Şubat 17, 2019 10:45 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: 15 bin terörist yaydılar, 700'ü kaldı

Cumhuriyet:

Tanzim satışların ardından marketler de bazı ürünleri zararına satışa başladı

Karar:

Kalın'dan 'FETÖ elebaşı iade edilecek' iddiasına açıklama: Bize ulaşan bir şey yok

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Soner polat, 16 Şubat tarihli Aydınlık gazetesinde, “Geleceğimiz, Adana mutabakatında”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Suriye gündemli üçlü Türkiye-Rusya-İran 4’üncü Soçi Zirve’si (14 Şubat 2019) kritik konularda anlayış birliği sağlanması açısından son derece önemliydi. Zirve başarılı bir şekilde sonuçlandı. Verilen demeçlerden tam bir uzlaşma sağlanmasa da üç ülkenin hassas konularda aralarındaki mesafeyi kapattığını anlıyoruz. Bu da gelecek için umutları yeşertiyor.Soçi’den gelen en önemli mesaj, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Geleceğimizi, 1998 tarihli Adana Mutabakatı çerçevesinde değerlendiriyoruz!” sözleri oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu sözleri önümüzdeki dönemde Suriye ile yepyeni bir döneme girileceğinin habercisi olarak yorumlayabiliriz. Alt düzeyde kurulan temasların kısa süre içinde üst düzeyde devam edeceği anlaşılıyor. Zirve’de Rusya’nın ve özellikle İran’ın, Ankara-Şam ilişkilerini düzeltmek için yoğun bir gayret sarf ettiğine tanık olduk. Bilindiği üzere Moskova ve Tahran, Şam’la yakın bir işbirliği ve dayanışma içinde Suriye’de faaliyet gösteriyor.

Buradaki en büyük eksiklik, Türkiye ve Suriye arasındaki güven bunalımıdır. Ankara-Şam ilişkilerinin yeniden canlandırılması iki ülkenin de yararına olacaktır. Eğer Ankara Şam ile kucaklaşırsa, Astana sürecinin etkinliği en az üçe katlanacaktır. Ayrıca böyle bir gelişme sonrasında Suriye sahnesinde bütün kozlar, Astana ortaklarının eline geçecektir. Adana Mutabakatı çerçevesinde bir masanın etrafında toplanmak sadece teknik bir takım konuların görüşülmesi anlamına gelmez. Böyle bir iradenin devlet çapında ortaya konulması, aynı zamanda Suriye ile yeniden sıcak ilişkilerin tesis edilmesi için güçlü bir adım olur.

Rusya açısından öncelikli gündem olan İdlib sorunu da masaya yatırıldı. Putin net mesaj verdi: “Militanların saldırgan eylemleri cezasız kalmayacaktır. Askerden arındırılmış bölgeler geçici bir çözümdür. Sorun Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasıyla çözülür.” Ruhani tam bir anlaşma olmadığını dolaylı olarak ifade etti: “Teröristlerin temizlenmesi gerekiyor. İdlib’de anlaşmaya varmak için çabalarımızı iki kat artırmalıyız.” Cumhurbaşkanı Erdoğan ise şu konuların altını çizdi: “İdlib’de yeni insani dramların yaşanmasını istemiyoruz. Sükûnetin sağlanması için büyük çaba harcadık. Bölgedeki provokatif girişimlere karşı ortak mücadele etme kararlığımızı teyit ettik. Ortak bildiride ise şu husus yer aldı: “Liderler Heyet Tahrir’üş Şam (HTŞ) terör örgütünün bölge üzerinde kontrolü artırma girişimlerini reddederek bundan duyulan ciddi kaygıyı ifade etmiş, somut adımlar atma konusunda mutabık kalmışlardır.”

Soçi Zirve’si Suriye’nin geleceği konusundaki umut dolu mesajları ile gündemdeki yerini aldı. Liderlerin işbirliği ve dayanışma konusuna atfettikleri önem bu sürecin güçlenerek ilerleyeceğini gösteriyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Geleceğimiz Adana Mutabakatı’nda” sözleri Suriye ile buzların eriyeceğine dair görüşleri kuvvetlendiriyor.

…***

Şükran Soner, 16 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yüzbinlerle işsizlere, katrilyonlu vaatler...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başkan Erdoğan’ın televizyon yayın kanallarının tümünde birden canlı yayımlanan, çok kritik olduğu söylenen Bursa yerel seçimlerine, Cumhur İttifakı adaylarına destek içerikli konuşmasına takılıverdim.. Ayaz soğukta meydana toplanmış kalabalığa seslenişinde, çok uzun süreli trilyon ve katrilyonların geçtiği Bursa’ya yönelik hizmetlerinden kapı açmıştı.. Kimileri tamamlanmış, kimileri yarım kalmış, kimileri de çiçeği burnunda bir iktidarmışlar gibi gündeme yeni alınmış, yeni öncelikli projelerinden örnekler veriyordu..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Dinleyenlerden yanıt beklercesine, “Kaça patladı bilmiyor musunuz? Söyleyeyim öğrenin, bilmeyenlere siz anlatın..” içerikli cümleler kurduğu için dikkatimi çekmişti. Sosyal politikalar gündemli çok uzun soluklu gazetecilik yapmış olmama karşın, bol sıfırlı rakamları hiç ama hiç algılayamadığım, dudak uçuklatan yalan olanı ile gerçeğini asla tartamadığımdan olacak, bu kadar kapsamlı bir saydırmanın ısrarını kavrayamamıştım..

Soğukta, birkaç kuruşluk daha ucuza sebzeyi alabilmek uğruna, bir pazara, bir tanzim satış kuyruğuna, bir markete koşturan, kuruşları hâlâ milyonla açıklayan gariban vatandaşın neyi nasıl algılayabileceğinin şaşkınlığı ile dikkat kesildim.. Katrilyonlarla sayılan hizmetlerin örneğin karayollarına dönük Bursa’daki yatırımların yaşamlarındaki karşılığı ne olabilirdi? Sabah canlı yayını için dengelerin sallandığı söylenen Bursa’da hem Cumhur hem de Millet İttifakı’nın adaylarını eşit süreli arka arkaya çıkarmak üzere söz almış Fox’un yayınına takılmıştım..

Dudak uçuklatan bir hava kirliliği, trafik sıkışıklığı sorunu görüntülerine öncelikle tanıklık etmiştik. Söz verdiği halde sonradan Cumhur adayının katılmaktan vazgeçtiğini öğrendik. Belki de öğleden sonraki Erdoğan’ın mitingi için hazırlıklar ağır basmış, belki de bozulan dengeler içinde kıyaslanabilecek eşit ağırlıklı bir konuşmaya katılması sakıncalı görülmüştü.. Bilemeyeceğim ama göçmenlik bağları ile çok fazla yakınımın yaşadığı Bursa’da çok çarpık kentleşme, rant sorunları ile de bağlantılı, “Cennet Bursa” efsanesinin yıl yıl yıkılışının tanıkları içimi dağlıyor.. Geçen hafta varsıl sayılabilecek bir akrabam telefonda “Ne pişirebileceğimizi bilemez olduk. Her şey ateş pahası..” diye yakınıyordu.

Ya depremsiz bina çöküşlerine dönük yok sayılamayan haberlerini nasıl okumalı? İstanbul’un başka başka semtlerinden gelenler yetmiyormuş gibi, Türkiye’nin başka kentlerinden gelen, kendi kendine çökmek üzere olan binalara ilişkin gelen yeni canlı yayın haberleri. Bilemem canlı canlı tanıklık edilen, ölüm korkusunu galebe çalan haberlerin etkisini ölçemem..

Çok daha ürkütücü bir başka boyut.. Kartal’da bana göre hâlâ gerçek ölen sayısı ortaya çıkarılamamış binada, insanların canları ile katliamın gerçek sorumlularını, suçlularını saklama adına yapılan yapay yargılama operasyonları.. En kolayı ile günah keçisi seçmenin, asıl suçluları, toplumsal, siyasal sorumlulukları olanları saklama çabaları. Kaçak üç kat ile, en alt katın dengeleri yok edilerek üretim atölyesi yapılmasının, inşaat ruhsatlarının, rüşvetin, yandaş kirli çıkar ortaklıklarının asıl suçluları?..

…***

Ahmet Takan, 16 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Binali Yıldırım'ın temposu da sorun oldu...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sarayda görev yapan bir arkadaşımla oturduk konuşuyoruz. Gündemimiz 31 Mart mahalli seçimleri. O bana muhalefeti ben ona iktidar kanadını soruyorum. Adaylar üzerinden  yapılan değerlendirmelerden sonra konu tabii ki anketlere geliyor. Bir süredir dikkatimi çekiyor, iktidar kanadı bu seçimlerde anketlere nedense soğuk bakıyor!..Saray kaynağım, yaptırılan çok özel anketler ve sonuç rakamları ile ilgili sır vermedi. Cumhur İttifakı'nı genişletme çalışmaları da içinde bulundukları panik ortamını yansıtıyor aslında.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul, Ankara ve İzmir'de adaylardan kaynaklanan sıkıntılar hâlâ devam ediyor iktidar cephesinde. Saray kaynağım, Ankara'da Mehmet Özhaseki'nin, İzmir'de Nihat Zeybekçi'nin "yanlış aday" olduğu yargısının AKP içinde iyice yerleştiğini söyledi. Ağırlıklı olarak İstanbul'daki seçim çalışmalarından bahsetti. Gözlerini CHP'nin yaptığı ve yapacağı hatalara dikmişler. Her ayrıntıyı çok dikkatlice değerlendiriyorlar. "İstanbul" deyince söz Binali Yıldırım'a geldi. Yapılan bazı anketlerde Binali Yıldırım ile  Ekrem İmamoğlu arasındaki farkın 2 buçuk puana kadar düştüğünü belirtti. Onlara göre nedenin ne olduğunu sorunca da şu cevabı verdi;"Binali Yıldırım Bey seçime asılmıyor. İsteksiz çalışıyor. Sanki kazanmayı istemiyormuş gibi bir havası var. Binali Bey'i yakından tanıyanlar o bir yeri kazanmayı isterse nasıl çalıştığını, temposunu, nasıl asıldığını iyi bilirler. O Binali Yıldırım ile bugünkü Binali Yıldırım arasında çok fark var."Biraz daha kurcalayınca eski defterler açıldı, halen devam eden iç çekişmelerin İstanbul'daki seçim çalışmalarını olumsuz etkilediğini  kaydetti ve devam etti;"Binali Yıldırım'ın kapıştığı o Bakanı sen biliyorsun. Hâlâ etrafına 'merak etme Binali Yıldırım kazansa da İstanbul'u biz yöneteceğiz' diyor. Bunun bir yerde duyulmayacağını sanıyor ama öyle değil. Bu konuşmalar Binali Yıldırım'ın kulağına geliyor ve onu çok rahatsız ediyor."Gördüğünüz gibi parti içi kapışmalar sadece CHP'de yaşanmıyor. AKP'de sorunlar daha devasa boyutta. Ancak bir fark var; AKP içindeki kavgalar dışarı yansıtılmıyor, CHP'de ise malumunuz!..