Mart 13, 2019 11:09 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: S-400 eğitimi alacak personel belirlendi

Cumhuriyet:

Bahçeli'den Yavaş'a: Adaylıktan çekil

Milli gazete:

Ünlü iktisatçıdan 2019 yılı için korkutucu açıklamalar

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Abdulkadir Selvi, 13 Mart tarihli Hürriyet gazetesinde, "Mansur Yavaş hakkındaki iddianame seçimi nasıl etkileyecek?başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" SEÇİMLERE az bir süre kala hakkında iddianame düzenlenen CHP Ankara büyükşehir belediye başkan adayı Mansur Yavaş’ın basın toplantısını izledim.Yavaş’ın yanında CHP’den Haluk Koç ile İYİ Parti’den Aytun Çıray vardı. Mansur Yavaş hakkındaki iddiaları reddetti. Sahte senet işinin mağduru olduğunu savundu. Necmettin Kesgin hakkında “Bu şahıs, resmi evrakta sahtecilik, şantaj suçlarından hapis cezası almış bir suçludur” dedi. Açıklamasını yaptıktan sonra ayrıldı, soruları yanıtlamadı. Yanıtlasa daha yararlı olurdu."diye yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mansur Yavaş’ın açıklamalarıyla yetinmedim, Necmettin Kesgin’in de katıldığı A Haber’deki tartışma programını dikkatli bir şekilde izledim. Necmettin Kesgin ile Mansur Yavaş arasında sonuçlanan dava dosyalarını inceledim. Tartışmanın hukuki boyutuna değinmeyeceğim. Çünkü yürüyen bir hukuki süreç var. Ben işin siyasi boyutuyla ilgiliyim. Bu seçimlerde iki yer çok önemli. Biri İstanbul, diğeri Ankara. Necmettin Kesgin tarafından 2017 yılında yapılan suç duyurusu, seçimlere 18 gün kala Yavaş hakkında iddianameye dönüşürse kamuoyu bunu nasıl değerlendirir, ona bakmak lazım. Seçmenler bunu hukuki bir sorun olarak mı görecek, yoksa siyasi bir mühendislik olarak mı değerlendirecek? Mansur Yavaş’a duyulan güven sarsılacak mı?

Mansur Yavaş siyasi bir kişilik olduğu için olayları onun üzerinden değerlendiriyoruz. Ancak bir de ‘resmi belgede sahtecilik, şantaj ve özel hayatın gizliliğini ihlal’den 6 yıl 6 ay 6 gün hapis cezasına çarptırılan Necmettin Kesgin diye birisi var. Mansur Yavaş’ın “Bana sahte imzayla 600 bin dolarlık senet verdi” diye dava ettiği kişi.

Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi, Gazi Üniversitesi’nin açtığı dava üzerine 2016/270 esas ve 2016/511 sayılı kararı ile Kesgin’i resmi evrakta sahtecilik suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmış. Denetimle serbestlik kapsamında ceza 5 yıl ertelenmiş. Eğer 6 yıl 6 ay 6 günlük hapis cezası onanırsa Kesgin ilave olarak bu cezayı da yatacak.

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kopya çekerken yakaladığı öğrencisi tarafından öldürülen Ceren Damar Şenel’i hatırladınız değil mi? Ceren Hoca’yı katleden kişi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi Hasan İsmail Hikmetbir dönem sonra mezun olacak ve bir hukuk adamı olarak adalet dağıtacaktı. Eğer sahte belge düzenlediği tespit edilmese Necmettin Kesgin de aramızda şimdi bir hukuk adamı olarak yer alacaktı. Siyasetin tozu dumanı arasında görmediğimiz bu.

Bu seçim kampanyası hepsinden farklı olarak başlamıştı. Projelerin konuşulduğu, adayların polemikten kaçındığı bir kampanyaydı. Öyle ki çevre ve ses kirliliğine neden olmamak için bayrak ve posterlerin asılışına bile sınırlama getirilmiş, sosyal medya kampanyaya damgasını vurmuştu. Nereden nereye geldik. Sosyal medyanın etkili olduğu ancak aynı zamanda sosyal medyanın kirlettiği bir seçim sürecini yaşıyoruz. Sosyal medya bir çöpe döndü adeta. Başı sonu kesilen videolarla algı operasyonları yapılıyor. Oysa halkımız 31 Mart’tan sonra kendisine daha iyi hizmet vereceğine inandığı kişileri seçmek istiyor. Ama sosyal medya seçim sürecini saptırıyor, kampanyayı kirletiyor.

...***

Bekir Coşkun, 13 Mart tarihli Sözcü gazetesinde, " Hadi zillet!.."başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hiç tanımadığı insanların acısına-yardımına koşardı millet… Arabanın kontağını kapat, geçenlere “Bir ittiriverin kardeş” de… Sesini çıkartmazsan gideceğin yere ittire ittire götürürlerdi adamı… Kazara kaldırımda biri yere yığılsın… Otuz kişi birikir, oracıkta teşhis konulur, kıpırdatma riski falan demeden kolunu, boynunu kırıp kaldırırlardı adamı ayağa… Boş bir tabutu çıkartsaydınız mesela… Kimdir, nedir, necidir demeden koşup girerlerdi altına… İtiraz eden çıkmazsa bulvarda üç tur atardı rahmetli…  Böyleydik…"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ama nefret bulaşıcıdır… “Kavga ede ede başardığını” açıklamış bir Cumhurbaşkanı var… Ve devam ediyor… Şimdi yerel seçimlere gidiliyor… AKP'den kopması beklenen oyları ürkütmemek için muhalefet “beka” kelimesini ağzına almamaya çalışsa da, bence bu yerel seçimler “yerel” olmaktan çıktı… Tüm ülkenin tarafsız Cumhurbaşkanı olması gereken arkadaş, meydanlara düşmüş, kendi partisinin ittifakına oy istiyorsa… Öbür partileri ya “FETÖ” ya “PKK” sayıyorsa… Muhalefet “hain” ise… Ciddi rakip görmeye başladığı Meral Akşener'i hapse kapatmakla tehdit diyebiliyorsa… Bir grup kadın göstericinin masum sloganlarını bahane edip tüm karşı partilere “Bunların ortak yanı, ezan düşmanlığı” diyerek bas bas bağırıyorsa… Milletin yarısına “Zillet” diyorsa… Evet bu artık sıradan bir yerel seçim değil… En azından arkadaş açısından “beka” meselesidir…

Kendini “herkesin cumhurbaşkanı” olmaktan çıkartan kendisi… Bir de seçimlerde oyları yüzde 50'nin de altına düştü mü?… Türkiye'nin diğer yarısının, kendilerine “zillet” demeyen, herkesin cumhurbaşkanı olacak birisini isteme hakları vardır… Seçim bittiği an… Hadi zillet…

...***

İsmet Özçelik, 13 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, "Ekonomide çoklu organ yetmezliği" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"2018’in ilk çeyreğinde yüzde 7.4 büyüdük. İkinci çeyrekte büyüme 5.3’e düştü. Üçüncü çeyrekte düşüş sürdü, 1.8 oldu. Dördüncü çeyrekte yüzde 3 küçüldük. Bütün veriler olumsuz.En önemlisi sanayinin durumu. Verilen bütün desteklere rağmen sonuç vahim. Sanayi 6.4 küçüldü. Vergi indirimlerine rağmen dayanıklı tüketim maddelerinde daralma yüzde 34. Bu yılın 1. ve 2. çeyreği için de tablo iyi değil. Öyle görünüyor ki küçülme devam edecek."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ekonomistler önümüzdeki dönem için “V” çıkışından söz etmiyor. Öngörüleri genelde “L” durumu. Krizin uzun süre devam edeceğinin işareti. Seçim nedeniyle bütçe harcamaları “Koyuver gitsin” havasında. Toplanamayan vergiler toplanmış gibi harcanıyor. Hazine nakit açığı büyüyor. Seçimden sonra harcayacak para da kalmayacak. Resesyonun derinleşeceği çok açık. Bakan Albayrak çok konuşuyor. Her gün televizyonlarda, gazetelerde. “-3 büyüme” ile ilgili olarak da açıklama yaptı. “En kötü geride kaldı” dedi. Şaka gibi. Bakan, “Yeni Ekonomik Program”ı eylül ayında açıklamıştı. Programda 2018 için yüzde 3.8 büyüme öngörülmüştü. Büyük oranda şaştı. 2.6’da kaldı. Oysa ki bu tür durumlarda güven çok önemli. Ekonomi yönetimi çok konuşmamalı. Bir şey söyledi mi doğru çıkmalı. Aksi halde güven kalmaz. Geçmişte Güneş Taner de böyle yapmıştı. Sonrası malum..! TÜİK 4. çeyrekteki çöküşü açıkladı. Normalde bu sonuç borsayı düşürür, dövizi yükseltir. Ama tam tersi oldu. Ekonomi yönetimi eldeki tüm olanaklarla günü kurtarmaya çalışıyor. Döviz artmasın diye her yola başvuruyor. Kaynaklar boşa harcanıyor. Yüksek faizle dış borç alınıp kriz halının altına süpürülüyor. Üstelik bu bastırma, patlamaya zemin yaratıyor. Bir barajda su artınca kapaklar açılır. Suyun belli ölçüde boşalması sağlanır. Aksi halde baraj patlar.

Geçmişte Çiller de benzer bir yol izlemişti. Sonuç felaket olmuştu. Ekonominin bütün alanları sıkıntılı. Bütçe sos veriyor. Büyüme ekside. Kişi başına milli gelir 10 bin doların altına indi. 10 yıl öncesine döndü. Fabrikalar kapanıyor. Esnaf kepenk indiriyor. İşsizlik büyüyor. Çiftçi üretim yapmakta zorlanıyor. Yabancıların, Türk bankalarının verdiği teminat mektuplarına kontrgaranti istemeye başladıkları basına yansıdı. Özetle işler iyi değil. Ekonomi “çoklu organ yetmezliğine” doğru ilerliyor. AKP’nin bu krizi tek başına atlatması zor. Hele uluslararası mafyalaşmış finans çevreleriyle çıkış hiç mümkün değil. Geçmişte bunu deneyenlerin sonu ortada. Hepsi yok oldu. “Milli Hükümet” dışında çözüm yok! Bir an önce “üretim ekonomisine” geçilmesi zorunlu. Aksi halde olacaklar da belli..!