Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Suriye dışişleri bakanı net konuştu:
Milli gazete:
PYD'ye ne özerklik ne de federalizm
Cumhuriyet:
CHP'nin İstanbul, Ankara, Antalya ve Adana büyükşehir belediye başkan adayları kesinleşti
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Özcan Yeniçeri, 18 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşini kötü yapan insanlar ülkesi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bundan yaklaşık altı ay önce Çorlu'da tren kazası meydana gelmişti. Bu kazada 24 kişi hayatını kaybetmiş 338 kişi de yaralanmıştı. Tren raylarının altındaki toprağın zaman içinde boşaldığı ve kazanın bu rayların trenin geçtiği sırada çökmesiyle meydana geldiği anlaşıldı.Bu defa Ankara-Konya seferini yapan Yüksek Hızlı Tren (YHT), Yenimahalle ilçesine bağlı Marşandiz İstasyonu'nda yol kontrolünden dönen lokomotif ile çarpıştı, 9 vatandaşımız hayatını kaybetti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ankara-Sincan hattında yaşanan sinyalizasyon sorunu nedeniyle makinistlerin bir süredir telsizle haberleştiği iddia edildi.Sincan-Kayaş hattının tam bitirilmeden, 24 Haziran seçimleri öncesinde, erkenden, sinyalizasyon sistemi kurulamadan açıldığı iddiaları var.Ulaştırma Bakanlığı'ndan konuyla ilgili olarak yapılan açıklamada "Lokomotifin orada olmaması gerekiyordu" denildi. Olmaması gereken yerde olmaması gereken zamanda bulunanlar bu kazaya neden olmuştur. Olan da dokuz vatandaşımızın hayatına olmuş, yüze yakın insanımız da bu kazada yaralanmıştır.Seksen milyon vatandaşıyla Türkiye'ye geçmiş olsun. Herkes orada olabilir ve çöken ya da çarpışan demirlerin altında kalabilirdi.Burası Türkiye, yani işini birinci sınıf yapmayan insanlar ülkesi!Şairin dediği gibi "bedava yaşıyoruz bedava!"İşini birinci sınıf yapmayanlar!Herkes bilmeli ki ne çekiliyorsa işini birinci sınıf yapmayan yönetim ve insanlardan çekiliyor.Görevlere işini iyi yapmayan insanların getirildiği bir yerde felakete uğramak için başka bir şey yapmaya gerek yoktur.Birinci sınıf olmayan insanlar siyasetçi ise mensuplarını, doktor ise hastalarını, kaptan ise yolcularını, patron ise sermayelerini israf ederler.Bu tür insanların ne işleri doğrudur ne de doğru iş yaparlar. Yalnız kendilerini değil başında bulundukları kurumların ve ülkenin zamanını, kaynaklarını, yetenek ve yaratıcı gücünü heba ederler.Yaşanan bu tür felaket ve kayıplardan daha vahimi, kayıplar karşısında sorumluların ve yönetimlerin takındıkları tavırdır. Yetkililer bu tür kazaları ve başarısızlıkları ihale etmekle meşguller.Toplum ise uğradığı kazaları gün yaşayıp, gün unutur hale gelmiştir. İnsanlar bugün kitle katliamına dönüşen trafik kazalarını ve doğal felaketleri kanıksar haldedir.Türkiye, yaşadıklarından sonuç çıkarıp gerekli önlemleri almayan yetkililer cennetidir. Hatada ısrar, yanlışta direnme neredeyse ilke haline gelmiştir. Burada yetkililerin olan bitenden çıkardıkları tek sonuç yalnızca kendilerinden öncekileri sorumlu tutmaktan ibarettir.Türkiye'de sorumluluk ihracı, mal ve hizmet ihracının önüne geçmiştir.Onun için bu ülkede meydana gelen bir felaket ve başarısızlık nedeniyle istifa eden yönetici göremezsiniz.Bu ülkede insanlar birinci sınıf muhafazakâr, sosyalist, etnikçi, mezhepçi, bölücü, kraldan çok kralcı da olabiliyor ama bir türlü işini birinci sınıf yapan insan olamıyor.El yordamıyla iş gören, göz ucuyla bakan, kulak ucuyla da duyan siyasilerin ya da yetkililerin etkisinde olan Türkiye'de yöneticilerin kazaları kader olarak ilan etmesinden daha doğal bir şey olamaz. İnsanların bir biçimde yaptığı yanına kâr kalıyorsa, kalitesizliğin kader olmasından kimse yakınmamalıdır.Yaşamın gerçekleri sanallık ve banallık kaldırmıyor. Her konuda yapılan hata ve ihanet, teknik söz konusu olunca anlamını yitiriyor. Bu nedenle teknikle beşerin kurduğu ilişkilerde denge ve düzen esas olmalıdır.Teknik sıfır hata ister. Sorumsuzluk, laubalilik, istismar, ciddiyetsizlikle birleşen kapitalist güdüyle tekniği tolere etmek mümkün değildir.
…***
Yıldırım Koç, 18 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Halkın güveni ve desteği nasıl sağlanır?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“31 Mart 2019’da yerel yönetim seçimleri var. Her siyasi parti halktan oy ister. Peki, halkın oyu nasıl kazanılır?Oya giden yol, güvenden ve destekten geçer. O zaman doğru soru, “halkın güveni ve desteği nasıl sağlanır?” olmalı. Zaten bir siyasi partinin halkın desteğini ve güvenini sağlaması seçim dışındaki dönemler için de gereklidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Güven ve desteğin kazanılmasında vatanımıza yönelik tehditler konusunda takınılan tavır tabii ki çok önemlidir. Ancak halkımız bu konuda da son derece gerçekçidir. Tehditleri önceden bildirenleri, bu konuda halkı ve tüm ilgilileri aydınlatan ve uyaranları çok sever. Ancak oyunu götürür, bu tehditleri fiilen ortadan kaldırma emrini verenlere verir. Uyaran ve bilgilendirenlere saygı, tehditleri fiilen bertaraf edenlere güven duyar, destek verir.
Halkımızın büyük çoğunluğunu işçiler ve memurlar ve aileleri oluşturur. Ancak esnaf-sanatkar ile küçük üretici köylülük de aileleriyle birlikte yaklaşık dörtte birlik bir paya sahiptir.
Bu toplum kesimlerinin sorunları ve sorunlarının çözüm biçimleri farklıdır. Bu kesimlerin güvenini ve desteğini kazanmak isteyen siyasi parti, bu farklılıkları dikkate alarak strateji belirlemeli ve çalışmalarını biçimlendirmelidir.
Bugünkü yazımda esnaf-sanatkarı, bir sonraki yazımda da küçük üretici köylülüğü ve işçi sınıfını bu açıdan ele alacağım.
Esnafın, seçim çalışmaları için dükkanına geleni büyük bir hoşgörü ve misafirperverlikle karşılayacağından hiç kuşkum yok. Esnaf dediğiniz, yol yordam bilen, görmüş geçirmiş insandır. Müşteri onun velinimetidir. Bu terbiyeyle yetişmiş bir esnafın, dükkanına gelen bir konuğa kötü davranması düşünülemez. Ancak bu insanlar olağanüstü biçimde de gerçekçidir. Uzak gördüğü geleceğe ilişkin büyük umutlar yerine günlük sorunlarla boğuşur. Ona kredi bulabilecek misiniz? Bankaya olan borcunu erteletebilecek misiniz? Dükkanının kirasını düşürebilecek misiniz? Mağaza zincirlerinin tahripkar rekabetini önleyebilecek misiniz? Sosyal Sigortalar Kurumu’na ve Maliye’ye olan borçlarını kapatabilecek misiniz?
…***
Resul Kurt, 18 Aralık tarihli Star gazetesinde, “Banka sandıkları teşvikten yararlanmalıdır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ülkemizde nüfusun çok büyük bir bölümü SGK üzerinden sosyal güvenlik hakkını elde etmektedir. Ancak başta bankacılar olmak üzere bir kısım çalışanlar SGK yerine banka sandıklarına primleri ödenerek sosyal güvenlik hakkından faydalandırılmaktadır. Bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettiği birlikler personelinin malüllük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere, emekli sandıkları kurabilmektedir. Bu şekilde, banka ve odalar tarafından kurulmuş 17 emekli sandığı bulunmaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir kısım bankalar çalışanlarını SGK’ya bildirirken, diğer bir kısım bankalar da kendi sandıkları üzerinden sosyal güvenlik hakkı sağlamaktadır.
Diğer bir deyişle bazı bankaların çalışanları SGK üzerinden, emekli sandığı olan bazı bankaların çalışanları ise bu sandık üzerinden emeklilik, sağlık, doğum gibi sosyal güvenlikle ilgili haklarını almaktadır. Kanun teklifinin 42’nci maddesine göre; 5510 Sayılı Kanun’un 81’nci maddesinin (ı) bendinin 8. cümlesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 5510 Sayılı Kanun’un 81’nci maddesinin (ı) bendinin 8. cümlesi, “Bu fıkrada düzenlenen teşvik- beş puan-, kamu idareleri hariç bu Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin matrah, oran ve esaslar üzerinden 506 sayılı Kanunun geçici 20’nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personel için de uygulanır.” şeklindedir.
Yapılan değişiklikle birlikte; 4/a kapsamında sigortalılara ilişkin matrah, oran ve esaslar üzerinden 506 Sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesi kapsamındaki sandıkların statülerine tabi personel için verilen teşvik uygulamasının kaldırılması öngörülmektedir.
Bu hükmün yasalaşması halinde, rekabetin olumsuz seyredeceği, zaten 687/7103 gibi bazı teşvik imkanlarının sağlanmadığı banka ve sigorta şirketi sandıklarının sigorta prim yüklerinin çok daha fazla artacağı, bunun da hem eşitlik ilkesine aykırı olacak, hem de haksız rekabete sebebiyet verecek, hem de finans sektörüne gelecek yabancı yatırımcılar önünde ciddi bir engel teşkil edecektir. Unutulmamalıdır ki, güçlü bir bankacılık sistemi hem yatırım ve üretimin, hem de ekonominin desteklenmesinde temel şart, hem de başlı başına büyük bir istihdam alanıdır.