Türkiye'den köşe yazarları
Yenişafak: Şer ittifakının hedefi Türkiye
Aydınlık:
Borcu borçla çevirene seçim ayarlı kampanya
Cumhuriyet:
İstanbul'da mali operasyon: Çok sayıda gözaltı var
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları
...***
Faruk Çakır, 8 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yazıktır ve günahtır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bunca ekonomik sıkıntının üzerine, yaraya tuz döker gibi bir devlet bankasının futbol kulüplerinin borçlarını üstleneceği haberi duyuldu ki bu habere ‘yazıktır, ayıptır, günahtır’ demekten başka çare var mı?Ciddi olarak inkâr edilmeyen habere göre, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Türkiye Bankalar Birliği’nin futbol kulüplerinin borçlarını üstlenmek üzere geliştirdiği ortak projeye ilk adım atılmış. Taraflar ve ‘yetkililer’ süper lig kulüplerinin başkanları ile malî sorumluları, İstanbul’da konuyu görüşmek için bir araya gelmiş. Buna göre, ekonomik kriz içindeki kulüplerin borçlarının yeniden yapılandırılması ve vadelendirilmesi gündemdeymiş...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aynı habere göre futbol kulüplerine 31 Ocak 2019 tarihine kadar gelir-gider bilançolarını hazırlamaları için süre verilmiş. Bilançoları inceleyecek olan Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve konsorsiyum ortakları, her kulüp için farklı bir plan çıkarıp borçların beş yıla kadar taksitlendirilmesini de değerlendirecekmiş.
Bunun için çok iyi bir de bahane bulunmuş: Bundan sonra bir kulüp gelirinden fazla harcama yaptığı takdirde TFF devreye girecek ve müdahalede bulunacakmış! Ha bu arada bu projeyi idareciler de uygun bulmuş ve destekliyormuş...
Tabii ki bu ‘kurtarma’ haberi duyulunca haklı tepkiler de dile getirildi. Futbol kulüplerini kurtaracağı iddia edilen ‘devlet bankası’ da kendisini savunarak, “Açıklanmamış detaylara ilişkin maksatlı yorumlara itibar edilmemesini, (...) speküle edilmeye çalışılan konu ile ilgili tüm soruların cevaplanacağını kamuoyunun bilgisine sunarız” şeklinde açıklama yapmış.
Bir defa böyle bir kurtarma için milletin ve devletin imkânlarının kullanılması temelden yanlıştır. Futbol kulüplerinin ayaklarını yorganlarına göre uzatmadığı yıllardan beri bilinen bir konudur. Peki, şimdiye kadar gerekli tedbirleri almayanların bu hususta kabahati yok mu? Niçin milletin parası ile bunlar kurtarılacak? Niçin ödeyemeyecekleri kadar borç yapmalarına izin verildi?
İdareciler bilhassa son yıllarda spora tahminlerden daha fazla yatırım yaptılar ve bununla övündüler. İhtiyaç olan ve olmayan yerlere onlarca stad yapıldı. Güya futbolun altyapısına yatırım yapıldı ama bakıldığında büyük kulüplerin çoğu futbolcusu ithal... Nerede kaldı verilen sözler? Futbolda bile yerli oyuncu bulamayan, bunu temin edemeyen bir sistem; sanayi ve teknolojide yerli üretimi başarabilir mi?
Ne olursa olsun, tüyü bitmedik yetimlerin parasını bu işlere harcamak, batak takımları kurtarmak doğru adım değildir. Böyle bir yanlışa milletin de destek olmayacağını tahmin ediyoruz. Hangi takımın taraftarı olursa olsun, büyük çoğunluk böyle bir kurtarmaya destek vermez.
…***
Hasan Öztürk, 8 Ocak tarihli Yenişafak gazetesinde, “Binali Yıldırım’ın seçim vaadi, “Uykusuz geceler””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Binali Bey, seçilmesi halinde İstanbul’a yapacaklarını anlattı. Ekonomideki son dönemde yaşanan sıkıntılarla ilgili de uzun bir parantez açıp 1980’den bu yana dünya ekonomisindeki dönüşümün Türkiye’ye yansımalarından bahsetti.“Yerel seçimi bir referanduma dönüştürmek istanbul’a iyilik değildir” diyerek kampanya boyunca İstanbul ve belediyecilik alanında kalmaya çalışacağından söz etti.“Mecbur kalmadığım sürece bu alan dışındaki konularda çok fazla mesai harcamayacağım” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
140 ülkeden daha büyük bir ekonomiye sahip İstanbul ile ilgili istastik bilgilerini de veren Binali Yıldırım kameralar dışarı çıktıktan sonra sorularımızı cevaplandırdı.
Cumhur İttifakı’nın ortak adayı olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışına giren Binali Yıldırım’a soru sormak isteyen ilk meslektaşımız, “Meclis Başkanlığı’ndan istifa tartışmasını, ulaşım ve trafik sorunlarını ve Suriyelilerin entegrasyonunu” sordu.
İlk soruda İstanbul’daki Suriyelilerin gündeme getirilmesi bu köşede son iki yazıda tartışmaya çalıştığım konunun önemine işarettir. Öyle halı altına süpürülemeyecek büyüklükte bir sorundur diyorum ve devam ediyorum.Binali Bey, “Evrensel hukukta bir kural vardır. Hukukun olduğu yerde etik konuşulmaz. Hukuk devletinde hukuk kuralları geçerli olur” diyerek Meclis Başkanlığı’ndan istifa meselesinde kapıları bir kez daha kapattı.
Yıldırım, trafik ve ulaşımla ilgili şunları söyledi:“İstanbul ölçeğindeki şehirlerde trafik sorununu yüzde 100 çözen hiç bir ülke yok. Ancak İstanbul’daki trafik sorununu sürdürülebilir, çekilebilir ve katlanılabilir düzeye getireceğiz. Trafik akışı devam edecek. Trafik durmayacak.Yollar otopark haline getirildi. Adeta damarlardaki plak oluşması gibi bir şey bu. Yolların araçlar tarafından işgal edilmesi en büyük problem. İstanbul’da park sayısı toplam 770 bin. Oysa ihtiyaç 1 milyon 750 bin. Yarası zaten yollardaki park. Parklanma meselesi, site, mahalle, ilçe bazında ele alınacak. Ulaşım entegrasyonunda aktarma merkezleriyle birlikte bu soruna çözüm bulunacak.”
Park ve raylı sistemin birlikte ele alınması gerektiğini anlatan Binali bey şöyle dedi,“Raylı sistemde biz geç kaldık.5 yıl içinde 450 km’nin üzerine çıkacağız böylece, Paris’ten de Londra’dan da daha fazla raylı sisteme sahip olacak istanbul. Bunlar orta vadeli yatırım ile halledilecek meseleler. 55 milyar liralık bir kaynağa ihtiyaç var.”CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” sözü hatırlatıldığında Binali Yıldırım, “İstanbul Ankara’dan yönetilemez, ancak istanbul Ankara’sız da yönetilemez” karşılığını verdi.
…***
Ahmet Takan, 8 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ankara'da AKP ile CHP arasındaki oy farkı 57 bine inmiş!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sakarya'nın Erenler ve Adıyaman'ın Sincik ilçelerine kayıtlı çok sayıda seçmen İstanbul Adalar'da kayıtlı gözüküyormuş...Ayrıca, Sultanbeyli, Sultangazi, Ümraniye, Bağcılar, Pendik başta olmak üzere İstanbul'un pek çok ilçelerinden Adalar'a seçmen kaydırılmış...Özellikle harabe durumda olan, ikamet olanağı mümkün olmayan binalara, yazlıkçı vatandaşların mülklerine, AKP ilçe yöneticisi ve üyelerinin evlerine kayıt yaptırılmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu evler genellikle 2 oda bir salon büyüklüğünde olmasına rağmen, 10-20 hatta 30 seçmen barındırıyormuş.Ne var bunda!.. Şaşırdık mı?..Kendi adıma söyleyeyim, hiiç şaşırmadım...Bu zihniyet 3 bin 129 askerî öğrenciyi 2 koğuşa sığdırıp oy kullandırdı. Vakti zamanında ölüler mezarlarından kalkıp oy kullandı... Taşımalı oy sistemini bu zihniyet Türk siyasi hayatına hediye etti!..Adalar Belediye Başkanı Atilla Aytaç, "Cumhuriyet tarihinin en büyük sahte seçmen olayıyla karşı karşıyayız" demiş... Kendisine katılmıyorum, daha bilmediğiniz, tespit edemediğiniz neler vardır neler, diyorum. Ancak metruk binalarda yakaladıkları hayali seçmenlerden ve bu uğurda gerçekleştirdikleri titiz çalışmalardan dolayı kendisini ve CHP İstanbul il teşkilatını canı gönülden kutluyorum. Herkese örnek olması gereken bir çalışma!.. Demek ki, sandığa sahip çıkmak, sadece oy verme günü yapılması gereken bir iş değilmiş. Bunun öncesinde de çok sıkı çalışılması gerektiğini başarılı bir şekilde ispatladılar. Bu arada duyarlı vatandaşların da gayretlerini, emeklerini boşa çıkarmadılar. AKP kendi seçmenine bile hâlâ heyecan verebilmiş değil. Bunu ben değil kendileri söylüyor... Özellikle Ankara ve İstanbul'dan gelen son anketler onlar için iyice can sıkıcı bir hal almaya başladı. Geçtiğimiz çok karlı Pazar gününde İstanbul Adalar'da ortaya çıkarılan hayali seçmen skandalı ile ilgili haberleri takip ederken, tivıtırdan dikkat çekici bir mesaja takıldım. "Ankara Kuşu" adlı kullanıcı, mesajında, "yaptığımız kamuoyu araştırması ve izlenimlere göre Ankara'da AK parti, CHP'nin 57 bin oy önünde birinci parti gözüküyor" diyordu. Bu söyledikleri doğru mu yanlış mı? Bilemem. Elimde anket veya başka bir ölçüm yok. Sadece şunları ifade edebilirim;"Ankara Kuşu" adlı tivıtır kullanıcısının kim olduğuna dair önemli bir iddia konuşulur iktidar kulislerinde. "Ankara Kuşu"nu R. Erdoğan'a çok yakınlığı ile bilinen AKP'de bir genel başkan yardımcısının eşi hanımefendi organize ediyormuş. Muhalefet partileri eğer gerçekten 31 Mart'ı kazanmak istiyorlarsa ilk yapmaları gereken iş, askıya çıkan seçmen listeleri ile nüfus kütüklerini titiz bir şekilde karşılaştırmak. Bunca sahtekârlık ortaya dökülmüşken, kayıkçı kavgası ile muhalefet anlayışı sürdürülürse ben olsam YSK üyelerini musalla taşında emekli ederim!..