Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Devlet Bahçeli-Pervin Buldan samimiyetine İYİ Parti'den tepki
Cumhuriyet:
Cumhurbaşkanı Fırat'ın doğusu için tarih Verdi
Milli gazette:
Türk Kızılayı'na kayyum atandı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Kazım Güleçyüz, 12 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “ Seçim savaş değil, hizmet yarışıdır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye çok partili sisteme geçtikten bu yana birçok genel ve yerel seçim yaptı.Genel seçimlerden hükümeti değiştireni de oldu, devam ettireni de. Aynı durum yerel seçimlerde de yaşandı. Bir seçimlik ömrü olan belediye başkanları da oldu, üst üste defalarca seçileni de. Genel seçimle yerel seçimin paralel neticeler getirdiği de oldu, tersinin yaşandığı da. Ama sonucu milletin oyları ve tercihi belirlediği için herkes kabullendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Demokrasinin gereği bu: Merkezî iktidarda da, yerel yönetimlerde de görev değişiminin Demirel’in ifadesiyle kansız, kavgasız, hilesiz, entrikasız gerçekleşmesi.
Burada bilhassa 12 Eylül sonrasındaki seçimlerin, darbe ürünü mevzuatla getirilen eşitsiz ve adaletsiz sistem sebebiyle haksız rekabet ortamında yapıldığı, haksız kazançlar sağladığı ve ciddî mağduriyetlere yol açtığı hususunu kayda geçirmemiz gerekiyor.
Bu kaydımızı mahfuz tutarak diyoruz ki:
Seçimler, müsbet ve yapıcı rekabet içinde bir hizmet yarışının alanı ve yine Demirel’in deyişiyle demokrasi şöleni, bir önceki seçimden bu yana birikmiş tortuları temizleyen Nisan yağmuru. Siyasette bir yenilenme, tazelenme ve beyaz sayfa açma fırsatı.
Seçim yarışının bu olgunlukla cereyan etmesi, demokrasi kültürüyle de ilgili bir konu.
Milletimizin bu olgunluğa sahip olduğu, şimdiye kadar defalarca görüldü, ispatlandı.
Genel anlamda siyasetçilerin de. Ama son yıllardaki seçim ve referandumlarda bu durumun değiştiğini görmekteyiz. Seçim yarışının adeta bir “savaş” havasına sokulması, ülkenin ve milletin bekasını kendi iktidarının devamı şartına bağlayan bir anlayışın öne çıkarılması, “Biz vatanseveriz, karşımızdakiler vatan haini ve terör örgütü yandaşı” söylemleriyle dışlayıcı, ötekileştirici, kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı politikaların takip edilmesi, bunun üzücü ve düşündürücü göstergeleri. Bunlar son derece yanlış ve sakıncalı.Seçimde kazanmak da var, kaybetmek de. İktidara iyice alışmanın sonucu olarak muhtemel seçim yenilgisini hazmedememenin ise demokraside yeri yok. Böyle bir anlayışa ders vermenin en iyi fırsatı da yine seçim ve sandık. Bu fırsatı değerlendirmek için korkuları, kaygıları, menfaat hesaplarını, manipülasyonları aşabilen bir irade ve inisiyatife ihtiyaç var.
…***
Ahmet Gürsoy, 12 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kaybetme korkusu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidar medyasında sürekli "Gezi olaylarına" gönderme var. Eğer oradan bir korku üretmiyor veya kendileri gereksiz bir işkillenme yaratarak bunu 'iktidarı kayıp ederiz' saplantısına dönüştürmemişlerse, ortada ciddiye alınacak millî bir mesele var demektir.İktidar medyasında "Gezi olayları" dış düşmanların hükümeti devirmek için kasıtlı ve bilinçli olarak yarattığı bir toplumsal isyan olarak anlatılıyor.Bildiğimiz halk ayaklanması.Şu sıralar Paris'te süren 'Sarı Yelek' hareketinin Türkiye'ye yansıyacağını varsayarak yeni bir Gezi olayı çıkacakmış gibi yorumlayanlar var.”diyen yazar, yaısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Nitekim yazarın biri soruyor: "Gezi'de marjinal çevrelerden oluşturulan "Çatı İttifak"a bu sefer yeni, farklı ve daha geniş siyasi çevreler mi dahil edilmek isteniyor?"Bu sorunun cevabı bizde yok. Olsa olsa devletin resmî kurumlarında olur.Bu tür bilgi, istihbaratlarda olur. Varsa belgeleriyle ortaya konulmalıdır. Çünkü hepimiz vatanımızı seviyoruz. Kim Türkiye batağa sürüklensin ister?Aynı yazar devam ediyor."Yerel seçimler öncesi bir toplumsal huzursuzluk üzerinden ne tür "kestirmeden" iktidar değişimi hesapları yapılıyor?"Dikkatinizi çekerim, yerel seçim meselesini yine iktidar değişimine bağlıyor. Eğer birileri ülkemize iç isyan planları yapmış ve yerel seçimleri de bahane ederek, yeniden karışıklıklar planlıyorsa, vatansever biri olarak yapmamız gereken ne olmalıdır?Her halde, çoluğumuzu çocuğumuzu işsiz bıraksa da, arpadan buğdaya ithalat ile hepimizin boğazını dışarıya bağlamış olsa da millî bütün tesisleri yabancıya satsa da yine iktidarı koruyup kollayıp seçmemiz gerekecektir.Değilse?Geriye tek bir yol kalıyor. O da her halde seçimleri yasaklamak olmalı.Çünkü yerel ve genel seçimler dış güçlerin iktidarı devirme aracıymış gibi sunuluyor.Bu kafaya göre ha vatanı düşmana sattın; ha, mevcut iktidarı iş başından seçim yoluyla uzaklaştırdın. Hiç fark etmiyor. İkisi de aynı kapıya çıkmış oluyor.Bu durumda demokrasi gereksiz oluyor. Çünkü dış düşmanlara kapı aralama aracı sayılıyor. İfadelerdeki mantık bizi oraya götürüyor.İnşallah bu mantığın sonu gerçekten "seçime gerek yok" anlayışına varmaz. Öyle ya; düşmanlar, seçim yoluyla ülkemizi ele geçirmek istiyorlarsa muhalefet de bunun için ittifaklar kuruyorsa, bu durumda her vatanseverin görevi ülkesini korumak için elinden geleni yapmak yani AKP'nin adaylarını her ne pahasına olursa olsun seçmek yahut demokrasiden vaz geçmektir.Yazılan cümleler, kullanılan ifadeler ürküntü verici.Yazar diyor ki: "Tam da Paris sokakları yanarken, tam da seçimler yaklaşırken, tam da S. Arabistan Veliahtı Muhammed bin Selman ve BAE'li Muhammed bin Zaid'in Türkiye düşmanlığı paraya çevrilirken, tam da FETÖ lojistiği yeni ittifaklar ararken yeni "çokuluslu müdahale" senaryosunun psikolojik atmosferini mi oluşturuyor?"Bilmiyoruz valla.Öyle mi oluyor?Siz söyleyin.Mesele vehim üretmek ve soru sormak değil.. Mesele, varsa elinizde bilgi-belge, bunu halka sunmak ve ülkeyi büyük tehlikelerden korumaktır. Ülke severlik sadece soru sormakla olmaz.Eğer "Gezi olayları dış destekli bir operasyondu" diyorsanız koyun belgelerini ortaya. İspatlayın. Herkes sizinle olsun. Sadece tahmin yürüterek orda şu da vardı. Bu da boy gösterdi, şu adam şunlarla ilişkiliydi demek yetmez.
…***
Elif Çakır, 12 Aralık tarihli Karar gazetesinde, “Adeletin bekası mı bekanın adaleti mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başlıktaki cümle Yargıtay Üyesi Abdullah Yaman’a ait. Birkaç gün önce kaleme aldığı yazının başlığı...“FETÖ ile mücadele çerçevesinde ihraç edilenleri kriptoların seçtiği, asıl kripto FETÖ’cülerin ise halen görevde bulunduklarını, FETÖ’cü olmayanların tasfiye edildiği söyleniyor...?”Bu iddia, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 7 Eylül 2016 tarihinde yani 15 Temmuz kanlı darbesinden 2 ay sonra, Çin ziyareti dönüşünde uçakta soruldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hatırlayacaksınız... Kanlı darbenin üzerinde hâlâ dumanların tüttüğü o günlerde, hakkaniyet adına ‘aman hukuki çizgiden sapılmasın’, ‘aman mağduriyetler oluşmasın’ hatırlatması yapanların FETÖ’cülere sahip çıkmakla itham edildiği o günlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu soruya verdiği cevapla ‘kurunun yanında yaşın yanmayacağı’ garantisini vermişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerinden 7 ay sonra, 15 Temmuz darbe girişimin ardından üniversitelerden bakanlıklara, yargıdan polis teşkilatına kadar kamu ve özel kurumlarda yapılan tasfiyelerde oluşan mağduriyetleri gidermek için kurulan OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu göreve başladı.
Zira, FETÖ ile uzaktan yakından alakası olmayan isimlerin FETÖ ile suçlanması, bulundukları kurumlardan isimler ihraç edilmesi, çok haklı olarak insanda ‘ne oluyor’ tedirginliğine sebebiyet vermeye başlamıştı.
FETÖ davasında yapılan hukuksuzluklara dikkat çeken, yapılan hukuki hatalar nedeniyle önümüzdeki birkaç yıl sonra neredeyse bütün FETÖ’cülere af çıkartmanın kaçınılmaz bir sosyolojiyi oluşturacağını dile getiren Abdullah Yaman, FETÖ suçlamasıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen yazılar kaleme alıyordu. Ben ilk başlarda bunun bir linç operasyonu olduğunu düşünmüştüm. Ancak mevzu oldukça ciddi.
Oldukça vahim değil mi? İktidar içinde FETÖ ile hiçbir bağlantısı olmadığı iyi bilinen, tanınan bir yargıcın başına bunlar gelebiliyorsa, bir yüksek yargı mensubunun başına böylesi bir hukuksuzluk geliyorsa, yaşadığı adaletsizlik karşısında eli kolu bağlı kalabiliyorsa... Dün FETÖ’nün güçlü olduğu dönemlerde FETÖ’nün zulmüne uğrayıp bugün FETÖ suçlamasıyla karşı karşıya kalabiliyorsa...