Türkiye'den köşe yazarları
Yeniasya: Filistinliler gerçek mermilerle yaralandı
Yeniçağ:
AKP'li başkan İYİ partiye geçti
Aydınlık:
Amerikan basınından yükselen sesler:PYD için savaşmaya değmez
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 24 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Aldatan bankalar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidarı herkes aldatıyor.En son aldatan ise bankalar.Faiz düşürdük diye sadece iktidarı değil, aynı zamanda vatandaşı da aldatıyorlar.Faizler belki kâğıt üzerinde düşüyor ama bankalar öyle bir cinlik yapıyor ki, faizler bırakın düşmeyi tam tersi çok daha yüksek çıkıyor.Bu tamamen aldatmacadır.Aldatmacanın adı ise sigorta.Artık son iki yıldır o kadar çok yazdım ki bankaların sigorta vurgununu.Vatandaşında canına tak etti.Bankalar artık bankacılık değil adeta sigortacılık yapıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Birkaç yabancı sigorta şirketi bankacılık sektörünü resmen etkisi altına almış ve 80 milyonluk ülkeyi poliçe çöplüğüne çevirmiş durumda.Kesilen poliçelerin riske dönüşme olasılığı çok düşük. Bu nedenle yabancı sigorta şirketleri yine yabancı bankalarla birlik olup saçma sapan poliçeleri satıyor.Bankaların bu sigorta poliçelerinde kâr marjı yüzde 30 ile 50 arasında.Bankalar artık personeline deli gibi sigorta hedefi veriyor.Bir banka yabancı sigorta aracılığı ile müşterilerine zoraki olarak LİMİT SİGORTASI satıyor.Limit Sigortası nedir diye sorduğunuzda yok artık diyeceksiniz.Limit Sigortası vatandaşın soyulması için yeni yöntem. Banka KOBİ ve esnaf müşterilerine belirli bir kredi limiti açıyor. Bu, kredili mevduat hesabı gibi.Hani hesabınızda para olmasa bile belirli rakamı gidip çekiyorsunuz, para yatınca otomatik kapanıyor ya onun gibi bir şey.Hiç kullanmasanız bile bu limit için zorla sigorta yaptırmaya başladı.Zaten zor gündeki KOBİ çaresiz olarak bankanın bu acımasız soygununa sesini çıkartamıyor.200 bin lira limit mi açtılar. Siz bu limitin ister bin lirasını ister 200 bin lirasını kullanın hiç fark etmiyor ve sistem peşinen sizden en az 3 bin lira sigorta poliçesi kesiyor.
İster kullan ister kullanma, mutlaka bankadan içeri girmişsen bu parayı vereceksin.Türkiye'de her gün onlarca şirket zor durumda olması nedeniyle konkordato ilan ediyor. İşte bu, aç gözlü acımasız bankalar yüzünden oluyor.Gerek BDDK'nın gerekse Hazine'nin bankaların bu sigorta soygununa yıllardır ses çıkartmaması vatandaşı da esnafı da canından bezdirdi.Şubeye cezaBu banka, sigorta işini öyle bir boyuta taşımış ki "yok artık" denilecek türden.Limit Sigortası yapmayan şubelerine 5 bin lira ceza kesiyor. Kesmekle de kalmıyor, personelin performansını düşük gösterip işten atıyor.Bu ülke bu kadar sahipsiz mi?Bu ülkenin küçük esnafı ve işletmeleri bu yabancı bankaların ve sigorta şirketlerinin vicdanına mı bırakıldı.İktidar 2 puan faiz hesabı yaparken, bankalar sigorta ile işletmelerin resmen canını yakıyor.BDDK, tüm bankaların yaptığı sigortaları incelemeye alsın. Nasıl zorla yapıldığını görecektir.Bazı bankalar bir de üstüne üstlük akla mantığa gelmeyecek sigortaları da ekstradan yaptırıyor. Gözüm, dişim, cüzdanım, evim, kasam, kredi kartım güvencede gibi saçma sapan hiçbir zaman riske dönüşmeyecek poliçeler banka kapısından giren vatandaşlara zorla yaptırılıyor.Sanayi üretiminin düştüğü ve işsizliğin hızla arttığı Türkiye'de yaşanan krizin, fırsatçı bankalar için fırsat olmasına izin verilmemeli.Sigorta konusunu işlemeye devam edeceğim.
...***
Aykut Küçükkaya, 24 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Direnen işçiler ANLATIYOR”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bugün Cumhuriyet’in manşetinde “direnen işçilerin” mücadelesi var. Yazarımız Ataol Behramoğlu, muhabirimiz Hilal Köse ve foto muhabirimiz Vedat Arık, aralık ayı başından bu yana yazı dizisi için kolları sıvadı. Gebze’den başlayıp İzmir’de sona eren bir rotayı takip eden ekibimiz, direnen işçilerin çadırlarına konuk oldu. “diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhuriyet ekibi işçilerle derme çatma çadırlarında, konteynırlarında, kimi zaman kar altında buluştu. Bazen işçilerin demlediği çay, bazen de Ataol Behramoğlu’nun okuduğu şiirler herkese soğuğu unutturdu. Soğuk hava iliklere kadar işlese de güç koşullardaki emekçilerin onurlu direnişi hepimizin içini ısıttı. Ve ortaya 5 günlük bir yazı dizisi çıktı...
Masamda, önümde Ataol Behramoğlu’nun izlenimleri, Hilal Köse’nin röportajları ve Vedat Arık’ın fotoğrafları duruyor. Ataol Behramoğlu’nun insanı yüreğinden vuran yazıları bir anda beni 28 yıl önceki Büyük Madenci Yürüyüşü’ne götürüyor. Cumhuriyet’in simge isimleri İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Ali Sirmen, Şükran Soner ve Işık Kansu’nun maden işçileriyle birlikte kol kola yürüyüşü dün gibi aklımda...
Bugün aylardır direnen Flormar işçilerinin “bitmeyen kavga”sını okuyacaksınız. Çağdaş köle olmaya direnen kadınların anlattıklarını okurken gerçeklerle yüzleşeceksiniz... Emekten yana tavizsiz duruşuyla işçinin yanında yer alan Cumhuriyet, beş gün boyunca Gebze’de, Bursa’da, Eskişehir’de, İzmir’de ve İstanbul’da direnen işçilerin sesi olacak. Onların çığlığını sayfalarına yansıtacak. Peki.. babalar, analar eylemde. Onlar niçin direniyorlar? Çadırın önündeki pankart her şeyi özetliyor:
“Çocuklar iyi yaşasın diye!..”
Türkiye artık yerel seçimlerin havasına giriyor. CHP geçen hafta İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş, Adana’da Zeydan Karalar ve Antalya’da Muhittin Böcek’te karar kıldığını açıkladı. Ekrem İmamoğlu adaylığının açıklanmasının ardından İstanbul’daki çalışmalarına, gece yarısı muhabirimiz Hazal Ocak’a yaptığı “İstanbul’da yaşayanlar beni çok sevecek” mesajıyla başladı. Ankara’dan Emine Kaplan imzasıyla yayımlanan “Yavaş’tan panik” manşeti ise AKP’de rahatsızlık yarattı. Haberimizde, görevden alınan Melih Gökçek’in, Yavaş isminin ortaya çıkmasının ardından AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi başkan adayı Mehmet Özhaseki’ye destek tweet’lerini sildiğini yazmıştık. Cumhuriyet’in haberinden duyduğu rahatsızlığı gizlemeyen Özhaseki’nin, “Sayın Melih Gökçek’le 25 yıla dayanan bir arkadaşlığımız var. Onu konuşmadık. İlk görüşmemizde konuşacağız” yanıtı dikkat çekiciydi.
...***
İsmet Özçelik, 24 Aralık tarihli Aydınlık gazetesinde, “Torba yasa rezaletine devam”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“‘Torba yasa’ sistemimize girerken, ‘istisnai durumlarda başvurulacak bir yöntem’denmişti. Son yıllarda durum tamamen değişti.‘İstisnai durum’ normal, normal olan ‘istisna’oldu.‘Torba Yasa rezaletine son vereceğiz’ sözleri de havada kaldı.Birbiriyle hiç alakası olmayan konular bir arada.O da yetmiyor yolda bulunanlar da torbaya dolduruluyor.Her maddenin ‘gizli’bir amacı var.Tabi bir de ‘değeri’.Bazen milyonlar, bazen de milyarlar kazanılıyor.Bazen de bürokratlar, siyasetçiler ipten alınıyor.Gerçek anlaşılıncaya kadar da atı alan Üsküdar’ı geçiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir de gece geç saatlerde torbaya atılanlar var.Arkasında kimlerin olduğu çok sonra anlaşılıyor.Bazen ‘Reis’ bile haberi olmayabiliyor.Milletvekilleri koltuklarında uyurken onaylıyorlar.Çoğu neye ‘evet’ dediğinden bile habersiz. Son dönemde devlet işleyişinde öne çıkan bir başka durum da şu: Önce bir yönetmelik çıkarılıyor.Yasaya aykırı.Ama fark etmiyor.Uygulamaya sokuluyor.Mızrak çuvala sığmaz hale gelince çıkarılan ‘torba yasa’ının içine bir madde konularak iş kitabına uyduruluyor. 2019 yılı bütçesi Meclis’te kabul edildi.Meclis’in gündeminde yine bir ‘Torba Yasa’var.Şu anda 71 madde görünüyor.Ama önergelerle torbaya başka neler doldurulacağını kestirmek zor. ‘Torba Yasa’ krizi büyüyor. Değişen maddeleri takip etmek çok zorlaştı.Mevzuatlarla ilgili kurumun yayınlarında bile çok sayıda hata olduğu ifade ediliyor.Hakimler, savcılar, avukatlar dertli.Yasaların ne zaman, nasıl değiştiğini tespit etmenin iyice zorlaştığını bildiriyorlar.
Karar verirken yaşanan hatalara dikkat çekiyorlar.Kamuda karar verilirken sık sık tartışma yaşanıyor.Hangi torba ile hangi yasanın, hangi maddesinin değiştiği bilinemiyor.İşler Arap saçına dönmüş durumda.Devlette her kafadan ayrı bir ses duyuluyor.İşi bilenler bile işin içinden çıkamıyor.Kamuda iç tartışma giderek büyüyor.Uzun yıllar Başbakanlık Kanunlar Kararlar Dairesi’nde çalışmış üst düzey emekli bir bürokrat ziyaretime geldi.
Durumdan rahatsız.Kamuda yaşananlardan örnekler verdi.‘Böyle gitmez’dedi.‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’işi daha da karmaşık hale getirdiğini söyledi.Sıkıntı giderek büyüyor.Herkes Erdoğan’dan talimat bekliyor.Ama Erdoğan’ın hepsine yetişmesi imkansız.Bu her geçen gün daha net hissediliyor.Çevresi sık sık ‘Erdoğan’ın yükünün hafifletilmesinden’ söz etmeye başladı.‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin iflasının itirafı.Türkiye’nin mecburiyetleri kendini dayatıyor.Zararın neresinden dönülse kâr..!