Mart 03, 2019 10:53 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Yenişafak: Bakan Akar: Operasyon hazırlığı tamam, talimat bekliyoruz

Milli gazete:

Karamollaoğlu:Türkiye’nin her noktasında seçime giren tek partiyiz

Yeniçağ:

Kılıçdaroğlu; "Erdoğan ve partisi tükenmiş…"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Miyase İlknur, 2 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde "Yüksek anket-düşük banket"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere artık bir ay bile değil, tam tamına 30 gün kala bırakın hangi il ve ilçede kimin önde gittiğini, partilerin gösterdiği adayların kesin olup olmadığını bile bilmiyoruz. Partiler kimi yerde gösterdikleri adaya karşı örgütten ve seçmenden gelen tepkiler nedeniyle, kimi yerde genel merkezlerindeki bir kliğin çevirdiği dolaplar yüzünden aday değişikliğine gidiyor. Kimi zaman “Ay pardon biz o il ve ilçeyi ittifak yaptığımız partiye vermişmişiz” deyip adaylarını geri çekiyorlar."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bazen de YSK, adayın gerekli yasal koşulları taşımadığını, kesinleşmiş cezası olduğunu söyleyerek adaylığı düşürüyor. Neresinden bakarsan şaşkınlık, iş bilmemezlik ya da aymazlık. Aday adayları başvururken parti genel merkezleri o aday adaylarının hem yasal koşulları taşıyıp taşımadığına, hem de örgütte ve halkta bir karşılığını olup olmadığına ya da hangi il ve ilçe için ittifak yaptığı partiyle anlaşıp anlaşamadığına bakmaz mı? Daha adaylarını doğru dürüst belirleyemeyen, ittifak protokolünü bile zırt pırt değiştiren siyasal partilerin ülkeyi nasıl yönettiklerini ve yöneteceklerini bize göstermiyor mu? Liderleri kararsız, partileri kararsız bir ülkenin seçmeninin kararsız olmasından daha doğal ne olabilir? Siyasal partiler gibi anket şirketleri de seçimde tartıya çıkarlar. Çünkü onların da karne günü seçim zamanlarıdır. Hangi şirketin anketleri en az sapmayla sandık sonucunu tutturduğuna bakılıp not verilir. O nedenle anket şirketlerinin rekabeti de en az partilerin rekabeti gibi heyecanlı geçer. Tabii ciddi ve kurumsallaşmış, bir partinin piar ajansı gibi çalışmayan şirketlerden söz ediyoruz. Diğerlerini bu kategoriye katmak marka değerini düşünen ve anketlerini dünyada genel kabul görmüş ilkelere göre yapan şirketlere haksızlık olur.Her parti kendi oylarını yüksek gösteren anketleri açıklıyor, kendi oylarını düşük gösteren anketlere “Siz o anketlere kulak asmayın” diye seçmenine mesaj veriyor. Ancak kendilerini yüksek gösteren anketlere aldanmanın faturasının da çok ağır olacağını nedense hesap etmiyorlar. Çünkü parti tabanları kendilerini yüksek gösteren anketlere bakıp bir beklentiye giriyor, o beklenti gerçekleşmediğinde de hüsrana uğruyor ve parti yönetimine öfkesi de katmerli oluyor. O nedenle partilerin o yüksek anketleri çok dillendirmemesi kendi hayırlarına. Yüksek anketler sonra düşük banket sorunlarını doğuruyor. Bilindiği gibi yollarda üzerinde “Dikkat düşük banket” yazan trafik levhaları, yolun banketten yüksek inşa edildiğini ve kenara yaklaşınca aracın devrilme riski olduğunu anımsatır. Partiler de seçmenlerini yüksek anketlere şartlandırırsa 1 Nisan sabahı düş kırıklığına uğrayan taban, arabayı sarsar ve devirir. 

...***

Orhan Uğuroğlu, 2 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Erdoğan panikte..."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

""Olmuyor, olmuyor AKP ve MHP teşkilatları tabanda birlik ve beraberlik sağlayamıyor" diyen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın panikte olduğu kulislere yansıyor...Ankara ve İstanbul başta önemli Büyükşehirler ve illerde Cumhur İttifakı'nın ya da AKP adaylarının kaybedeceğini anket sonuçlarında gören Erdoğan bu kızgınlıkla sokağa, meydanlara çıkıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Öncelikle teşkilatlara moral vermek için, "anketlere güvenmiyorum" mesajı veriyor ki, "kaybediyoruz" havasına giren teşkilatlar heves ve hırslarını kaybetmesinler istiyor.

"Konsolidasyonu sağlayamadık"... Bu cümlesi ise AKP ile MHP teşkilatlarının kan uyumsuzluğunu ortaya koyuyor.

"Türkiye'nin bekası" cümlesine ise AKP ve de MHP teşkilatları inanmıyorlar ki... Bu sloganın yerel seçimde adayların kazanması için hiçbir olumlu etki yapmadığını AKP teşkilatları sahada çok iyi görüyorlar. Çünkü seçmenin derdi geçim bekası, yaşam bekası...

Evet, görüyorsunuz ne Recep Tayyip Erdoğan'ın ne de Devlet Bahçeli'nin umurunda değil halkın fakirliği, fukaralığı, işsizliği, enflasyon baskısı, yani geçim derdi...

Geçim mi, seçim mi? Sorun bakalım millete ne yanıt alacaksınız...

İlletmiş, zilletmiş etki yapmıyor seçmen üzerinde hele hele "bu yıl 9 ayda 2,5 milyon kişiye iş sağlayacağız" şeklinde balon vaatlere seçmen sadece gülüyor.

1 (BİR) evet sadece bir kişinin alınacağı işe 6 bin kişi başvuruyorsa bu, AKP'nin 16 yıllık iktidarının iflas fotoğrafıdır. Tanzim satışları, AKP'nin ekonomiyi dibe vurdurduğunun fotoğrafıdır. İnşaat sektörünün iflas noktasına gelmesi, ekonomik durgunluğun acı sonucudur. Konkordato ilanları, fabrikaların, ticaretin, sanayinin "bittik" ilanıdır.

Hiçbir yerel seçimde bu tablo ortaya çıkmamıştı ki, AKP'nin eski bakanı bu durumu değerlendirirken Erdoğan'ın, "teşkilatlardaki metal yorgunluğu" sözünü anımsatıyor ve diyor ki;

"10 milyon üyesi olan 17 yıllık AKP döneminin sonunda İstanbul'a Binali Yıldırım'ı, Ankara'ya Mehmet Özhaseki'yi, İzmir'e Nihat Zeybekci'yi aday göstermemiz yanlıştır. Erdoğan'ın yeni isimlere yer vermek yerine bu yorgun isimlere yer vermesi, AKP teşkilatlarını küstürdü. Hâlâ yorgun isimlere bel bağlamak büyük hata oldu." Anketler ki, geçmişte AKP'nin vazgeçilemez en önemli silahlarıydı ama bugünlerde en çok kızdıran seçim unsurları oldu.

...***

Cevher İlhan, 2 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, "“Anket sonuçları”na tepki…"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Daha önce her fırsatta anketleri nazara veren “iktidara ilişik medya” yorumcularının mahallî seçimler öncesinde tek kelime anketlerden bahsetmemeleri enteresan.Bu durum, “iktidar cephesi”nin anketlerde kaydettiği değerlendirmelerine sebebiyet verirken, en az üç anket firmasıyla çalıştığı belirtilen Cumhurbaşkanı’nın son süreçte “manipülasyon var” deyip anketlere atıfta bulunmaması dikkat çekici. Nitekim canlı yayında “Artık anketlere güvenim kalmadı” sözleri, durumun pek parlak görülmediğini ortaya koyuyor. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı anketlerden pek memnun değil. Zira anketlerde “iktidar cephesi”nin oy kaybettiği görülüyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Meselâ, 2014 yerel seçimlerde İstanbul’da 47.9 oy alan AKP 43.6’ya gerilemiş. Ankara’da oyları 44.8’den 36.30’a düşmüş. Yani anket sonuçlarına göre iktidar partisinin oyları yüzde 7-8 puan erimiş.

Hatta AKP ile çalışan iktidara en yakın anket şirketleri dahi, muhalefet adaylarıyla iktidar adaylarını başabaş göstermek durumunda kalıyor. Siyasetteki son durum bu.

İstanbul Kartal’da 21 vatandaşın can verdiği binanın çökmesi sonrasında “kötü ve sağlıksız kentleşme” sonucu 13 milyon binanın kaçak olduğu tesbitleri yapılıyor. Rant amaçlı 10-15 katlı apartmanlar yapılmasına, kontrolsüzlükle çürük kentleşmeye göz yumuldu. “İmar barışı” - “vergi affı” perdesinde vatandaşlardan para toplanarak yasadışı yapılar “yasallaştırıldı.”

Bu arada 31 Aralık 2017 öncesi binalar, kaçak yapılar düşük “yapı kayıt belgesi” bedeliyle kotarıldı. Uzmanlar, siyasî, idârî ve yargı denetimsizliğiyle riskli ve yıkım tehlikesi olan on milyon binanın olduğunu belirtiyorlar. Ne var ki bu “rant süreci”nin de fiyaskosu üzerine bu kez yeniden “kentsel dönüşüm” paravanında yeni rant alanlarının açılması sinyalleri çakılıyor.

“Bu şehre ihânet ettik, hâlâ da ediyoruz, ben de bundan sorumluyum” hayıflanmasıyla yakınıp şehirlerin betonlaştırıldığını itiraf eden Cumhurbaşkanı, şimdiye kadar “dikey yapılaşma” sorumsuzluğunu işleyen TOKİ’nin artık “yatay yapılaşmayı” esas alacağını söylemeye başladı. (TRT, 3.2.19)

Vakıa şu ki yatırım, üretim - imâlat ve sanayiden yoksun “rant ve inşaat ekonomisi”yle kısa sürede “köşeyi dönme ve zenginleşme” uğruna şehirlerin yapısı bozduruldu.

Sosyal devlet gereği geliri düşük vatandaşlara devletin ev yapması için kurulan TOKİ âdeta “müteahhit tekeli” olmuş. Bu vartada sanki on yedi yıldır iktidarda değillermiş gibi bu kez “kentsel dönüşüm” paravanında ilgili bakan ve yetkililer, her fırsatta “kentsel dönüşüm”le milyonlarca binanın yıkılması gerektiğini söylüyorlar.

Kısacası, “kentsel dönüşüm”le yeni bir rant tezgâhına ortam oluşturuluyor…

İşsizlik yüzde 12.3 olarak açıklandı. Genç işsizler yüzde 19’dan 24.3’e çıkmış. Üniversite mezunlarından işsizlik oranı son altı ayda yüzde 50 artmış. Ancak iş aramaktan umudunu kesenler ve gizli işsizler de eklendiğinde gerçek işsizliğin yüzde 30’ları aştığı kaydediliyor.