez daha AKP Adana İl Başkanı Fikret Yeni'ye dikkat çekiyor...Neredeyse tüm köşe yazarlarına gönderilen rapora bakılırsa, daha önce de cemaatle ilişkisine dikkat çekilen ve çok sayıda gazete haberiyle gündeme gelen Yeni'nin bağlantıları bu kez kapsamlı bir dosya haline getirilmiş...Ancak raporun oldukça detaylı olması, belgelerin uzman titizliğiyle çok dikkatlice sıralanması, cemaatten ve çifte standarttan rahatsız olan bazı AKP'lilerce hazırlandığı algısını da yaratıyor... Çünkü bu kadar detaylı bilgiyi ancak bürokrasiye etki edebilen siyasiler hazırlatabilir!..

…***

EKmal Öztürk, 7 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, “Seçim kampanyaları nasıl değişmeli?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hani derler ya, ‘lafı ağzımdan aldın’ diye. Tam öyle bir durum oldu. Bir grup arkadaşla seçim kampanyalarındaki çevre ve ses kirliliği üzerine konuşuyorduk önceki gün. Bayrakların, flamaların, afişlerin, pankartların yarattığı çirkin görüntünün artık değişmesi gerektiğini, tartışıyorduk hep beraber. Aralarında tek yazar ben olduğum için de “sen bu konuyu yazmalısın” diyerek de ihaleyi bana verdiler!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bugün yazımı yazmak için masaya oturduğumda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın genişletilmiş il başkanları toplantısındaki konuşma notları önüme düştü. Bir de ne göreyim, Erdoğan bu konuya girmiş:

“Eski tarz kampanya yöntemleri, artık şehirlerimizi kirleten, milletimizin de tepkisine yol açan bir hale geldi. AK Parti olarak 31 Mart 2019 seçim döneminden başlayarak gürültü ve görüntü kirliliği oluşturan propaganda yöntemlerini tamamen terk ediyoruz. Çevreye ve insana saygılı bir seçim kampanyası yürütme kararı aldık. Sadece parti teşkilatlarının ve seçim koordinasyon merkezlerinin olduğu yerde bayraklarımız, afişlerimiz asılabilir. Bunun dışında bu tür görüntü kirliliğine müsaade edilmeyecek.”

Caddelerde her yanı kaplayan plastik parti flamaları, duvarlara asılmış afişler, üst geçitleri, sokak aralarını kaplayan pankartlar, kulakları patlatırcasına sesi açılmış seçim araçları, ana caddelere, meydanlara, toplu ulaşım merkezlerine yakın yerlere kurulmuş kampanya çadırları…

Klasik seçim kampanyalarında sürekli rastladığımız göze, kulağa, çevreye uyumsuz manzaralar bunlar.

Bunların neden olduğu görsel, işitsel ve estetik kirlilikten herkes şikayetçiydi. Ancak siyasi partiler rakiplerinden geri kalmamak ve görünür olmak için aynı şeyleri yapıyorlardı.

Şimdi seçimin en iddialı ve en büyük partisi AK Parti bu tür kampanya yapmayacağına göre, rekabet ortamı kalmamış demektir.

Diğer siyasi partilerin de çevre, insan ve estetikle uyumlu kampanyalara dönmesini bekliyoruz.