Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Sandıkta ders vermenin vakti
Aydınlık:
Akar: terör koridorunu engelledik
Yenişafak:
Gençler kendi İHA'sını yapacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 31 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Muhalefetin İstanbul’u alma koşulları var"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" CHP alırsa demedim, muhalefet alırsa diyorum.. Muhalefet bunu başardı Başkanlık Anayasası referandumunda: yüzde 51’e 49. Bu tekrarlanabilir. Şüphesiz Başkanlık Anayasası’na hayır demekle hemen arkasından gelen RTE’nin Cumhurbaşkanlığına “hayır” demek aynı şey değildi İstanbul’da ve nitekim iki puan iktidar lehine oynadı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Şimdi ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı oylanacak. Bakıldığında muhalefetin şansının daha yüksek olduğunu söylemek mümkün. Nedenlerine gelince: * Cumhurbaşkanlığı oylanmıyor. * İktidarın ülkeyi sürüklediği derin ekonomik kriz ve sonuçları ortada ve ciddi bir ikaz almasının büyük zemini var. * Cumhurbaşkanının kendi sözleriyle “İstanbul’a ihanet etmenin” bir karşılığı olması için muhalefet ciddi bir çalışma yapabilir. * İktidarın yine toplumu germe politikasına başvurması, muhalefetin bir kez daha tıpkı anayasa oylamasında olduğu gibi ciddi bir karşılık vermesinin de koşullarını yaratıyor. * AKP’nin adayı Binali Yıldırım, İstanbul’a yapılan ihanetlerin de ekonomik çöküşün de ortağıdır. Binali Bey, meydanlarda İstanbul’a yapılan ihanetlerin hesabının vermeye davet edilmeli... Ekrem İmamoğlu, her ne kadar tanınırlık açısından Binali Yıldırım ile kıyaslanmazsa da, bu açığı hızla kapatabilir. Ekrem Bey bir kamplaşmanın ismi olmadı, İstanbul seçmeni için bir uzlaşma insanı olabilir. AKP adayına kıyasla gençliği ve olgunluğu ile çoğunluğu kucaklayabilir. İmamoğlu’nun İstanbul için Kent Anayasası ve kentin Ankara’dan değil İstanbul’dan yönetilmesi görüşleri doğrudur. Ankara’nın İstanbul’a tasallutu yıpratıcı, vahşice, kan emici, milyarlarca dolar rant devşirici... İstanbul’un rantını iktidar yiyor, bu kentin yarattığı değer bu kente harcanabilseydi, İstanbullular bugünkü eziyeti çekmezlerdi.. Mesela iktidar hâlâ metrobüs ile övünüyor. Metrobüsler sabahları ve akşamları yıllardır işkencehanelere; kent insanlarının, tavukların kımıldayamadıkları tavuk çiftliklerine dönüşmüş durumda.. Bu sıkışıklık giderek günün diğer saatlerinde de insanları esir almaya başladı. Ve metrobüslerin sahibi Büyükşehir aval aval seyrediyor. Metrobüs hattına paralel, yeraltında, büyük bir metro hattı planlanmalı ve bu hat dört beş yöne giden ağlarla örülmeli ve diğer metro hatlarıyla kolay ve hızla birleştirilmeli.. Hemen, beş yıllık bir dönem içinde! Fakat metrobüslerle, İstanbul’u esir alan gökdelenlerdeki tavuk kümeslerine tıkılan insanlar arasında bir fark mı var?.. İnsan için değil, insanı ezmek için çalışan bir AKP iktidarı var İstanbul’da.. İmamoğlu’nun ayrıntılı İstanbul planlarını merakla bekliyorum... Geçen Cumhurbaşkanlığı seçimleri akşamı CHP kötü bir sınav verdi ve insanları küstürdü. Bazıları hâlâ küslüğünü sürdürüyor. Ama mesele CHP’nin ötesinde. İmamoğlu evet CHP’nin adayı ama muhalefetin adayı olarak görmek daha doğrudur. Bugün İstanbul’da AKP karşısında en çok oyu başka bir parti alsaydı, bu kez muhalefetin adayını çıkartacaktı. Bu nedenle, Cumhurbaşkanlığı seçimine takılıp kalmayalım. Mesele hem İstanbul hem de demokrasi. İktidarı geriletmenin en önemli araçlarından biri önümüzde duruyor. Bu aracı kullanmalıyız, kullanmak zorundayız. Tüm muhalefet yeniden sandık için seferber olmak durumunda... Her açıdan adil olmayan seçim koşullarına.. artan iktidar baskısına.. seçim sandığı üzerindeki ağır baskılara rağmen... Seçimler gibi hâlâ kullanılabilecek “demokratik hak ve araçları” terk etme, iktidara bırakma, seçimler üzerinde oynanabilecek oyunları açıklamaktan vazgeçme lüksü olmamalı muhalefetin... Çağdaş tüm teknolojilerin kullanılarak, özellikle gençler seferber edilerek örgütlenecek ve toplumun tüm kanaat ve toplum önderleri ile bütünleşecek bir büyük kampanya ile.. İstanbul’un iktidarın elinden alınması başarılabilir.
...***
Remzi Özdemir, 31 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, " İşsiz kalmak"başlılı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) eylül ayında 15-24 yaş grubunda genç işsizlik oranının bir yıl önceye göre yüzde 20'den yüzde 21,6'ya çıktığını bildirdi.Bu geneldeki yüzde 11,4'lük işsizlik oranının neredeyse bir katı.Genç işsizlik kadınlarda daha yüksek: Yüzde 27,2. Tarım dışı kadın işsizliği ise yüzde 33,6.Bu rakam eylül ayına ait. Ekim, kasım ve aralık ayını daha ilerleyen aylarda göreceğiz.Bu işsizlik rakamlarının önümüzdeki aylarda daha da zirve yapacağını söyleyebiliriz.Neden mi?Çünkü sanayi üretimi düşüyor.İmalat endeksi düşüyor.Bunun anlamı şu: Üretmeyen Türkiye hızla işsiz kalıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye'nin zaten en büyük sorunu üretmemesi.Tam bu rakamlar geldiği gün ilginç bir rakam daha açıklandı.
Tarım ürünlerinde ciddi bir düşüş var.En basiti mercimek üretimi yüzde 22 oranında büyük bir düşüş göstermiş.Bir dönem bütün dünyaya ihraç edilen kırmızı biberi bile artık ithal etmeye başladık.Herhangi bir markete gidin ve kaç tane yerli ürün bulacaksınız?Soframızdaki etten tutun da tuza kadar ve en sonra bibere kadar ithal.
Her şeyi ithal ediyoruz.Yani üretmiyoruz.Yolu İstanbul'da Levent'e düşenler görüyor.Yan yana 3 alışveriş merkezi. Üçünün de önünde uzun kuyruklar. Otoparkında yer bulabilmek için yerin 7 kat altına iniyorsunuz.Bu AVM'ler Türkiye'nin en büyük sanayicilerine ait. Onlar bile AKP'nin üretme tüket politikasına ayak uydurmuşlar.Fabrika yerine AVM yapmışlar. Kazanmışlar mı?Evet! Tüm rantçılar gibi onlar da kazanmış.
AVM'ler, lüks sitedeki daireler, maalesef karnımızı doyurmayacak.Bir yıl önce de kriz vardı ama sokaktaki vatandaş bunu hissetmiyordu. Bugün hissediyor. Seçim sonrası emin olun ki, iliklerine kadar hissedecek.Çünkü şu an kesin sayısı bilinmeyen binlerce konkordatolar iflasa dönüşecek.İflaslarla birlikte büyük bir işsizlik fırtınası gelecek.
...***
Mehmet Acet, 31 Aralık tarihli Yenişafak gazetesinde, " Yerel seçimlere doğru son kulisler"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Mehmet Özhaseki’ye “Yoruldunuz mu” diye sordum.Kolay iş değil, son birkaç ay içerisinde 20 bin kişiyle muhatap olup onların içerisinden 1500’e yakın belediye için tek bir başkan adayı bulup çıkarmak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu süreçte kendisiyle yakın bir teşrik-i mesai içerisinde olduğu da herkesin malumu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özhaseki, öbür yandan da Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak isminin açıklandığı Ankara için yoğun bir çalışma yürütüyor. Soruma, “Yorulma değil de, imkân olsa da şöyle bir köşede yarım saat uyuyabilsem. Bu aralar en çok aradığımız şey bu. Bir de bir günüm boş geçse de oturup kitap okusam” diye yanıtladı.
Ak Parti’nin aday belirleme çalışma süreçleriyle ilgili bazı bilgiler verelim. Öncelikle, bu çalışmalar başlamadan önce, Türkiye’nin dört bir yanında halkla doğrudan temas sağlanarak geniş bir müktesebat oluşturulduğunu not edelim.
Anketler, milletvekili, teşkilat görüşleri, muhtemel adaylarla ilgili seçmene yöneltilen ucu açık sorular, partililerin tebdil-i kıyafetle yaptıkları yoklamalar… Bütün bunlar rapor haline getirilip aday adayları üzerinden veriler oluşturuldu. Haliyle, Genel Merkez’de yürütülen çalışmalarda bu veriler, kişisel kanaatlerin önüne geçti.
Ak Parti adına MHP ile ittifak müzakerelerini de Özhaseki’nin yürüttüğünü biliyoruz.Çıkan sonuç şu: Ak Parti, Mersin, Adana ve Manisa’da MHP adaylarını destekleyecek.Kalan 30 büyükşehrin 27’sinde ise, MHP aday çıkarmayacak, Ak Parti adaylarının yanında duracak.İttifak şeması bu şekilde ortaya çıktı.Geçen hafta MHP lideri Devlet Bahçeli’nin dediklerini Özhaseki de tekrarlıyor: “Bu görüşmeleri pazarlık mantığı içinde yürütmedik.”
“Buradan Çıksam Kızılay’ı Gözüm Kapalı Bulurum”
31 Mart seçimleri yolunda aday belirleme çalışmaları başladıktan sonra, fısıltı gazetesinin marifetiyle Ankara için bir “Ankaralılık” kriteri ortaya atıldı. Sonra bunu CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da zikretti. Kılıçdaroğlu’nun Mansur Yavaş’ı kollamak için böyle bir kriteri ortaya atmasının anlaşılabilir bir tarafı olabilir.
Özhaseki, ağırlıklı olarak bakanlık dönemindeki bu son tecrübesini dikkate alarak, “Bakın iddialı olacak ama dışarıya çıkarım gözü kapalı Kızılay’ı bulurum. Oradan nereye gideceksem orayı da yürüye yürüye bulurum. Ankara’yı o kadar iyi biliyorum. Her bir köşesini bilen birisiyim” diyor.
6 ay önce yapılan Türkiye geneli seçimlerin temel motivasyonu ne idiyse, burada da aynı durum söz konusu. Mehmet Özhaseki ya da Mansur Yavaş.Ankara’ya hangisi “Bu şehri ben daha iyi yönetirim” duygusunu verirse, 31 Mart’ın galibi de o olacaktır.