Mart 10, 2019 11:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu: Üretenin beka sorunu olmaz

Yenişafak:

Bahçeli seçim gezilerine başladı

Yurt:

Erdoğan'dan Akşener'e hapis tehdidi: Sen de düşebilirsin

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Sabahattin Önkibar, 9 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “AKP İstanbul’u kaybederse bunlar olur”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu seçimin merkez üssü İstanbul’dur. Peşi sıra, Ankara, Bursa, Adana, Antalya ve Mersin sonuçları izlenecek.Malum son belediye seçiminde İstanbul, Ankara, Bursa ve Antalya’yı AKP; Adana ile Mersin’i MHP kazanmıştı.31 Mart seçimlerinin sebep olabileceği siyasi sonuçlara gelince?AKP, İstanbul ile Ankara’yı alırsa kesin galip sayılır ve yoluna güçlenerek devam eder.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidar eğer Ankara ile Bursa’yı kaybederse bunun anlamı mağlubiyettir ama yine de kıyamet kopmaz.

MHP, Adana ve Mersin’den birini alırsa durumu idare edebilir lakin ikisini kaybederse partide gelecek kaygısı uç verir.

Ve gelelim İstanbul’a

AKP, şayet Ankara ve Bursa’nın yanı sıra İstanbul’u kaybederse bunun anlamı kendisi için kıyametin kopmasıdır. Zira böyle bir kayıp hem partiden büyük kopuşlara neden olur. Hem ülkeyi yönetmekte çok zor bir döneme kapı açılır. İstanbul’un kaybı ayrıca erken seçimi Türkiye’nin gündemine oturtur ve ekonomik kriz derinleşir. Keza böyle bir sonucun dışarıdan para bulmaya kadar pek çok noktada olumsuz etkileri olur ve AKP iktidarı adım adım tükenişe gider. İşe bunun içindir ki Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimlerine ama özellikle de İstanbul’a çok asılıyor. Devlet ve millet mitingleri! Ölçü anketler değil, mitinglermiş! Pardon ama hangi mitingler? Kamu çalışanlarını ve hatta imam hatip okullarını paydos edip kalabalıklaştıran mitingler midir ölçü? Onlar millet değil, devlet kalabalığıdır. Ayrıca hepimiz biliriz günümüzde mitinglere keskin partililer gider, halk gitmez. Meydanlar ve mitingler televizyon öncesi dönemlerde ölçüydü, bugün değil. Bütün dünyada hala seçim öncesi temayül bildiren yegane metot anketlerdir. Kim ondan şikayet ediyorsa biliniz zordadır..

Çin füzesi gibi olur mu? Tayyip Erdoğan’ın Rusya’dan S-400 füzelerinin alımı iptal edilecek spekülasyonlarına karşı söylediği, "Biz tükürdüğümüzü yalamayız" açıklamasına Türkiye vatandaşı olarak sevindik. Ancak buna rağmen emin olamıyoruz, niye mi?

Hatırlayın yakın geçmişte, Çin füzelerini üstelik teknolojisi ile beraber alıyorduk. Ama son dakika ABD bastırınca vazgeçmiştik..

Keza, Papaz Brunson ve Alman vatandaşı Deniz Yücel için Tayyip Erdoğan’ın iade edilmeyecekleri konusunda kesin ve bağlayıcı sözlerine rağmen tam tersi olmuştu. Buradan hareketle S-400’ler teslim edilene kadar kuşkumuz sürecek.

…***

Arslan Bulut, 9 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Beka sorununa kim yol açıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP genel başkan vekili Numan Kurtulmuş, yerel seçimleri beka meselesi olarak gördüklerini ancak bu söylemin özellikle CHP'lileri rahatsız ettiğini söyledi ve "Bu millet, önceki seçimlerde olduğu gibi AK Parti'ye, Recep Tayyip Erdoğan'a sahip çıkarak, yerel yönetimler seçimleri olmasına rağmen oyunu, istikametini ve geleceğini belirleyecek Allah'ın izniyle." dedi. Bu ifadelerden, AKP'nin yerel seçimleri, Tayyip Erdoğan için bir referandum gibi gördüğü anlaşılıyor!Bu tartışmalardan bağımsız olarak düşünelim ve "Türkiye'nin bir beka sorunu var mıdır?" diye soralım”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

...Beka sorunu vardır ama sorunun kaynağı, doğrudan doğruya AKP iktidarının 17 yıldır uyguladığı iç ve dış politikadır. İç politikada, başlangıçtaki ılımlı tutum terk edilmiş ve halkın kutuplaştırılması ve birbirine düşman haline getirilmesi, "kendi seçmenini konsolide etmek" için bir seçim kazanma aracı haline getirilmiştir. Uygulanan ekonomi politikası, Türkiye'nin toplam millî gelirinin üçte ikisi kadar borçlanması ile sonuçlanmıştır.Tarım üretimi, ABD ve AB baskısı ile sınırlandırılmış, tarıma dayalı sanayi, Amerikan şirketlerine terk edilmiştir. Şeker fabrikalarının satılması, ABD dayatmasının sonucudur.Dış politikada ise AKP iktidarı, "ABD'nin İslam dünyasındaki Truva atı" gibi davranmış, gerek sığınmacılar sorunu gerekse Türkiye sınırında PKK/PYD devleti kurma girişimiyle bumerang gibi dönerek Türkiye'yi vurmuştur. Tehdidin NATO'dan ve ABD'den geldiği ve geleceği anlaşıldığından, Rusya ile iyi ilişkiler kurulmaya ve S-400 füzeleriyle Türkiye'nin hava savunması için önlemler alınmaya çalışılmışsa da yeni askerlik sistemi ile bu çabalar örtüşmemektedir.Türkiye'nin beka sorunu varsa, ordu mevcudu neden 350 bine düşürülmüştür? Türkiye'nin beka sorunu varsa, Anayasa'daki eşitlik ilkesini yıkarak bedelli askerlik neden daimi hale getirilmiştir. Türkiye'nin bekasını paralı askerler mi koruyacak? Yoksa askerlik bir vatan hizmeti midir?Diğer taraftan, iktidara yakınlığıyla bilinen ANAR Başkanı İbrahim Uslu, halkın birinci gündeminin yüzde 76,5 ile ekonomik kriz olduğunu söyledi. Uslu, "Beka dahil diğer tüm sorunlar, yüzde 5'in altında kalıyor. İktidarın sürekli beka vurgusu yapması, elinde başka koz kalmamasından kaynaklı... Aslında referandumda, son genel seçimlerde işe yaradı. Ama bu süreç uzadıkça, vatandaşı buna inandırmak artık kolay değil. Erdoğan'ın 'zillet ittifakı' söylemi de vatandaşlar arasında kendine çok yer bulan bir söylem değil. Kendi seçmeni bile buna inanmıyor." dedi. Türkiye'de halkın birliğini sağlamak, beka için şart. Peki halkın birliğini kim sağlar?Anayasa'nın 104'üncü maddesine göre "Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder." Cumhurbaşkanı ve partisi, yerel seçimleri kendilerinin beka sorunu olarak görür de milletin bir kısmının oylarını "konsolide etmek" için çalışır ve karşıda yer alan ittifaka da "zillet ittifakı" derse, asıl bu durum bir beka sorunu oluşturmaz mı?

…***

Akif Beki, 9 Mart tarihli Karar gazetesinde, “Arınç bombasına manidar tekzip” başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“Sözcü’nün ‘Arınç Bombası’ manşetine günler sonra yalanlama geldi Bülent Arınç’tan. Özhaseki’nin kapalı toplantısında yaptığı değerlendirmelerin bağlamından koparılarak ve çarpıtılarak dışarı sızdırılmasından şikayetçi. Hani ‘beka diye bir sorun yok, nereden çıktı’ eleştirisiyle öne çıkarılmıştı. ‘Beka’ söylemiyle seçmeni oy vermeye ikna etme stratejisini yanlış bulduğu şeklinde yansıtılmıştı sözleri.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Böyle bir özeleştiri getirip getirmediği gibi detayları açıklığa kavuşturmuyor,  esasa girmeden usulden reddediyor haberi.

Fakat uzun tekzip metninde bir cümle dikkatimi çekti. Araya öyle kritik bir uyarı sıkıştırıyor ki, yalanlarken haberin özünü doğruluyor aslında. Bütün siyasi yaşamı boyunca ‘pozitif propaganda’dan yana olduğuna dair bir gönderme... Yani ‘negatif propaganda’yı onaylamadığını teyit ediyor. AK Parti’nin de başlarda karşı olduğu propaganda biçimi bu. ‘Kara propaganda’ ya da ‘çamur siyaseti’ diye sıklıkla kötülendiğini hatırlarsınız. Eski Türkiye’nin hastalıklı alışkanlıklarından biriydi ve siyaseti bu seviyesizlikten kurtarmayı başarmak en büyük övünçleri arasındaydı partisinin. Arınç’ın, kamuoyu önünde partisiyle çelişiyor, seçim stratejisini tartışmaya açıyor görünmekten kaçınması anlaşılabilir. Yine de negatif propagandayı tasvip etmediğini kayda geçirmeyi ihmal etmiyor. Anahtar sözcük, negatif propaganda. Lafı uzatmadan çok şey anlatan bir kavram. Rakibi kötü göstererek ona oy vermemeye çağırmak böyledir. Kendini sevdirmek yerine halkı karşıtına düşman etme, kin ve nefret besletme yöntemi bu türdendir.

İzlediği siyaseti millete beğendireceğine, öfkeyle doldurup muhalifine karşı kışkırtmaya uğraşmak gibi...Kendisine çekeceğine, rakibinden soğutup kaçırtmak gibi... Zıddı ise alternatifini karalamadan, çamur atmadan, düşmanlaştırmadan, ‘o kötü olduğu için beni seç’ demeden kampanya yürütmektir.

Daha iyi bir seçenek bulunmadığı için kötünün iyisiyle idare etmeye mecbur, sana mahkumlarmış duygusu uyandırmadan taraftar toplamaktır. Kerhen değil severek desteklenecek, zorunluluktan değil koşa koşa tercih edilecek bir seçenek olarak partisini sunmaktır. Kendi üstünlüklerini, doğru taraflarını tanıtmaktır, neden seni seçmeleri gerektiğini olumlu bir dille ortaya koyarak oy istemektir. Eskiler ilkine menfi, ikincisine müspet propaganda derdi bunun. Biri uzaklaştırmaya, diğeri yakınlaştırmaya dayanır. İçine neler sığmıyor ki... Mesela, ‘ben gidersem teröristler gelir’ retoriği, menfi tarza giriyor. Ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiği.