Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Guaido, Maduro'yu devirebilmek için askerlerle görüşüyor
Aydınlık:
Maduro: bu darbe girişimini atlatacağız
Yenişafak:
AKP'de adaylar tamam, sıra manifestoda
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Uğuroğlu 27 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bahçeli'nin zekâsı, Erdoğan'ın bekası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP ve Recep Tayyip Erdoğan'ı en şiddetli şekilde birbirinden ağır hakaretlerle eleştiren MHP ve Devlet Bahçeli idi…"Türkiye'nin bekası" palavrası ile aniden yüzde 100 siyasi dönüş yapan Bahçeli her nedense MHP'yi "AKP ve Erdoğan'ın bekası" için dayanak yaptı.AKP'ye ve Erdoğan'a, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" diye uydurulan bir ad ile "Başkanlık Rejimi" armağan etti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye Cumhuriyeti Devleti "Tek Adam" yönetimine verilerek kuvvetler ayrılığı prensibi yok edildi.Yasama, Yürütme ve Yargı tek adamın kontrolüne geçti.Bu işi başaran AKP ve Genel Başkanı Erdoğan değil Devlet Bahçeli'dir. AKP'ye verilen destek nedeniyle MHP'den büyük kopmalar başladı; milletvekilleri, il ve ilçe başkanları tepkilerini ortaya koydu ki Samsun Milletvekili Erhan Usta isyan büyümesin diye yıldırım hızıyla partiden ihraç edildi.Ve Manisa il Başkanı Erkan Öztürk görevden alınarak il teşkilatı kapatıldı. 50 yıllık bir parti olan MHP kapanır mı?Yerel seçim öncesi il ve ilçe başkanları peş peşe görevden alınır mı?Bütün bunlar 31 Mart'ta yapılacak yerel seçim öncesi MHP'nin nasıl bir parti haline getirildiğinin en acı fotoğrafıdır.Diğer çarpıcı bir fotoğraf ise Ankara'da MHP'nin aday tanıtma toplantısında yaşandı. 25 ilçenin sadece 3 tanesi Erdoğan tarafından MHP'ye verildi ki Bahçeli AKP Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki ve AKP'nin 22 ilçe başkanı için MHP'lilerden oy vermelerini istedi…AKP ve Erdoğan'ın bekası için salon alkıştan yıkıldı…Muharrem İnce'nin gündeme getirdiği "Bahçeli'nin zekâsı" tartışmasına girmem.Ama Erdoğan'ın bekasına verdiği desteği de görmezden gelemem. Bahçeli yönetimindeki MHP, teşkilatları için de üyeleri için de seçmeni için de artık umutsuz vakadır.16 yıldır iktidarda olan AKP ve Genel Başkanı Erdoğan'ın yerel seçimler için işsizlere, dar gelirlilere, emeklilere, çiftçilere vereceği en önemli seçim vaadi belli oldu.Millet Bahçeleri…Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ile Şubat ayında 7 millet bahçesinin ihalesi gerçekleştirilecek. Bırakın Bahçeli'nin zekasını, bırakın Erdoğan'ın bekasını sizler kendi bekanıza bakın ki zamlara, fakirliğe, yoksulluğa çare bulamayan ve 16 yılda Türk ekonomisini dibe vurduran AKP zihniyetine yerel seçimde güçlü bir ders verin…
...***
Murat Çabas, 27 Ocak tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “ABD’nin Venezuela’yı kaptırmama telaşı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dolar hâkimiyetini her geçen gün kaybeden ABD, sömürdüğü ülkeler bir bir elinden çıkmaya başlayınca, baskılarla, tehditlerle, darbe girişimleriyle ülkeleri kontrol altına almanın, yanında tutmanın telaşına girdi. Bu ülkelerden birisi de hiç şüphesiz Venezuela…Neden Venezuela? Çünkü Venezuela, son yıllarda yapılan keşifler sonucunda 2012 yılında dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülkesi durumuna gelerek, bu alanda Suudi Arabistan'ı geçti. Böylece petrol rezervleri konusunda Suudi Arabistan yaklaşık 70 yıldır sürdürdüğü liderliğini kaybetti, liderlik koltuğuna Venezuela oturdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Venezuela, OPEC resmi verilerine göre 296 milyar varil ham petrol rezervlerine sahip... Bu miktar petrol, Türkiye'nin 1220 yıllık ihtiyacını karşılamaya yeterli... Venezuela ekonomik ve politik olarak son derece stratejik bir konumda... Venezuela'nın sadece petrol rezervleri yok elbette, doğalgaz ve altın rezervleri de göz kamaştırıcı…
Dünyayı yıllardır sömürerek semiren ABD, kendisine komşu olan böyle maden zengini bir ülkeyi kendi haline hiç bırakır mı?
İşte Venezuela'da yaşanan son gelişmeler, ABD'nin bu kirli hesaplarıyla alakalı… Venezuela, bugüne kadar ABD'nin ambargolarına maruz kalmış ve büyük zenginliklere sahip olmasına rağmen bunları milli menfaatleri adına kullanamamış bir ülke… Son 25 yılda 3 kez darbe girişimine maruz kaldı. Hepsinin arkasında ABD var.
2005 yılından itibaren Milli Ekonomi Modeli'nin projelerini hayata geçirerek ekonomik bağımsızlıklarını elde eden ve dünyanın zirvesine oturan Rusya'nın başını çektiği BRICS devletleri, Venezuela gibi ABD'ye karşı milli iradesini devreye koyamayan ülkeler için bir umut ışığı oldu. ABD'nin baskıları ile bir türlü ekonomik sorunlarını aşamayan, en temel ihtiyaç maddelerine dahi ulaşamayan, petrolünü istediği şekilde ihraç edemeyen Venezuela'nın Devlet Başkanı Maduro, çareyi Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirmekte buldu.
Bu ilişkiler sadece ekonomik anlamda değil, askeri konularda da kuruldu.
Associated Press haber ajansının haberinde, ABD'nin güdümünde olan Latin Amerika ülkeleri koalisyonunun, muhalif lider Juan Guaido'yu "geçici devlet başkanı" olarak tanıma konusunda haftalar önce bir araya gelerek gizli bir diplomasi yürüttüğü ortaya çıktı.
Yani olaylar planlanmış, sonuçları düşünülmüş ve gizli kararlar alınmış. Haberde, muhalif lider Guaido'nun, protesto stratejileri konusunda bilgi vermek için, Washington, Kolombiya ve Brezilya'yı ziyaret ettiği, şüphe uyandırmamak için de gizlice Kolombiya sınırından kaçak olarak geçerek Venezuela'dan ayrıldığı belirtildi. Haberde ayrıca, ismi açıklanmayan bir Amerikalı yetkili, Guaido'nun siyasi danışmanına aracılar ile haber gönderildiğini söyledi. Yapılan gizli faaiyetler ve ABD'nin koordinasyonu ortada…
Bir taraftan Maduro'ya karşı eylemler planlanırken, İngiltere de boş durmuyor. Bloomberg'de yer alan habere göre, Venezuela Merkez Bankasının, İngiltere Merkez Bankasındaki 8 milyar dolarlık altın rezervinden, 1,2 milyar dolarlık kısmını transfer talebi reddedildi. Ekonomik darboğazda olan Venezuela, kendisine ait olan altınlarını İngiltereden alamıyor, tansfer edemiyor.
Haberde, transfere, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton'ın, İngiliz meslektaşlarına uyguladıkları baskı nedeniyle izin verilmediği vurgulandı.
...***
Taha Akyol, 27 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Anayasa mahkemesi ne yapıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Anayasa Mahkemesi başkanlığı için yapılan oylamada Zühtü Arslan ikinci defa başkan seçildi. Önümüzdeki dört yıl daha bu görevi yürütecek. On üç yıldır Anayasa Mahkemesi üyesi olan Osman Paksüt, kasımda emekli olmuştu, Cumhurbaşkanı Erdoğan onun yerine Yıldız Seferinoğlu’nu atadı. Seferinoğlu hukukçu, 26. Dönemde AK Parti’den milletvekili seçilmiş, son olarak Adalet Bakan Yardımcısı görevindeydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Kurumsal düzeyde, yıllar önce yazdığım şu ilkeye dikkat çekmek istiyorum: Yüksek yargı kurullarının tarafsızlığı üye yapısının “çeşitli” ve “çoğulcu” olmasıyla mümkündür. (Milliyet, 8 Nisan 2010)
Zühtü Arslan’ın ‘Anayasa Teorisi’ adlı kitabı hakkında daha önce de birkaç yazı yazmıştım. İkinci defa başkan seçilmesini bu kitabı tekrar tanıtmak için bir vesile sayıyorum. Çağımızda devlet otoritesinin hukukla sınırlandırılmasını ve bunun tek yolu olan kuvvetler ayrılığı ilkesini çok iyi anlatan bir kitaptır.
Sosyal düzenin, iç barışın, hak ve özgürlüklerimizin, hatta istikrarlı kalkınmanın bu esasını unutup partizanca kavgalara dalan toplumlarda hukuk bilinci gelişebilir mi?
Anayasal demokrasilerde çok önemli bir kavram “çoğunluğun iradesi”dir. Bu olmadan demokrasi olmaz ama “çoğunluğun iradesi” mutlak mıdır?
Arslan’ın kitabında bu konu sayfalar boyunca anlatılıyor.
Anayasa kitabında yazılı hak ve hürriyetlerin yorumu konusunda Prof. Arslan’ın kitabındaki iki kavram son derece önemlidir: “Otorite eksenli yorum” ve “hak eksenli yorum.”
Prof. Arslan kitabında elbette ikincisini savunuyor. Yargı da elbette “hak eksenli yorum”u benimsemelidir; topumda güvenilir hakem olarak saygı görmesi için.
AYM böyle kitaplardaki düzeyde hak ve hürriyetlerimizi koruyor mu?
“Yetmez ama evet” referandumuyla kabul edilen “bireysel başvuru” imkanı bu konuda ciddi bir gelişme sağladı. AYM, ele aldığı “bireysel başvuru”larda genel olarak “hak eksenli” kararlar veriyor, bu nitelikteki kararlarını alkışlıyorum.
Fakat adil yargılanma ve basın hürriyetiyle ilgili bazı dosyaları geciktirerek raflarda bekletmesini ve OHAL kararnamelerini incelemeyi reddetmesini eleştiriyorum. Bu kararnameleri içeriği bakımından değil, “OHAL’in anayasadaki sınırları” bakımından incelemeli, denetimsiz bir OHAL’e yol açmamalıydı.