Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kamu hesapları şeffaf değil
Yenişafak:
FETÖ ve PKK'ya Alman zırhı
Yeniasya:
ABD'den terör örgütü YPG'ye yeni silah sevkiyatı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Sabahattin Önkibar, 25 Ocak tarihli Aydınlık gazetesinde, “ABD çıkarlarını en iyi Türkiye korurmuş” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Mekan: Kremlin Sarayı. Tayyip Erdoğan ile Putin Suriye’de ABD’nin teklifi olan Güvenli Bölge’yi konuşmak için sürpriz şekilde bir araya geliyor.Ancak aynı gün dünyaca ünlü Al Jazeera’de Cumuhurbaşkanı Erdoğan’ın iletişim Başdanışmanı Prof. Fahrettin Altun’un şu açıklaması yayınlanıyor:”Amerikanın Suriye’deki çıkarlarını sadece Türkiye koruyabilir...” Söyleyin böyle dış politika olur mu? Putin’in yerinde siz olsanız, ne yapardınız?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Putin, Türkiye’nin önemini iyi bilen büyük bir lider gibi davrandı.Maalesef Ankara ya da iktidar kapana kısılmış durumda. ABD’nin havuç ve sopa göstermesi sonrasında savruluyor. Havuç malum, Güvenli Bölge teklifi, sopa ise ‘ekonomik kriz çıkarırız’ tehdidi.Aslında Güvenli Bölge teklifi tuzak ve sonuçta Barzanistan misali PKKistan’ı doğuracak lakin Washington bunu sanki ödül gibi sunuyor.Erdoğan ve çevresi ise, “Bu yıllar önce bizim yaptığımız teklif” deyip seçim öncesi ekonomik saldırıya uğramamaya çalışıyor.Tablo net, Türkiye Suriye’de politik hedefsizliğinin bedelini ödüyor.Tayyip bey, Beşar Esad ile hâlâ niye barışmaz, aklım almıyor!
ABD, demokrasi ambalajı ile dünyanın her yerinde onlarca yıldır kan akıtıyor. Öyle iken yaptığı son rezillik malumdur.Reuters Haber Ajansı’na göre Başkan Trump, Juan Guadio’yu devlet başkan adayı olarak tanıdığını açıkladı. Kim midir o?Venezuela’nın seçilmiş lideri Maduro yerine tepeden atanan kukla.İşte emperyalizm ve sözde özgürlükleri budur.
…***
Akın Aydın 25 Ocak tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Venezüella, Türkiye’ye ayna olmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyanın tespit edilmiş en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip ülkesi olan Venezüella'yı, ABD tekrar sömürüsü altına almak için dolar sopasıyla terbiye(!) etmeye kalktı.Venezüella direndi. Ama dolara karşı çözümleri olmadığı için ABD güncel tabir ile ekonomilerini mahvetti. Ülkede 6 haneli enflasyon rakamları, göçler, yağmalamalar vs. yaşanıyordu. Tabi bu, planlı gelişmelerdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu planların sahibi asıl niyetlerini Şubat 2018'de açıklıyordu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Venezüella'dan hâlâ umut kesmediklerini ve askerin, Maduro'ya karşı darbe yapmasını beklediklerini açıklıyordu.
Mayıs 2018'de Venezüella'da seçimler yapıldı ve mevcut devlet başkanı Maduro %68 oy ile yeniden başkan seçildi.
Artık ABD için tek çare darbe idi. Aynen geçmişte Türkiye'de, yakın geçmişte Libya'da, Mısır'da yaptığı gibi askeri darbe ile kendi tetikçilerini ülkenin başına oturtma planları yapmaya başladı.
Hatta Trump'ın müttefik bölge ülke liderleriyle Venezüella'yı işgale ikna etme çabasıyla içinde olduğu, bilgisi basında yer aldı.
Ağustos ayında Maduro'ya bir askeri törende konuşma yaptığı sırada patlayıcı yüklü drone'la saldırı düzenlendi. Maduro olaydan yara almadan kurtuldu.
Nicolas Maduro; "ABD'nin, Venezüella hükümetini devirmeye hazırlandığını" söyledi.
Tezgâh belliydi, tezgâhlayan da belli. Ama ne Birleşmiş Milletler, ne demokrasinin o şaşaalı avukatlığını yapan liderler, ne insan hakkı vs. diyen AB ve İnsan Hakları savunucularından hiçbir açıklama, kınama gelmedi.
Tabi Maduro da boş durmuyor. Kendine stratejik ve ekonomik dostlar arıyordu. Başta Rusya ve Çin olmak üzere Türkiye, Ortadoğu ve Afrika'da birçok ülkeyi ziyaret etti, anlaşmalar imzaladı ve her gittiği yerde ABD'nin, ülkesinde çevirdiği dolapları, vahşi yüzünü anlattı.
Dünya ABD karşısında suskun, ABD ise hedefinde ısrar ediyordu.
Aralık ayında ABD Başkan Yardımcısı Pence, yayınladığı videolu mesajla Venezüella halkına, ABD'nin yanlarında olduğunu, demokrasiyi beraber getirmek için isyan etmeleri çağrısını yapıyordu.
Venezüella'daki tetikçileri şifreyi almıştı. Vakit geldi ve Venezüella Meclis Başkanı Juan Guaido, Nicolas Maduro hükümetinin gayrı meşru olduğunu savunarak, kendini geçici başkan ilan etti.
ABD Başkanı Trump anında bu zevatı, 'Venezüella Başkanı' olarak tanıdığını açıkladı. Uşaklarına da tanıyın talimatı verdi.
Kanada, Şili, Peru, Brezilya, Guatemala, Kolombiya ve Paraguay gibi ülkeler de Guaido hükümetini tanıyacaklarını açıkladı.
Trump'un yardımcısı Pence de; "ABD'nin sarsılmaz desteğinin, ülkelerine demokrasi getirme çabaları gösteren Venezüellalılarla olduğu" mesajını yayınladı.Maduro, "Venezüella'nın ulusal çıkarlarını korumaya hakkı vardır. ABD'ye güvenmeyin, onların dostları yok, kimseye sadakatleri yok, çıkarları var. Venezüella'nın petrolüne ve zenginliklerine karşı açılmış pençeleri var" diyerek vatandaşlarını sükûnete çağırırken, dünyayı da ABD'nin bu alçaklığına karşı çıkmaya davet ediyor.ABD'ye dünyanın pek çok ülkesinden tepkiler yükseliyor. Ülkemizden de yükseldi.Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın Venezüella'daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımız, Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu arayarak 'Maduro kardeşim! Dik dur, yanındayız' dedi" ifadelerini kullandı.Peki, Maduro nasıl dik duracak?Güçlü ekonomi ile milli para ile. Çünkü ABD, Venezüella'yı ekonomik olarak 'mahvetmeye' kalktı ve devam ediyor.
…***
Abdülkadir özkan, 25 Ocak tarihli Milli gazetede, “Mafya devletleşti mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir gazetede ABD’nin dünya üzerindeki faaliyetlerini değerlendiren ve “Küresel Mafya” başlığı altında yer alan haber aslında bu devletin yaptıklarını özetlemesi bakımından eksiksizdi. Çünkü dünyanın neresinde bir çatışma, darbe ya da işgal varsa doğrudan ya da dolaylı olarak olayda ABD’nin mutlaka bir dahli olduğu görülüyor. Bu müdahale ile bir yandan bir takım mafya örgütleri gibi haksız kazanç elde ederken, bir diğer ifadeyle dünyayı sömürüsünü sürdürürken, öbür yandan da dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Belki çalışıyor demek yerine bu çalışmada çoğu zaman başarılı olduklarını söylemek yanlış olmaz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Birkaç örnek vermemiz sanıyorum bu mafya’nın yaptıklarını açıkça izah edecektir. Afganistan’ı Rusya’dan kurtarmak (!) için burası ile ilgilenmeye başladılar. Ardından bu ülkeye yerleştiler. Irak’ı Saddam zulmünden kurtarmak, Irak halkını özgürleştirmek için işgal ettiler, sonuçta ortada tek parça bir Irak kalmadı. Irak’ın işgali öncesi olaylara girmek istemiyorum. Çünkü, işgalin gerekçesini de Saddam’a hazırlattılar. Kısacası söylediklerine inanan ülkelerin başına gelmedik kötülük kalmıyor. Bunun için de gazetenin haberi, “Küresel mafya” başlığı altında vermesi halk tabiri ile ‘cuk oturmuş’.
Hemen belirteyim ki, aslında ABD’nin söylediklerinin ötesinde sadece yaptıklarına bakıldığında haydutluğu açıktan sergilediği görülüyor. Diyebiliriz ki, ABD’nin kötülüklerini görmek için bunca olayın gerçekleşmesi gerekmiyordu. Diyelim ki, ABD’nin gerçek yüzü yeni yeni görülmeye başlandı, o zaman bu mafyaya karşı özellikle sömürülen ülkelerin ne yaptıkları, neler yapabileceklerini düşünmeleri gerekiyor. Yoksa her gün ABD’nin çirkin yüzünü izah için sayfalar dolusu haber yapmanın fazla bir anlamı kalmıyor. ABD’nin eylemlerini bir mafya usulü olarak görüyor isek –ki bu görüşe aynen katılıyorum- o zaman bu ülke ile ilişkileri en aza indirmek, bununla da yetinmeyerek tüm mazlumların birlik oluşturması gerekiyor.
Gelinen noktada artık ABD’nin ne yapmak istediğini araştırmaya gerek yok. Çünkü yapmak istedikleri yaptıklarından açıkça anlaşılıyor. Öyle olunca mazlumların birlik oluşturmak için harekete geçmek, bu birliğin nasıl oluşturulacağına dair fikri olanların bunu seslendirmesi gerekiyor. Başını İslam ülkelerinin çekeceği mazlumların bir araya geldiği yeni organizasyona ihtiyaç var. Bu sağlanamadığı sürece haydutlar bildikleri gibi hareket edecek, sömürülerini sürdüreceklerdir. Bunu yaparken işgal ve sömürü için harcadıkları paranın birkaç katını sömürdüklerinden almaya devam edeceklerdir. Demek istediğim, artık karanlığa küfretmenin ötesine geçmek en azından bir mum yakarak mazlumların birlikteliğine yol göstermek gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece ABD’nin kötülüklerini sıralamak bir işe yaramayacak, belki de farkında olmadan küresel mafyanın değirmenine su taşımış olacağız. Sürekli ABD’nin yaptıklarından bahsetmek, bunu önleyecek bir adım atmamak, mazlumları farkına varmadan teslimiyete itebilir.