Şubat 13, 2019 12:13 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Venezüella tatbikata başladı

Milli gazete:

Vatandaş isyanda: Erdoğan halkı düşünmüyor

Cumhuriyet:

MEB'den liselere yeni model: Hem ‘esnek’ hem ‘derin’

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Bursalı, 11 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Beka meselesini içeride yarattınız: parçalanmış toplum”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir kez daha, ama bu kez farklı açıdan, iktidarın durmadan ortaya attığı “beka sorunumuz var, mezara kadar Cumhur İttifakı” polemiğinin üzerine gitmek zorundayız. Önce bir saptama ile başlayalım: Bir ülke için en büyük “beka” sorunu parçalanmış toplumdur. Diyelim ki bir beka meselesi var. Yani ülke ve milletin yarını tehlikede! (İktidarın iddiası). Cumhurbaşkanı ve iktidar yandaşı, bu temel iddia üzerine birlik kurduklarını ileri sürüyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ama kurdukları birliğin niteliğini iktidar ve kendi partilerinin geleceği açısından irdelediğinizde, tek tek seçime girseler büyüğünün iktidara gelemeyeceği, Cumhurbaşkanı olarak hiç seçilemeyeceği ve Meclis’te çoğunluk partisi olamayacağı ortada.. Küçüğünü irdelerseniz, belki de bir zaman olduğu gibi, Meclis dışında kalma olasılığı var.

Yani ittifakları kendi iktidar olabilme beka sorunlarına öncelikle dayalı. Bu nedenle de mezara kadar ittifak şarkısı söylüyorlar.

Yine, iktidarda kalma sevdasının yarattığı ucuz polemikten bağımsız, diyelim ki bir “beka sorunu” var. O zaman bir beka sorunu millet ve ülke için vardır. Millet ve ülkenin yanında, bir parti var olmuş veya yok olmuş ne önemi kalır ki!

O zaman bu söylemi dile getiren iktidar ne yapar? Ülke ve milleti tehlikeye karşı kale gibi bir arada tutmak için elinden geleni yapar.

Parçalamak ve kamplara ayırmak için çalışmaz.

İktidar ve ittifakına bakıyorsunuz, kendisini desteklemeyen, iktidarına rakip olan partiyi veya partileri durmadan vatan hainliği ile suçlamaktan geri kalmıyor. On milyonlarca kitleye ve onu temsil eden siyasi yönetimlere vatan hainliği suçlaması bölücülüğün ta kendisidir ve iddia ettikleri beka sorununu yaratmanın da başlangıcıdır.

Üstelik, bu yalan yanlış ve insafsız söylemlerinize inanan sizlere oy vermiş bir kitle oluşturuyorsunuz; milleti parçalıyor, birbirinden nefret eden iki - üç parça yaratıyorsunuz. Geçmiş, tarih, var oluş, ülke, kuruluş, kurtuluş üzerinde zerre fikir birliğinde olunmayan bir ülkede, millet yoktur.  Bu iktidar, yandaşı ile birlikte birbirinden nefret eden bir toplum yarattı. Üstelik yandaşı silahlı külahlı. Karşısındakini öldürmeye hazır.

…***

Remzi Özdemir, 11 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “TÜRK-İŞ ve mobbing”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'de bir insanlık dramı yaşanıyor.Bütün dünyanın insanlık suçu kabul ettiği mobbing Türkiye'de adeta birilerinin sistematik silahı haline geldi.Bankacılık sektöründe yaşanan mobbingi 10 yıldır yazıyor, dikkat çekmeye çalışıyorum. Sadece yabancı ortaklı bankanın son bir yılda kanser, kalp krizi ve beyin kanamasından ölen personel sayısı 10'a yakın.Mahkemelerde onlarca mobbing davası var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Özellikle yabancı sermayeli bankalarda bu insanlık suçu öyle kolay işleniyor ki!Mahkemelerin bu konuda yeterli ceza yasaları olmaması nedeniyle sadece 8-10 bin lira para cezası uygulaması, bankaların "parayı verir mobbingi yaparım" demesine neden oluyor.Bankacılık sektörü çalışanları gerçekten mobbingi artık kader olarak kabul etmeye başladılar.Hemen hemen her üç bankacıdan birinin çekmecesinde anti depresan ilacı var.Çünkü bu baskı dayanılacak gibi değil.Cumhurbaşkanlığı'na giden mobbing şikâyetlerinin sayısı azımsanmayacak ölçüde.İktidar, mobbing konusunda ciddi bir adım atmıyor. Çünkü söz konusu olan bankacılık sektörü hassas bir dönem geçiriyor. İktidar bankaların çok kazanmasını ekonomik istikrar olarak görüyor.Böyle olunca da kimse bankalara hesap sormuyor.En önemli görev...İşte umudun tükendiği bir dönemde TÜR-İŞ'te ilginç bir sempozyum düzenlendi.Mobbing ile Mücadele Derneği ve TÜRK-İŞ'in ortak düzenlediği sempozyum, Türkiye için bir dönüm noktasıdır. Hüseyin Gün'ün vefatından sonra mobbing ile mücadeleyi soluksuz sürdüren Genel Başkan İlhan İşman'ın girişimlerine TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay tam destek verdi.Palet fabrikasının özelleştirmesine karşı verdiği mücadele ile dikkatleri çeken Atalay, mobbing ile mücadele konusunu TÜRK-İŞ'in en önemli görevleri arasına soktu.TÜRK-İŞ'in bu mücadeleye destek vermesi gerçekten çok önemli. İşçi Sendikaları Konfederasyonunun bu farkındalığı gündemine alması sadece bankacılık sektörü çalışanları için değil, eğitim ve sağlık sektörü çalışanları için de umut oldu.Çünkü 200 bin bankacının adeta kaderi olan mobbing, resmî kayıtlara göre eğitim ve sağlık sektöründe de görülüyor. Bu sektörde yaşanan mobbing olayları Mobbing ile Mücadele Derneği tarafından sadece kamuoyuna duyurulmakla kalmayıp, aynı zamanda resmî makamları da harekete geçiriyor. TÜRK-İŞ öncelikle çatısı altındaki sendikaları bu konuda eğitmeli. Çünkü sendikalar mobbing konusunda yeterli bilgiye de  hassasiyete de sahip değiller.Öncelikle sendikalar eğitilmeli. Sonra sendikalar vasıtasıyla üyeler yani mobbinge maruz kalan kişilere bu insanlık suçu ile mücadele etmenin önemi anlatılmalı. Mobbing ile ilgili yasalar elbette çıkmalı. Ancak ilk mücadele psikolojik taciz ile karşı karşıya kalan kişilerin dik duruşu ile sağlanır.Bunun için TÜRK-İŞ'ten insanların beklentisi çok büyük.Palet fabrikası ve kıdem tazminatı çıkışları ile farklı bir sendikacılık çizgisi ortaya koyan TÜRK-İŞ bu işi başarabilir.Şunu unutmamak lazım ki, mobbing ile mücadelede sendikaların büyük önemi var. Bu işi ancak sendikalar çözebilir. Bunun için bankacılık sektörü çalışanlarının mutlaka e-devlet üzerinden, korkmadan bir sendikaya katılmaları lazım.

…***

Hüseyin Likoğlu, 11 Şubat tarihli Yenişafak gazetesinde, “Bekâ endişesi iyidir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye 31 Mart seçimlerine doğru hızla yol almaya başladı. Siyasi partiler aday listelerini 19 Şubat’ta YSK’ya teslim edecek. Erdoğan’ın Sivas’tan verdiği mesajlara bakılırsa muhalefet bu topa girmek istemese de seçim süreci bu bağlamda devam edecek. Muhalefet bu topa girmek istemese de derken, hem Meral Akşener’in, hem de Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun bunun bir yerel seçim olduğu, genel iktidarı etkilemeyeceği şeklinde birbirinin kopyası açıklamaları var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Belli ki bir akıl onlara, “Bu seçimi genel seçim havasına dönüştürürseniz kaybedersiniz” demiş. Ancak CHP’de erken öten bazı horozlar, bu stratejiyi bozmuş gibi görünüyor. Zira CHP’nin bazı sözcüleri, 31 Mart’ı çoktan genel seçim havasına dönüştürdü.

Peki, gerçekten bir bekâ tehdidiyle karşı karşıya mıyız, seçimlerin neticesi bekâ sorunumuzu olumsuz etkiler mi? 2.5 yıl önce 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini yaşamış bir toplum olarak, bu sorunun cevabı çok basit. Evet, bekâmız tehdit altında. Asıl sorun ise bizim böyle düşünmemize neden olan muhalefet anlayışı. Türkiye 40 yılı aşkındır terör örgütleriyle özellikle PKK ile mücadele ediyor. Bu süre zarfında onlarca seçim yapıldı. Hiçbir seçimde “Acaba seçim neticesinde terör ile mücadelede bir zafiyet olur mu” diye bir endişe içinde değildik. 15 Temmuz’dan sonra bu endişe hepimizi sarmış durumda. CHP’ye oy veren insanımızda bile bu endişe var.

Niye böyle bir endişe oluştu? Çünkü CHP ve İyi Parti’yi bir araya getiren, hatta HDP’yi de gizli ortak yapan unsur, toplumu endişelendiriyor. Nedir o unsur? AK Parti karşıtlığı ve Erdoğan düşmanlığı. İster kabul etsinler ister etmesinler, maalesef şöyle bir algı var: “CHP ve İyi Parti’nin, Erdoğan karşıtlığında FETÖ-PKK dâhil bir araya gelmeyecekleri kimse yok.” Ne yazık ki bunu bu örgütlerin tabanında görüyoruz. PKK da FETÖ de Erdoğan giderse kendilerine yönelik mücadelenin biteceğine inanıyor.

Bütün bunların dışında genel anlamda, “Bir bekâ meselemiz var mı?” diye baktığımızda, fazlasıyla var. İster seçim sürecinde, ister normal zamanda 15 Temmuz ve arkasındaki aklı görmeyenler veya görmek istemeyenler, bekâ endişemizin ana kaynağı olmaya devam edecekler. Hem bekâ kaygısıyla hareket etmek kötü bir şey değil ki. Tam aksine bekâ endişesi iyidir. Endişesi olmayanın geleceği olmaz.