Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Danıştay Anayasayı tanımadı
Yeniçağ:
Cumhur İttifakı’nda büyük kavga
Milli gazete:
Taktik aynı... AKP seçimi kazanırsa ülke krizden kurtulacak!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Remzi Özdemir, 28 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçim sonrası ekonomi ne olur?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Fırtınalı bir havada, art arda çakan şimşekler ve gök gürültüleri arasında, hava boşluklarına düşüp sarsılan, gittikçe irtifa kaybeden bir uçakta olsaydınız aklınızdan neler geçerdi?Kaptan pilotun moral vermek amaçlı olduğu her halinden belli olan, "her şey yolunda, plana uygun şekilde uçuyoruz, sözüme güvenin" cümlelerini duymak size inandırıcı gelir miydi?Duyduklarınıza mı yoksa yaşadıklarınıza, hissettiklerinize mi inanırdınız?”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hele bir de uçak tam havalandıktan az sonra bu uçuşun, kaptan pilotun ilk uçuşu olduğunu, yani daha önce hiç bu büyüklükte bir uçağı bu rotada, üstelik de fırtınada uçurma tecrübesi olmadığını öğrenmiş olsaydınız kendinizi ne kadar güvende hissederdiniz?Dualar etmek ve mucize beklemek dışında elinizden bir şey gelir miydi?Güneşli ve açık bir havada, güle oynaya havalanan, gittikçe yükselen, belirlenen rotada, belirli bir sürede uçup hedefine varması beklenen bir uçağa benzeyen ekonomimiz, uzun bir süredir fırtınalı havanın etkisi altında.Yakıtımız gittikçe azalıyor, yumuşak iniş yapabileceğimiz bir pist henüz görünürde yok.Hepimiz aynı uçaktayız. Her seçim öncesi olduğu gibi sürpriz paketler arka arkaya açıklanırken diğer taraftan ülkeyi yönetenler herkesten fedakârlık bekliyor.Marketçisinden bankacısına kadar tüm patronlara kendinize çeki düzen verin, elinizi taşın altına koyun, sırtınızdaki paraşüte güvenip uçaktan atlayarak kurtulmayı düşünmeyin mesajı veriliyor.Belirli bir kesim ağız birliği etmişçesine, seçimler sonrası, yılın ikinci yarısında havaların düzeleceğini, ekonominin tekrar eski günlerdeki gibi yükselişe geçeceğini anlatıyor. Ama sokaklarda, esnafta, işçide, patronlarda buna inanacak moral bu defa pek yok gibi.Her seçim öncesi yaratılan "mucize" algısı bu defa tam olarak hedefe ulaşmıyor.Sarsıntıları derinden hissedenler endişelenmekten kendilerini alıkoyamıyorlar.Ters giden bir şeyler var.Bu defa herkes farkında. Ekonominin tekrar yükselişe geçmesi için fiyatların ve faizlerin hızla düşmesi gerekiyor.Yabancı ülkelerden uygun maliyetli kaynak bulmak şart ancak bu fırtınalı havada, acemi bir pilotun uçurduğu bu uçağa yakıt ikmali yapma konusunda fazla gönüllü yok.Olsa da maliyeti çok.Yine de başka şansımız bulunmuyor.Bedeli neyse ödeyerek, varmak istediğimiz hedefe kadar havada kalmak zorundayız. Önceki yıllarda olduğu gibi yine tam da seçim öncesinde kaynağı tam olarak bilinmeyen nakit girişleri ile geçici de olsa bir rahatlama yaşanır belki.Seçim sonrası Allah kerim... Hepimiz aynı uçaktayız malum. Kemerler bağlı, koltukları dik duruma getirip bekleyelim.Başka da yapacak bir şey yok ne yazık ki.Ne dışarıdaki fırtınayı durdurabiliriz ne de acemi pilotu değiştirebiliriz. Uçaktan da inemeyeceğimize göre, bu fırtınadan uçağımızla birlikte sağ çıkmaktan başka umudumuz yok.
…***
Akın Aydın, 28 Ocak tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Güvenli bölge Kürecik’teki oyunun yeni adı mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Suriye'de seçimle gelmiş devlet başkanına karşı provokatör örgütler tarafından başlatılan olaylar iyice ülkeye yayılıyordu.Türkiye ise bugün bile izah edilemeyen bir anlaşma yapıyor, NATO adı altında Malatya'nın Kürecik ilçesine ABD yapımı radarın kurulmasına izin veriyordu.Bu sistem 2 bin kilometrelik alanda her türlü hava aracını belli bir yüksekliğe ulaştığı anda tespit edebiliyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Haliyle bu sistem Rusya, İran için açık bir tehdit, bölgenin terör merkezi İsrail için ise bir kalkandı.
Çünkü bu radar sayesinde fırlatılabilecek balistik füzeleri İsrail anında tespit edebiliyordu.
Ama AKP hükümeti, "kendi güvenliğimiz için" dedi. "Terör örgütlerine karşı" dedi. "Düğme bizde olacak" dedi. Üs açıldı ama çok geçmeden düğmenin de, kontrolün de bizde olmadığı anlaşıldı.
Öyle ki, bu Üs'ten İsrail'e bilgi verildiği diplomatik olarak açıklandığı gibi medyada da yer aldı.
Üsse giriş-çıkış yapan İsrail asker ve yetkilileri görüntülendi. Bu Üs'ten, ABD'li askerlerce PKK'ya bilgi sızdırıldığı iddiaları ortaya atıldı.Hele 15 Temmuz kalkışmasının ardından hainlerin bu üsse sığınmaları ve buradan yurt dışına kaçmaları, üssün kontrolünün tamamen ABD elinde olduğunun ispatıydı.Sonuçta ABD, bizim için hayırlı rüya görmez gerçeği bir kez daha önümüze çıktı. Evet, Türkiye bütün uyarılara rağmen maalesef tarihi hatalarından birini daha yaptı.
Geldiğimiz noktada bu üs hala aktif ve kontrolü NATO adı altında ABD'nin elinde.
NATO, bizi "S-400 alırsan.." diye tehdit ediyor. ABD hem tehdit ediyor, hem de hedef gösteriyor. İsrail zaten daim tehdit unsuru!
Suriye'de gelinen nokta ortada.. İsrail, Suriye'ye devamlı füze ve uçak saldırıları gerçekleştiriyor.
Şimdi benzer senaryo masada; Güvenli Bölge. Kimin için güvenli? Türkiye için mi? Asla. ABD ve İsrail'in olduğu bir oyunda Türkiye asla güvende olamaz.
Efendim! Kontrolü bizde olacak. Nasıl olacak? Yukarıda Kürecik, yanında İncirlik, diğer yanında Barzani, Musul, Süleymaniye, Rakka vs. yerlerdeki ABD üsleri, Suriye'deki ABD üsleri. Hangi kontrol sende olacak?Artık aynı delikten ısırılmayın! Yapılaması gereken Adana mutabakatı çerçevesinde Suriye devleti ile beraber terör örgütlerini temizlemektir.
…***
Siyami Akyel, 28 Ocak tarihli Milli gazetede, “Cumhuriyet Dönemi “Eğitim Sisteminde” ABD ve Batı Etkisi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhuriyet döneminde “Harf İnkılâbı, Medreselerin Kapatılması ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nun kabulüyle birlikte eğitim sisteminde Batılılaşma çabaları hız kazanmış, yüzyıllardır süregelen İslâmî eğitim modeli terk edilmiş; Türk eğitim sistemi Batı’nın özellikle de ABD’nin arka bahçesi haline getirilmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Cumhuriyet dönemi eğitim sistemindeki ABD ve Batı etkisi, daha Cumhuriyet’in ilk yıllarından başlamak üzere yabancı uzman raporlarında kendini göstermiştir. Tanzimat devrinde eğitimdeki Fransız ve İngiliz etkisi, Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte ABD eksenine kaymıştır. Bu bakımdan Amerikalıların eğitim sistemimize müdahalesi diğer devletlerden fazladır.
1933 yılında ABD’den gelen ilk heyet “Türkiye’nin İktisadi Bakımdan Umumi Bir Tedkiki” başlığıyla altı ciltlik rapor hazırlamış, raporun altıncı cildinin ikinci bölümü Türk eğitim sistemine ayrılmıştır. Raporun söz konusu bölümü 1939 yılında “Amerikan Heyeti Raporunda Maarif İşleri” başlığıyla yayınlanmıştır.
23 Ekim 1952 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın daveti üzerine Türkiye’ye gelen ABD’li Ellswort Tompkins, ülkemizde 125 gün kalmış, Ankara, Adana, Bursa, İstanbul, Samsun, Sivas ve Konya’da orta dereceli toplam 97 okulda incelemelerde bulunmuş; Türk ve ABD eğitim sistemini karşılaştırmıştır. Bu dönemde ülkemize gelen ve rapor hazırlayanlardan birisi de Lester Beals’tır. 1955 yılında ülkemize gelen bir başka ABD’li uzman M.Costat’tır. Aynı yıllarda Elizabeth S.Gorvine’nin “Kız Teknik Öğretim Programları” hakkındaki raporundan sonra Amerikan İktisadi Yardım Teşkilatı’nın 1957 yılındaki “Türkiye’de Ticaret Eğitiminin Bugünkü Durumu ve Gerekli Değişikliklerine Ait Raporu” yayınlanmıştır.
Cumhuriyet’le birlikte eğitim sisteminin Batı’ya dönük hamleleri ve bu hamlelerdeki ABD etkisi yadsınamaz. ABD’li uzmanların Türk eğitim sistemini yönlendirmeye yönelik hazırladıkları raporlar, iki ülke arasındaki dini, kültürel ve ekonomik koşulların farklılıklarından dolayı olumsuz etkilerini de beraberinde getirmiştir. Sahi, eğitim sistemimizin, ABD ve Batı etkisinden kurtarılıp, milli ve manevi değerlerin ışığında yeniden şekillendirilmesinin vakti gelmedi mi?