Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: 2019 ekonomide rahatlama sağlayacak müjdelerle başladı
Yeniasya:
Eğitim özerkliğinde son sıradayız
Milli gazete:
Yerel seçimlere kısa bir süre kala Cumhur İttifakı’nda çatlak derinleşiyor.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:...***
Şükran Soner, 1 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Geleceğimize kim karar verecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hiç bu kadar çok falcıya fal okutulduğu bir yılı anımsıyor musunuz? Önce kitlelerin medya güdülenmesine teslim olmalarının hedeflendiği düzenin işleyişinin olmazsa olmaz araçlarından biri olduğunu unutmayalım.Çocukluğumuzdan, insan olmak, geleceğe umutla bakmak, düşler beslemek, okumak, daha iyisini istemek... Ne kadar çok içten güdüyle beslenmiş, fala, şansa inanç güdülerimizle kulaklarımızı açarak dinlediğimiz falcılarla, piyango kuyrukları haberlerinin uysa da uymasa da tüm haberlerin içinde yer almaları yetmezmiş gibi, dikkatle izlendiğinde bizi yönlendirme, güdüleme güçleri de çok çarpıcı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Falcılar düşlerimizi gözeterek yükselen burcumuza göre okudukları fallarda yüzümüzü olumlu olacaklara çevirmemiz uyarılarını atlamadan, çarpıcı olumsuz olacakları hızla geçiştiriyorlar...
Geçen yılın yaşanmışlıkları, ekonomik, sosyal, siyasal verilerinin dökümü, birebir yaşamlarımıza yansımaları tam bir karabasan. Yetmezmiş gibi son günlerin gündemi ödenmiş ağır bedellerin öğretisi ile şaşmadan her yeni haberin içeriği ile bilinçlere kazılı çaresizliklere bir yenisini eklemliyor.
Tek tip yeni yıla yönelik yürürlüğe girmeleri sıraya sokulmuş son dakika haberleri sürprizlerinin de içeriklerindeki kopyalanmış halleriyle “yapay zekâ ürünü” damgasını taşıyor gibiler. Acaba fal okuyanları da mı onlardan, haber okuyanlar, sunucular konu mankenleri konumuna mı düştüler?
Onu bunu bırakalım, biz insanlar, bu ülkede yaşayanlar olarak, bundan sonrası günler, yıllar içinde aynı kaderi paylaşacaklar olarak kendimize bakalım. Etkinlikleri işlevsizleştirilmiş olsa da var olan ya da yeniden oluşturmak, gücüne güç katmak zorunda olduğumuz doğal, sınıfsal, toplumsal çıkar ittifaklarımızı, gücümüzü toparlayarak insan haklarımız için silkinip yola çıkacak mıyız?
Yeni yıla girerken, aslında bizim cebimizden çıkan toplam paranın ayakta tuttuğu, çok kazandırdığı gerçeğini unutmadan, güdülenmiş ya da en iyimseriyle düşler kurmuş olarak bir piyango bileti esiri olmanın zararı katlanılmaz değil. Falcı ile yapay zekâ falcısı arasında da sonuçta inanma, umut arama içgüdüsünün yaşanması arasında çokça bir fark yok.
Ama yaşam, insan haklarımızdan, hakkımız, hukukumuzun katledilmesinden, umutsuzluk, çaresizlik, bilinçsizlik ile vazgeçmemizin geri dönüşü yok. Dibe vurmanın sonu da yok...
Depresyon, öfke triplerinin yeri ve zamanı hiç değil. Kurtuluş kaçmakta değil. Nereye kadar kaçabiliriz ki? Gerçeklerden nereye kadar kaçabilir, insanlığımızdan, insan olmaktan vazgeçerek yaşam hakkımızı, geleceğimizi nereye kadar koruyabiliriz ki!..
Yeni yıl için kutsal tek dileğimiz aklımızı başımıza devşirmemiz, insan olmanın gereği ve gücü ile yola çıkmamız olabilir mi?
…***
Arslan Bulut, 1 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yeni sistemin tanımı ve sahte muhalefet!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye'nin nasıl bir sisteme sürüklendiğini, çok değerli Anayasa profesörleri anlatmaya çalıştı ama kimse anlamak istemedi. Sistemin tanımını, son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yaptı.Soylu, Tunceli'de AKP il binasında şu "tarihî" açıklamayı yaptı:"Bu yeni sistemde Türkiye artık eskisi gibi hükümetlerin yıkılıp bozulacağı, birtakım operasyonlarla alt üst edilebileceği bir anlayış yoktur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu sistemde Cumhurbaşkanı seçildi mi 5 yıl görevde. Artık koalisyonlar, Meclis'teki sayılar bir önem taşımamaktadır. Bu yeni sistem, bir istiklal sistemidir. Hesabını, kitabını, planını yaptın mı, bu planını 5 yıl boyunca yürütebileceğin bir sistemdir. Türkiye son 4 yılda 6 seçim geçirdi. Şimdi 7'ncisine gidiyoruz. Ama bir daha 4,5 yıl seçim olmayacak. Tayyip Erdoğan'ın ayağına topu vereceksiniz, tam 4,5 yıl boyunca sahada bir CHP'ye gol atacak bir PKK'ya gol atacak, bir Türkiye'yi geri bırakmaya çalışan o dışarıdaki zihniyetlerin tamamına gol atacak. O gol attıkça, milletimiz hop oturup hop kalkacak. Hiç merak etmeyin. Önümüzdeki 4,5 yıl seçimsiz, tartışmasız, 2023, 2053, 2071 hedeflerine yönelik adımların atılacağı yıl olacak. Bu kadar veciz sözden sonra yeni sistemde, Meclis'in ne işe yaradığını, muhalefetin görevinin ne olduğunu hâlâ anlamayan kalmışsa artık ben ne yazayım?Belli ki muhalefetin bu maçtaki görevi gol yemektir. Şayet Tayyip Bey formsuzsa, gol yollarında sıkışırsa, savunmadan birkaç genç oyuncu, işini ciddiye alıp geçit vermiyorsa o zaman bir görevli futbolcu, kendi kalesine gol atacaktır.Muhalefetin varlık sebebi, iktidara meşruiyet kazandırmaktır. Yoksa Anayasa açıkça "Meclis Başkanı kendi partisinin faaliyetlerine katılamaz" dediği halde belediye başkan adayı oluyor da muhalefet hâlâ Yüksek Seçim Kurulu'na, daha da olmazsa Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaktan söz ediyorsa, seyirciyi, yani halkı uyutmak içindir!Herkes biliyor ki Yüksek Seçim Kurulu kendi koyduğu kuralı seçim devam ederken bozmuş ve mühürsüz oyları geçerli saymıştır. Yani buradan hukuka uygun bir karar çıkmaz! Anayasa Mahkemesi'nin durumu da farklı değildir.Türkiye'de hukuk rafa kaldırılmıştır. Böyle bir sistem içinde seçime katılmak, akla ve mantığa uygun değildir.Üstelik piyasaya sürdüğünüz adaylar da daha ilk günden hangi küresel projeye alet olacağını açıklıyorsa, kazansanız bile sonuç değişmez.Seçmen, asıl bu danışıklı dövüşü ve sahte muhalefeti görmelidir. Türkiye'de artık muhalifler, gazeteciler, alenen "katli vaciptir, kafaları kesilmelidir" diye tehdit ediliyor ama hukuk sistemi, "memleketin kaymağını yiyorlar" sözüne "haddini bil" diye cevap verenin yakasına yapışıyor. Hukuk sisteminde görev alanlar da "Beni de FETÖ'cü ilân ederler" korkusundan harekete geçmiyor. Ele geçirilen medya, halkı korkutmak, sindirmek için kullanılan bir yalan ve iftira yapılanmasına dönüştürüldü.Zulme dayalı bu düzen sürdürülebilir değildir. Bir yerde mutlaka patlak verecektir.
…***
Zeki Ceyhan 1 Ocak tarihli Milli gazetesinde, “Erdoğan’ın işi zor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “AKP Genel Başkanı” olarak işi zor. Herkes O’ndan bir şey bekliyor.Herkes O’ndan bir şey umuyor.Yani herkese meram anlatmak zorunda! Herkesin beklentisi farklı olunca verilecek cevapların da doğal olarak farklı olması gerekiyor.Mesela İstanbul’un bir ilçesine belediye başkanı adayı olarak bir başka ilçeden biri gösterildiği zaman o ilçede yaşayanlar “Niye dışımızdan biri, içimizden biri yok muydu?” diye isyanları oynuyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu isyanı bastırabilmek için, “Ne demek içimizden biri ya” diye sesini yükseltmek ihtiyacını hissediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“İçimizden biri, dışımızdan biri” diye bir ayrım olamayacağını ve işin ehline teslim edilmesi gerektiğini söylüyor.
İş İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığına geldiği zaman ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üslubu hemen değişiyor. TBMM Başkanı Yıldırım’ın adaylığını açıklarken, “Herhangi bir ilçeden birini buraya kaydırmadık” diyor. Evet, herkesin beklentisi farklı olunca yapılan açıklamalar da böyle farklılıklar arz edebiliyor. İlçe bazında aday gösterilirken, “İçimizden biri dışımızdan biri diye ayrım yapılmasına” karşı çıkılırken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı söz konusu olduğunda, “Herhangi bir ilçeden birini buraya kaydırmadık” deme ihtiyacı hissediliyor. Yerel seçimler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu açıdan bir hayli zorlayacağa benziyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan gösterilen adaylara “içimizden biri yok muydu” diye karşı çıkılmasına kızıyor ama tabandaki itirazları kolay kolay bastırabilecek gibi de gözükmüyor. Mesela Ankara’daki AKP tabanı henüz Kayserili aday Özhaseki’yi içine sindirebilmiş değil. Başkentli seçmenler her fırsatta “neden içimizden biri değil” sorusunu sorup duruyor. Yani seçmenler bu konuda oldukça seçici davranıyorlar. Gösterilen adayın başka yerlerde önemli işlere imza atması ile yetinmiyor ve ille de “kendi aralarından biri” olmasını arzuluyorlar. Başkentte öyle AKP’li seçmenlerle karşılaştık ki Kayserili aday seçeneğiyle baş başa kalmaları onları adeta “seçimi şimdiden kaybetmiş insan” psikolojisi içine itmiş.Aralarından, “Artık Mansur Yavaş ismini daha çok duyabiliriz” diyenlere bile rastladık.Bütün bu gelişmelere bakınca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP Genel Başkanı olarak işinin hayli zor olduğunu söylememiz herhalde bir kehanet olmasa gerek.