Ocak 09, 2019 11:13 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Eski AKP'li Bakan İdris Naim Şahin’den adaylık için CHP şartı

Milli gazete:

TÜSİAD Başkanı: Seçim vaatleri ekonomiye olumsuz yansıyacak

Yenişafak:

Bir Alman havayolu devi daha batıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mustafa Balbay, 9 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "ABD amaç değil, araç değiştiriyor!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Emperyalist ülkeler hiçbir zaman amaç değiştirmezler, sadece gerektikçe amaca giden araçları değiştirirler. Bugünün söylemiyle küresel aktörlerin kendi çıkarları doğrultusunda çizdikleri stratejiler dönemsel iktidarları da aşan bir süreci içerir.  Küresel aktörler Türkiye’yi kendi kontrolleri altında tutmadan amaçlarına ulaşamazlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:...***

ABD heyeti Ankara’da resmi temaslarda bulundu. Bu cümle deyim yerindeyse “resmi söylem”. Gerçek cümle şu: ABD heyeti Ankara’ya istemlerini iletti! Heyetin kurgusu, amacı da ortaya koyuyor. Başkan Trump’ın güvenlik danışmanı Bolton, Genelkurmay Başkanı Dunfort, Suriye özel temsilcisi Jeffrey. Bu heyet Suriye’den çekilme heyeti değil; Suriye ve çevresinde bundan sonra yapılacakların bir kısmını Türkiye ile paylaşma amacını taşıyor. Heyet İsrail’den Türkiye’ye geldi. Orada verilen mesajlar, amaçların ne olduğunu gösteriyordu. Heyetin, Suriye’de Kürtlerin, Türkiye’den korunacağını açıklaması, çok uçlu! Sadece Suriye ile ilgili değil, hem Türkiye’nin içini hem de çevredeki öteki ülkeleri ilgilendiriyor. ABD’nin yıllarca eğitip gerektikçe kullandığı YPG, şimdi olmuş “Kürt savaşçılar”. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse; PKK yıllarca 6-8 bin arasında silahlı güce sahipti. Bunun üçte biri Türkiye içinde, üçte ikisi Kuzey Irak’taydı. ABD’nin Suriye’de oluşturduğu YPG gücü 50- 60 bin kişilik. Sorun bu kadar ciddi... ABD, İsrail’den dedi ki: “Türkiye’yi Suriye’deki Kürtlerle karşı karşıya getirmek, istediğimiz en sonşeydir...”Bu cümlenin Türkçesi şu: “Ey Türkiye, ben Kürtleri istediğim gibi kullanacağım.. İsrail’in güvenliği için kullanacağım... Gerekirse sana karşı da kullacağım... Buna müdahale etmeyi aklından bile geçirme!”

...***

Saygı Öztürk, 9 Ocak tarihli Sözcü gazetesinde, " Kırgınlık, küskünlük zamanı değil"başlıklı yazısını okjuyucularla paylaşıyor.

" Seçim döneminde aday gösterilmesinde kırgınlıklar, küskünlükler, istifalar çok olur. Dahası, seçimlerde partisinin, adayın aleyhine çalışmalar içine girenlere de sıkça rastlanır. Bakarsınız, partisinden istifa etmiş, rakip siyasi partiden aday olanlar da siyasette tanık olduğumuz rutin olaydır. En az iki yıldır belediye başkanlığı adaylığı için çalışanlar aday gösterilmiyor, partiyle daha önce hiçbir bağı olmayan el üstünde tutuluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bazıları da aday gösterilmelerine, “git çalış” denilmesine rağmen, sonra adaylığı elinden alınıp, ittifak kapsamında diğer partiye veriliyor. Bunlar da karargahların düzenli çalışmamasından kaynaklanıyor. ÇEKİLEN İLK ADAY CHP, Balıkesir'de Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Ahmet Akın'ı açıklamıştı. Seçim çalışmalarını hemen başlattı. İYİ Parti ile yürütülen ittifak sonucu, Akın'a “Seni adaylıktan çekeceğiz. Orada İYİ Parti'yi destekleyeceğiz” denildi. Akın, çok üzüldü ama partisinin kararına da uydu. Bazı milletvekilleri fedakarlık yapıyor. Ahmet Akın'a, “CHP'den istifa et, İYİ Parti'ye gir” denildiğinde 15 arkadaşıyla birlikte istifa edip İYİ Parti'ye katılmış ve bu partinin seçime girmesi sağlanmıştı. Ahmet Akın, adaylıktan çekildikten sonra, yayımladığı mesaja “Her şeyden önce elbette üzgünüm” diye başladı. Mesajını şöyle sürdürdü: “Türkiye'de ilk büyükşehir belediye başkan adayı gösterildiğim günden itibaren Balıkesirimizde kimseyi ayırmadan, kimseyi ötekileştirmeden, 1 milyon 200 bini aşan hemşehrimle kucaklaşmak için yollara çıktım. Parti Meclisimizin aldığı karar ile açıklanan adaylığım, Parti Meclisi kararıyla geri çekildi. Benden fedakarlık yapmam isteniyorsa, ülkem, milletim, vatanım için gözümü kırpmadan yaparım. Adaylık benim kişisel meselem olamaz. Meselemiz memleket meselesi.”

Önceki dönem Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu, CHP Mersin Büyükşehir Belediye Başkan aday adayıydı.O da uzun süredir çalışıyordu. Oluşturduğu ekiple tam 239 bin kişiye telefonla ulaşıldı. Projeler anlatıldı, onların da görüşleri soruldu. CHP Mersin'de, eski milletvekillerinden Vahap Seçer'i aday gösterince, Serdal Kuyucuoğlu'na da teşekkür mesajı yayımlamak düştü. Mesajında “Mersin umudum, inancım, hayallerim 31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçimlerde CHP'nin büyükşehir adayı olup, kaybettiğimiz Mersin'i tekrar kazanıp birlikte yönetmek ve Mersin'e hizmet etmekti” dedi. Olmadı. Serdal Kuyucuoğlu'ya göre aday belirlemesinde bazı MYK üyelerinin, nedeni ve niçini belli olmayan tartışmaları sonucu aday değişikliği yaptırıldı. İlinde partisi için bunca çaba gösteren Serdal Kuyucuoğlu, bundan sonra partisi için çalışır mı? Mesajından okuyorum: PARTİMİN EMRİNDEYİM “Dün olduğu gibi bugün ve yarın da CHP'nin bir neferi olarak partimin ilkelerine bağlı, alınan karara saygılı davranacağım. Mersin'in tekrar kazanımı için elimden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz. Partimiz açısından Mersin zor ve riskli bir seçim sürecine girmiştir. Seçimin kaybedilmesi durumunda en büyük sorumluluk bazı MYK üyelerimizin olacaktır. Siyaset; kişisel beklentilerin ötesinde ülkenin ve kentin sorunlarına karşı objektif, tarafsız, ilkesel temelde duruş sergileyip, mücadele etmekle yapılması gereken ciddi bir alandır.” 31 Mart seçimleri, ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşıyor. O yüzden, kırgınlıklar, küskünlükler. “Sandığa gitmeyeceğim, oy vermeyeceğim” deme zamanı değil.

...***

İsmet Çzçelik, 9 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, "25 kuruşluk poşet, seçim kaybettirir mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Mağazaların, marketlerin kasalarında çok sert tartışmalar yaşanıyor. Vatandaş isyanda.25 kuruşluk poşete tepki büyük. Dün markette sıra beklerken yine aynı manzara ile karşılaştım. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, ... herkes poşet parasına itiraz ediyordu. Para 25 kuruş.Ama tepkisi büyük.Kasadaki kızlarla konuştum. Onlar da isyanda. Sabahtan akşama kadar müşterilerden azar işittiklerini söylediler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “Müşteri bize kızıyor. Suç bizim mi? Kararı biz mi aldık. Bize değil hükümete kızsınlar. Bizim ne kabahatimiz var. Bazen ağlayacak noktaya geliyoruz” diye dert yandılar. Toplumda oluşan poşet tepkisini sosyolog ve psikologlarla konuştum. “Bastırılmış duyguların patlaması olarak” yorumladılar. Arkasından da şu değerlendirmeleri yaptılar: “Toplum uzun süredir baskı altında. Önce Ergenekon olayları. Sonra FETÖ kumpasları. İnsanlar telefonda konuşamaz hale geldi. Sonrasında iktidar baskısı. Herkes bir şekilde etkilendi. Bunlar birikti birikti sonra patlama yaşandı. Poşet tepkisi bardağı taşıran damla gibi bir durum.”

“Rakam küçük, tepki neden çok büyük” soruma da şu yanıtı verdiler:

“Daha önce bedavaydı, şimdi para veriyor. Vatandaşın cebine anında yansıyor. Vatandaşın cebine doğrudan el attın mı iş değişiyor. Rakamın küçüklüğü büyüklüğü fark etmez. Zaten geçim sıkıntısı yaşarken, ek para ödemek zoruna gidiyor.” Sosyologlara, “Seçimi etkiler mi?” diye sordum.

Onlar da merak ediyorlar. “Tepki beklenenin çok üstünde. ‘İktidar yıkan poşet’ tabiri siyasi yaşamımıza girerse sürpriz olmayacak gibi. İktidar geri adım atmazsa tepkilerin sandığa yansıması kaçınılmaz” ifadelerini kullandılar.

Kriz yurt sathında.81 ilde ve tüm ilçelerde “poşet sorunu” yaşanıyor.AKP’lilerle konuştum. Onlar da şaşkın.“Bu poşet krizi nereden çıktı?” havasındalar.İşin bu noktaya geleceğini hiç düşünmemişler.AKP soruna çözüm bulma telaşında.Ürkerek, “kararı erteleyelim” diyenler var.Ülkenin her yerinden gelen bilgiler tedirgin ediyor.Kapalı odalarda, “Kendi ayağımıza kurşun sıktık” sesleri duyuluyor.Ama emir “büyük yerden” geldiği için seslerini fazla çıkaramıyorlar. Meclis kulisinde AKP milletvekilleri gazetecilerin poşetle ilgili sorularına yanıt vermek yerine geçiştirme taktiği izliyorlar.Halkla ilişkileri iyi olan bir AKP milletvekili ile sohbet ettim. Fazla konuşmadı. Tam ayrılırken kulağıma eğilip, “Muhalefetin yapamadığını 25 kuruşluk poşet yaptı” diye fısıldadı.Arkasından da “Sakın adımı yazma” demeyi de ihmal etmedi.Halkta oluşan tepki azalmak yerine artıyor. Mağazalarda, marketlerde bir kişi itiraz edince anında “itiraz korosu” oluşuyor.

Şu anda poşet tartışılıyor. Sırada gıda ürünlerindeki paket sorunu var. Onlara da para kesilecek. Üreticiler maliyetlerin arttığını, fiyatlara yansıtacaklarını söylüyorlar. Bakalım bu işin sonu nereye kadar gidecek. Ama şurası açık.31 Mart seçimlerine “25 kuruşluk poşet” damga vuracak gibi..!