Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Yüzde 3 küçüldük
Cumhuriyet:
Erdoğan 'Başkanlık ile uçacağız' demişti... Çakıldık
Yeniçağ:
Binali Yıldırım: "Beka tartışması yerelde gündem olmamalı"
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Abdülkadir Özkan, 11 Mart tarihli Milli gazetesinde, “Siyaseti çirkinleştirmek siyasetçiye zarar verir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ömrüm boyunca pek çok seçim kampanyası yaşadım. Son 50 yıllık dönemdeki seçimleri de bir gazeteci olarak yakından izledim. Zaman zaman kampanyaların sertleştiği oldu, hatta çirkinleştiğine de şahit olduk. Ne var ki, bu yönde işler giderek çekilmez hale geliyor. Bir bakıma insan siyasetten soğuyor. Bu arada tarafı olduğunuz siyasi partiye karşı bir de yalan kampanyası sürdürülüyorsa, insan öfkeleniyor. Çünkü seçime girmeye hak kazanmış partiler ve seçime girmelerinde hukuki bir engel bulunmayan başkan adaylarının aynı şartlar altında yarışı sürdürmesi gerekir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu bir haktır. Siyasi rekabet ve koltuk uğruna bazı siyasilerin kendileri dışındakileri hain ilan etmesi, teröristlerle aynı safta tutması, kısacası kendi iktidarlarının devamı uğruna hiçbir hak, hukuk tanımayışları, sadece kendilerinde hak olarak görmelerinin makul bir izahı yoktur. En azından ben izah bulmakta güçlük çekiyorum.
Bu noktada özellikle AK Parti-MHP ittifakı dışında kalan partilerin Kandil’in emrinde olduğunun ilan edilmesi bir siyasi yarışı daha baştan hukuk dışına itiyor. Özellikle Cumhurbaşkanı’nın CHP-İP ve HDP’nin ittifak halinde olduğu, kıyısından köşesinden Saadet Partisi’ni dâhil etme gayreti ve söylemi, bunların birlikte Kandil’den talimat aldıkları yönündeki iddiaları ister istemez insaf denen duygunun yitirildiğini düşündürüyor. Çünkü Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu hiçbir parti ile ittifak halinde olmadıklarını, bütün seçim bölgelerinde kendi adayları ile seçime girdiklerini sıkça açıklamasına rağmen aynı iddiaların sürdürülüyor oluşu, hatta buna bir de bazı yandaş gazetecilerin çanak tutması inanın 50 yıllık severek yaptığım mesleğimden soğumama sebep oluyor.
Unutmamak gerekir ki ister genel, ister mahalli seçim olsun tüm partilerin sandıktan çıkan sonuca rıza göstermesi, sandığa atılan her oyu da içine sindirmesi gerekiyor. Bana verilen oylar iyidir, benim dışımdakilere verilen oylar hainlere gider mantığı gerçekten inanılarak savunuluyorsa o vakit seçim yapmanın bir anlamı yoktur. Tüm bunları söylerken siyasilerin birbirlerini eleştirmelerine karşı değilim. Eleştiri, yalan ve iftiraya dayanmadığı, projeler bazında olduğu sürece mutlaka yapılmalı. Her parti kendi yanlış ve eksiğini görmelidir. Ama seçime girmiş partilerin bazılarına verilen oyların terör destekçilerine gideceği ileri sürülüyorsa, o zaman o partilere oy veren seçmenler de terör destekçiliği ile itham edilmiş olmaz mı? Kısacası, siyasilere düşen iş kendilerini ve ne yapmak istediklerini topluma anlatmalarıdır.
...***
Cahit Armağan dilek, 11 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erdoğan kaybediyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye seçim sathı mahallinde. 31 Mart'ta yerel seçim var.AKP'nin seçim beyannamesinde şehir planları, altyapı ve ulaşım, kentsel dönüşüm, akıllı şehirler, çevreye saygılı şehirler, sosyal belediyecilik, yatay şehirleşme, halkla birlikte yönetim, tasarruf ve şeffaflık, değer üreten şehirler başlıkları yer almıştı.Ama yaşanan seçim gündeminin yerel seçimle ilgisi yok.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Genel seçim havası var. Türkiye, iki ittifaka ayrılmış sadece bu ikisi yarışıyormuş algısı yaratılıyor. Erdoğan'ın seçim mitinglerindeki söylemlerinin AKP'nin seçim beyannamesiyle yakından uzaktan ilgisi yok.Yok, çünkü 16 yıllık AKP iktidarında o beyannamede yazanların neredeyse hepsinin tersi yapıldı. Şehircilik adına betonlaşmadan başka bir şey ortada yok. Onun için de yerel seçim stratejilerini yerel yönetimle yakından uzaktan bağlantısı olmayan beka konusunun üzerine oturttular.Genel seçim havası verdiler. En azından 24 Haziran'da aldıkları oyu konsolide etmeyi hedeflediler.Tam bunu yaparken ekonomik kriz tabiri yerindeyse patladı. Tanzim satışlar devreye girdi. İktidar bunu da dış güçlere, terör yapılanmalarına bağlamayı denedi ama mızrak çuvala sığmıyordu. Tencere iktidarı sarsıyordu. Gerçek buydu.Dikkat ettiyseniz tanzim satışlar da gündemden düşüyor. Çünkü yokluğu varlık diye, daha sonra katmerli zam olarak geri dönecek zararına tanzim satışlar yani pahalılık, ucuzluk diye satılmaya kalkıldı ama tutmadı. Tutmaz çünkü milletin aklıyla alay etmek oluyor.Tutmaz çünkü AKP yerel seçim beyannamesine bakarsanız insan ve insana saygıya dair pek bir şey bulamazsınız. Bu durum seçim söylemlerine de yansımış durumda. Kendi seçmenini konsolide etme adına toplumun yarısından fazlasını oluşturan diğerlerini ötekileştirme ve 40 yıldır terörle mücadele eden Türk milletinin en hassas olduğu terör konusunda ima var.İnsanı, insana saygıyı merkeze almayan bir anlayışın bu devirde genelde ve yerelde başarılı olması mümkün değildi. Öyle de oluyor.Erdoğan yönetimi yerel seçimi genel seçim ortamına dönüştürerek seçimi kazanma adına hatalı ve riskli bir hamle daha yaptı. Erdoğan adeta kendisini ortaya koydu. Cumhur İttifakı adına sanki her seçim bölgesinde Erdoğan seçime giriyormuş gibi bir kampanya yürütülüyor. Erdoğan'ın şehir şehir gezmesinde ve söylemlerinde beka ve terörle mücadeleyi öne çıkaran söylemlerinin yanında şehirlerin sokaklarını adım başında süsleyen Erdoğan posterlerinden bahsediyorum.16 Nisan anayasa değişikliklerinin 24 Haziran seçimiyle fiilen yürürlüğe girmesiyle tüm kurumlar Cumhurbaşkanına bağlanmıştı. Tüm politikaların belirlenmesi ve her seviyedeki bürokratın atanması da tek bir kişinin yetkisinde toplandı.Atanmışlar için durum böyleyken şimdi görüyoruz ki seçimle gelenler için de aynı durum söz konusu olacak. Ankara'dayız. Diğer şehirlerde de öyle olduğunu öğrendik. Bütün ana cadde ve bulvarlarda adım başında Erdoğan posterlerini görüyorsunuz. Bunun sağlıklı bir kampanya olmadığını söylemeliyim. Her saat TV'lerde gördüğün kişiyi sokaklarda da sürekli görmek ters etki yaratacaktır, yaratıyor da.Yerel seçimlerde adayın profilinin önemli oluğunu herkes bilir. Ama Erdoğan sanki kendisi belediye başkan adayıymış gibi bir kampanya yürüterek adaylarının donanımlı, yeterli, nitelikli olmadığını da deşifre etmiş olmuyor mu?
...***
İsmet özçelik, 11 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “CHP’den AKP’ye destek” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim yaklaştıkça AKP geriliyor. Ekonomik krizin “şokundan” korkuluyor. Oylar düşerse sonrası tartışılıyor. AKP kulislerinde konuşulanlar özetle şöyle: Reis’in gücü azalır. Partiyi kontrolü zorlaşır. Kopuşlar olabilir. Önümüzdeki 4,5 yıl işkenceye dönüşebilir. 5 yıllık süre doldurulamayabilir. Bugüne kadar her seçimde gördük. AKP ne zaman sıkışsa imdadına hep CHP yetişti. En son 24 Haziran seçimleri ortada. Cumhurbaşkanlığını 1. turda Erdoğan’a hediye etti. Şimdi yine aynı yolda.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP’nin durumu, Erdoğan’ın anketleri eleştirmesi, MHP ile ittifakın istenilen noktada olmadığını söylemesi, CHP’lileri cesaretlendirmiş görünüyor. Düşünün; birisi “Bizim oy Kürdistan’a” diyor. CHP’li başkan adayı, “Bize verecek demektir” karşılığını veriyor. Bu nerede yaşanıyor? Türkiye’nin en batısında. Edremit’te. Mikrofon açık kalınca herkes duyuyor. Olay sonrası CHP’lilerle görüştüm. Aralarında yönetici olanlar da var, sıradan CHP’li olanlar da. Önemsemediler, tepki göstermediler. Son dönemde adım adım dönüştürüldü. CHP, “iflah olmaz” noktasında.
Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü” kritik bir hamleydi. Taşlar tek tek döşendi. Hedefe yaklaşınca HDP yöneticileri ile kol kola girildi. Yürüyüş tamamlandıktan bir gün sonra, (10 Temmuz 2017) “Adalet Yürüyüşü’nün sonuçları” başlıklı yazımda şunları belirtmiştim:
“... 25 günlük “Adalet Yürüyüşü”nden çıkardığım sonuçlar özetle şöyle:
CHP’de, PKK ve FETÖ hassasiyeti törpülendi. Hassasiyet yönetim kademelerinde sıfırlanırken, tabanda da azaldı.
Zaten plan da buydu. CHP ile PKK/HDP’yi yan yana getirmek. Şimdilik belli ölçüde yol alındı. CHP tabanı PKK ve FETÖ ile ittifaka ısındırıldı...”
Yani operasyon başarılı..! Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü” önümüzdeki dönemde daha çok tartışılacak. Yürüyüşün asıl sahibi elbette eninde sonunda açığa çıkacak. ABD gelişmelerden memnun. Özel sohbetlerde bunu açıkça dile getiriyorlar. 31 Mart sonrası planları için “umut” olarak görüyorlar. Operasyon başarılı. Ama CHP için aynı şeyi söylemek zor.
Türkiye’nin gündeminde birinci sorun ekonomi. Ama ikinci sorun hala terör. Yani PKK/HDP ve FETÖ. CHP’nin tavrı kaygı yarattı. AKP’den uzak duran MHP seçmeni ittifaka yöneldi. Bu Erdoğan’ın mitinglerine de yansımaya başladı. CHP-PKK/HDP ittifakı AKP’ye destek oldu.