Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: 2019 Bütçesi kabul edildi
Yenişafak:
Destici: PKK’nın siyasi uzantılarına hazineden para vermek haramdır
Yurt:
AKP'den seçim öncesi YSK hamlesi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre kongar, 21 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Sokak güvenliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir ülkenin uygarlık düzeyi, sokaklarının, meydanlarının, parklarının düzgünlüğü, güzelliği ve güvenliği ile ortaya çıkar. Kentleşen ama “kentlileşemeyen” Türkiye’de özellikle büyük kentlerimiz, ortak yaşam kurallarına saygıyı gerektiren “kent kültürü”nden yoksun oldukları için yaşanmaz haldeler. Bırakınız sokakları, parkları, meydanları, insanlar oturdukları dairelerde bile ortak yaşam kurallarına uymakta zorluk çektikleri için, gürültü eden komşu veya park yeri sorunu yüzünden cinayetler işleniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yürürken önünüze bakmazsanız düşüp bacağınızı, kolunuzu kırmanız, yukarı bakmazsanız da kafanızı bir tabelaya veya yolunuzu yukardan kesen bir ağaca çarpmanız işten bile değil.
Yeşil ışıkta karşıya geçerken “Sağa dönüşte yayaya yol ver” tabelasına rağmen üzerinize dönen bir aracın altında ezilmemeniz ise bir mucize!
Bütün fiziksel engeller ve trafik tehlikeleri sizi durduramıyorsa bile yürürken öteki yayalardan kurtulmanız pek olanaklı değil:
Karşıdan gelirken telefona baktığı için size çarpanlardan, arkanızdan gelip omuzunuza çıkarak önünüze geçenlerden, üç kişi yan yana yavaş yavaş yürüyerek veya sokak ortasında durup sohbet ederek tüm kaldırımı kapatanlardan fırsat bulursanız ve sinirleriniz yeterince sağlamsa yürümeye devam edebiliyorsunuz.
Kentlileşemeyen kentlerimizin sokakları bu haldeyken, parkları da bakımsızlıktan ve pislikten dökülüyor, meydanları ise Cumhuriyet Türkiyesi’nin özenle inşa ettiği Beyazıt ve Taksim örneklerinde olduğu gibi, toplantı ve gösterilere ev sahipliği yapamasınlar diye tahrip ediliyor.
Kentlileşemeyen kentlerin, kent kültüründen nasibini almamış olan yöneticileri, bir kente kişilik kazandıran kaldırım kafelerini yok ediyor, eli sopalı vandallar ise, Cihangir’de olduğu gibi, kaldırımlara taşan resim sergisi açılış kutlamalarını bile basıp insanları terörize ediyorlar.
Siyaseten, bir iktidarın demokratik olup olmadığı, sokakları, parkları, meydanları, halkın, çeşitli aktivistlerin, siyasal grupların, özellikle de muhaliflerin, düşünce ve eleştirilerini barış içinde açıklayabilecekleri mekânlar haline getirmesiyle ölçülür.
Demokratik bir ülkede polis, kamuya açık alanlarda sadece bireylerin güvenliğini sağlamakla yetinmez; buraları uyuşturucu bağımlılarından, tecavüzcülerden, eli sopalı vandallardan, anarşiden, şiddetten koruduğu gibi çeşitli grupların barış içinde demokratik toplantı ve gösteri haklarını kullanmalarını da güvence altına alır.
…***
Yavuz Selim Demirağ, 21 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “CHP-İYİ Parti aday dengesi...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP'nin yüzde 40'ların altına düştüğü bu partiye yıllarca anket hazırlayan şirketlerce de kabul ediliyor. Son seçimde TBMM'de çoğunluğu kaybeden AKP'yi bu gidişle MHP'de kurtaramayacak. 31 Mart seçimlerinde AKP alacağı oyların sayılmasını istemiyor. "Cumhur İttifakı"na rağmen MHP'de yaşayacağı bozgunu saydırmamak için bahanesi hazır. AKP-MHP ortaklığında MHP'ye hangi illerin bırakılacağı henüz belli değil. Sızan bilgilere göre il sayısı 10'u geçmeyecek. Büyükşehir yasasından sonra İl Genel Meclisi pusulası büyükşehirlerde olmayacağı için Türkiye genelindeki hesaplama meçhul...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
CHP ve İYİ Parti güçbirliğine dair her iki partinin yetkilileri ile genel merkezlerde görüştüm. CHP'nin 11 büyük şehir adayları 37 milyonluk oya talip. İYİ Partinin 10 büyükşehirdeki talip olduğu oy ise 14 milyonluk kitle... Son seçimlerdeki oy oranları ile eşit...CHP'nin Mersin'deki ısrarı da İYİ Parti tarafından endişe yaratıyor. AKP büyük ihtimal Mersin'i MHP'ye bırakacak. Bu ilde İYİ Parti ve CHP ayrı adaylarla iddialı. Mersin'deki rekabetin siyasi gerilime dönüşmesi durumunda bütün Türkiye'nin etkilenebileceğinden ciddi endişeyi sadece İYİ Partililer değil CHP cephesinde de hissettim.Paylaşım yapılan 21 Büyükşehir'in alt belediyeleri olan ilçe ve beldeler üzerinde her iki parti çalışmasını kendi cephelerinde yapıyor. Öncelik AKP ve MHP adaylarına göre belirlenmeli. Örneğin Ankara'da CHP'nin Polatlı'da aday ilan etmesi hesapları bozdu. Polatlı ve Etimesgut'ta MHP adayı olacak. Dolayısı ile bu iki ilçe İYİ Partiye bırakılmalıydı. Gerekirse CHP Polatlı'da adayını çekmeli. Keçiören'de ısrardan vazgeçmeli. Önemli ilçelerde İYİ Parti kilit konumunda. Anahtarı elinde bulunduran iki partinin yetkilileri belde-ilçe ve illerde kilidi kolaylıkla açabilmek için karşılıklı feragatta bulunmalı. İyi niyet elden bırakılmamalı. CHP Balıkesir'de adayını nasıl geri çekip güçbirliğinin oluşumunu sağladıysa restleşme yerine jestleşmede de yarışmalılar.Antalya Büyükşehir CHP'ye bırakıldı. Gazipaşa'da CHP adayını açıkladı. Ancak şansı yok. Gerekirse İYİ Partili Mehmet Yüksel CHP adayı yapılmalı. Ya da İYİ Parti'ye bırakılmalı. Kumluca'da İYİ Parti'nin yüzde 17 oyu var. Aday CHP'den olmalı. CHP adaylarından İsa Güzel MHP'den oy alabilir. Pazarlık sıkışırsa İsa Güzel İYİ Parti adayı yapılabilir. Antalya merkeze bağlı Kepez ve Aksu'da sağ seçmen yüzde 80... Bu iki ilçenin adayı İYİ Parti'li olmalı. Korkuteli'ni İYİ Parti adayı alabilir. Kaş ve Kemer CHP'de olmalıdır.Serik ilçesi İYİ Parti'den Yusuf Mecek ile kazanılır. Karşılığında Manavgat CHP'ye bırakılır. Gündoğmuş küçük ilçedir CHP burada neredeyse yoktur. İYİ Parti'ye bırakılmalı Akseki ve İbradı'da CHP adayı desteklenmeli. Alanya'da ince ince hesap yapılmalı. AKP'nin MHP'ye bırakacağı söyleniyorsa da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun memleketi Alanya'da ısrarcı olduğu biliniyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu her şeyden önce "Hesap Uzmanı"dır. İYİ Parti'den Koray Aydın, CHP'den ise Oğuz Kaan Salıcı güçbirliğinde yetkili. Fakat Kılıçdaroğlu önüne gelen raporlardaki hesapları titizlikle inceliyor. CHP'nin başta İstanbul ilçeleri olmak üzere mevcut belediye başkanlarından bazılarının yıpranmışlığını da göz önüne aldığını biliyoruz. Örgütün ve vatandaşın beklentilerini yerine getirmeyen bazı başkanların çoktan gözden çıkarıldığını da belirtmeliyiz.Son nota gelince... AKP cephesinde sıkıntı var. Özellikle Ankara'da Mansur Yavaş'ın adaylığının ilan edilmesiyle kaybetme endişesi had safhada.
...***
Cevher İlhan, 21 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Vahim “sokak tartışması””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ağır ekonomik krizle tırmanan ve yaygınlaşan rahatsızlığa karşı muhalefetin halkı demokratik hak aramaya çağrısının “teröre davet”, “dış güçlerin oyununa gelme” ve hatta “isyan” ve “hıyânet” olarak damgalanması garabeti sergileniyor. Oysa herkes biliyor ki, silâhsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yapma hakkı, hukuk devletinde demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılmasının bir gereğidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:s
...***
Anayasanın 26. maddesinde “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir; ve bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın yerine getirilir” denilir. Keza 20. maddesinde “Herkes, önceden izin almadan, silâhsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” hususu açıkça belirtilir.
Ne var ki, bütün bu teminatlara rağmen, siyasi iktidarın baskısı ve kıskacı altında üniversitelerin sustuğu, sendikaların büyük oranda “sarı sendika” haline geldiği, medyanın büyük yüzde 95’nin “yandaş” ve “iktidara ilişik medya durumuna düşürüldüğü vartada vatandaşların anayasadan kaynaklanan demokratik hak ve özgürlükleri kullanmasından korkuluyor.
Oysa muhalefetten ve sendikalardan açıklandığı gibi kimsenin devlete - hükûmete karşı silâhlı eylem veya isyan niyeti ve kastı içinde olmadığı, esasen Türkiye sosyolojisinin de buna müheyya olmadığı açıkça belirtiliyor.
İçişleri Bakanlığı’nın en son yaptığı “sarı yelek satışları” ilginç araştırmasında da ortaya çıktığı gibi, ülkede böyle bir ortamın bulunmadığı ve esasen milletin tarihî karakterindeki ve yapısındaki “müsbet hareket”le kalkışma ve benzeri başkaldırılardan uzak olduğu siyasi iktidarca da biliniyor.
Buna rağmen, vatandaşların en mâsum hak aramalarının ve zamları ve haksızlıkları protestolarının “isyan” olarak yaftalanması ve hele pahalılığı, zamları protesto eden, iş arayan insanların, ekonomik kaygılarla iktidarı eleştiren halkın yarısından fazlasının en üst düzeyde “Gününüzü görürsünüz!” gibi tehditlerin savrulması açıkça halkı birbirine karşı kışkırtılması vahametine ortam hazırlıyor.
Hele her fırsatta “Gezi eylemleri”nin hatırlatılarak “Sokakları dar ederim!”, hele “15 Temmuz’da nasıl karşı çıktıysak…” diye başlayan ve “Çıkarsanız haddinizi bildiririz!” türü gittikçe sertleşen “linç söylemleri”yle tehdidi çeşitli endişelere sebebiyet veriyor.