Mart 16, 2019 10:59 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Yeni Zelanda'daki terörist, bir süre Türkiye'de kalmış

Yenişafak:

TBMM'den ortak Yeni Zelanda bildirisi: terör saldırısını şiddetle kınıyoruz

Yeniçağ:

AKP başkentte yıkılıyor...

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İsmet Özçelik, 15 Mart tarihli Aydınlık gazetesinde, “Yeni parti, yeni ortak” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce Aydınlık gündeme getirmişti. Şimdi herkes konuşuyor. AKP doğuracak mı? “Yeni Parti” hazırlıkları gündemde. Adı geçenler sessiz.“Hayır, parti kurma çalışması yapmıyoruz” demiyorlar.“Sükut ikrardan gelir” havası var. Öne çıkan isimler belli. Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu... Gül’le Davutoğlu’nun arasının açık olduğu belirtiliyor.Gül’ün yakın çevresine, “Benim AKP’ye dönüşümü kişisel hırsları nedeniyle Davutoğlu kesti” dediği ifade ediliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Gül’ü ve çevresini yakından tanıyan eski bir AKP milletvekili ısrarlı. Gül’ün bunu birkaç kişiye açıkça söylediğini bildirdi.

Daha önce de yazdım. “Yeni Parti” projesinin arkasında ABD var. AKP kurulurken sıkça ABD’ye gidip gelen, ABD Büyükelçiliğinin meşhur yemeklerinin daimi konuklarından bir AKP’linin “Yeni Parti”ye ilişkin görüşleri özetle şöyle:

“Taktik aynı. AKP’nin doğuşu örnek alınıyor. Ancak AKP gibi olmaz. ABD de bunun farkında. Ama AKP’yi küçültmeleri mümkün. ABD’nin hesabı da zaten bu. ‘Yeni Parti’yi ‘CHP-HDP-İyi Parti’ bloğuna eklemeyi planlıyorlar.” Belli ki “Yeni Parti” konusunda daha fazlasını biliyor. Anlattıkları önemli. ABD’nin planı: Yeni Parti, “yeni ortak!” “Yeni Parti” için en hevesli olan Davutoğlu ekibi. 24 saat “Yeni Parti”yi konuştukları ifade ediliyor.

Geçen günlerde danışmanı Osman Sert sosyal medyada, “Toplumu kutuplaştıran, her türlü değeri kısa vadeli öncelikler için istismar etmekten çekinmeyen bir nobranlığa karşı; herkesin hukukunu koruyan, herkesin acısına duyarlı bir bilinç yeşeriyor” mesajını paylaştı. Mesajın asıl sahibi kim bilmiyorum. Ama o mesajın AKP’nin en tepesine kadar anında iletildiğini biliyorum. Çalışma iki koldan yürüyor.İki taraf da ABD’den işaret bekliyor.ABD şimdilik ses çıkarmasa da onu işaret etmiyor.Onun “esas oğlanı” başka.Davutoğlu konuşulurken, sık sık Hillary Clinton’un “Davutoğlu’nun o katlanılmaz tarih derslerini”ne vurgu yapılması da anlamlı.

31 Mart seçimleri bekleniyor.Seçim sonuçlarına göre düğmeye basılacak.Öncesinde “son dakika gelişmeleri” sürpriz olmayacak.Dolar tırmanıyor.Bakalım 31 Mart’a kadar kaça çıkacak.Bu işle uğraşan ABD’lilerin “altın tepsi” rahatsızlığı konuşuluyor.Birlikte hareket ettikleri isimlerin, her şeyi altın tepside istediklerini, risk almaktan çekindiklerini ifade ediyorlarmış.Daha cesaretli olmaları konusunda uyarmışlar.Ufak tehditler de sözkonusuymuş.Bilemiyorum, kulislerde anlatılanlar böyle..!

…***

Arslan Tekin 15 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçim barometresi: Ekonomi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'nin bakasını, geleceğini düşünenler, mevcut iktidarla yürümeyeceğini idrak etmeliler. Sağlıklı düşünemiyorlar. Kendilerinden korkuyorlar. Bu akıl ülkeyi yönetemez!Yeni rejim neyin tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor. Kuvvetler ayrılığı olmayan bir rejimde, iktidarın seçimle gitmesi mümkün görünmüyor. Çünkü kanunları işletmeyenler, ileride, hak arayanların kendileri üzerine geleceğini, vesayetten kurtulan mahkemelerin bir bir dava açacağını biliyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İktidardakiler, koltukta kalabilmek için, belden aşağı vuruşu, nasıl olur bilmiyorum ama, daha aşağıya indirecektir!   Bunları herhangi maksatla, bir tavırla söylemiyorum. 31 Mart'ın, sonun başlangıcı olabileceği endişesi korkulu rüyalarıdır. İstanbul ve Ankara'yı mutlaka elde tutmak isteyeceklerdir. Oy pusulasında mı oynarlar, ekranda rakamlara yer mi değiştirtirler, mutlaka bir oyunun içine gireceklerdir. 2014'te Ankara Belediye Başkanlığı seçiminde, 2017'de rejim değişikliği referandumu oylamasında "hile" tartışmaları ayyuka çıktı. Asla dürüst bir seçim beklemeyin.Her ülkede "ekonomi" oyların barometresidir. 2002'de, "Reis"in mağduriyeti; "minarelerimiz süngü" meselesinden hapis yatması; burada verdim, 1992'de Rize'de yaptığı hakikaten aykırı bir konuşmasının seçim arifesinde ekranlara taşınması ve hemen hakkında dava açılması değil; asıl 2001'de yaşanan ekonomik sıkıntının halkımızı endişeye sürüklemesi Ak Parti'yi iktidara getirdiğini bilelim. Millî Görüş çizgisindekilerin oy oranı belli bir yere kadardır. Necmettin Erbakan en fazla koalisyonla iktidara gelebilmiştir. Ak Parti'nin üç seçim daha götürmesi ekonomik sebeplere dayanır. 2008'de bütün dünyada görülen ekonomik kriz, birçok ülkeyi çöküntünün eşine getirdi, kimi çöktü. Uluslararası Para Fonu (IMF), 2008 krizini "dünya ekonomisinin 1930'lardan bu yana karşılaştığı en tehlikeli finansal şok" olarak tavsif etmişti. Kriz, Türkiye'yi şöyle bir yokladı geçti. Ama şimdi öyle atlatılabilecek bir kriz göremiyoruz.Tarım ürünlerinin neredeyse tamamını dışarıdan ithal eder hâle geldik. Saman ithalini hiç aklınız alıyor mu? Petrol gelirimiz mi var? Sanayimizin eti ne, budu ne?! Petrolden, sanayiden aldığımızı tarım mahsullerine verelim, hayvan ithalatına verelim, yem ithalatına verelim... Yok ki! Hep cepten yiyoruz. Üretime dayalı bir ekonomiyi düşünemiyoruz. İktidara yaklaşan ne götürebilirsek hesabı içinde.Ekonominin başında, ülkeyi belli bir noktaya getiren tecrübeli bakanlar uzaklaştırıldı, ekonomi aile ferdine teslim edildi; geldiğimiz nokta ortada.Ekonomik çöküntüyü, kendi partisinde dahi büyük kıpırtıları, yeni parti tartışmaları yapıldığı sırada olabilecekleri görmeyenlere, görmek istemeyenlere, halkın bir cevabı olmalıdır.Türkiye'nin bekasını isteyenler sandığa sahip çıkmalıdır. 

…***

Hande Fırat 15 Mart tarihli Hürriyet gazetesinde, “1 Nisan’ın gündemi ekonomide yeni reform paketi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Öncelikle yabancıların “Merkez Bankası bağımsız mı, seçimlerden sonra pozisyonu koruyabilecek mi?” sorusuna verilen yanıtla başlayalım. Politika oluşturanlar, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile ilgili kaygının artık geride kaldığını düşünüyor. Bankanın faiz kararları konusunda bağımsız bir şekilde hareket ettiğine dikkat çekiyor. Bir kaynağım, “Son toplantıda faiz indirimi gelmeli diye düşünenlerimiz vardı. Ama banka gayet bağımsız kendi kararını uyguladı” dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı çok güçlü ve bu şekilde devam edecek” diyen bir diğer kaynağım yabancıların kamu bankaları konusundaki endişelerine de yanıt verdi. Kamu bankalarının nitelikli kredi verdiğini, bilançolarını bozmayacak şekilde hareket ettiklerini söyledi. Gelelim seçim sonrası ne olacağı sorusunun yanıtına... İlgili bakanlıkların, politika kurullarının seçimin hemen sonrasında açıklanmak üzere üretim ve piyasa yanlısı güçlü bir reform paketi üzerinde çalışmaya başladıkları bilgisi paylaşıldı. Konuştuğum isimlerden biri “Ağustos krizi ders oldu, bir yenilenmeye ihtiyaç var. Bunun için çalışıyoruz” dedi. Yerel seçim sonrası Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri ekonomi olacak diyerek, bu bölümü bitirelim.

SEÇİM sonrası ile başladık, bu konuyla devam edelim. Ekonomi kadar önemli bir diğer başlık artık “S-400” başlığında toplanan ABD ile Türkiye arasındaki sorunlar yumağı. Önceki yazılarımda ABD’nin S-400’lere, FETÖ ve YPG terör örgütlerine bakış açısını özetlemiştim. Artık iki ülke arasındaki sorunların hepsi Amerika tarafından S-400 başlığı altına alınmış durumda.

Amerikalıların S-400 alan ülkeye, CAATSA yani ABD’nin Düşmanlarına Dönük Yaptırımlar Yasası’na dayanarak yaptırım uygulayacağı açıklamalarına ise Ankara, “Patriot alımına ilişkin kısıtlama önceki ABD yönetiminden kaynaklandı. Türkiye ile Rusya anlaşması da CAATSA’nın kabul edildiği Temmuz 2017 öncesinde yapıldı. Yaptırıma konu olmamamız gerek” yanıtını veriyor.

Peki ABD’lilerin iddia ettiği gibi Patriot teklifi bugüne kadar yapılmış en iyi teklif mi? ABD’liler ayrıntıları paylaşmak istememişti. Ankara’daki kaynaklarıma sordum. Edindiğim bilgiler şöyle:

Patriot’un fiyatı S-400’ün fiyatının bir buçuk katı.Daha önce teklif ettikleri fiyatı da yükseltmişler.ABD peşinat olarak önümüzdeki iki ayda yaklaşık 1 milyar dolar istiyor.Erken teslimat için buldukları formül ise bir başka ülke için hazırlanan bataryayı ekim ayında Türkiye’ye yönlendirmek. Teknoloji transferi yok.Amerikalılar iki ülke açısından şu an masadaki en kritik konuyu, yaptırım tehdidini yine masaya koydular. Ankara’nın buna da yanıtı var. Öncelikle ilişkilerin yaptırımlarla farklı bir noktaya gitmesinin sonucundan sadece Türkiye değil, ABD de zarar görür. Üstelik ABD’nin kaygı duyduğu Türkiye-Rusya yakınlaşmasına da tam tersi yönde etki yapar. Hükümet yetkilileri “Eğer F-35’leri vermezlerse hukuki yollara başvururuz” diyor. Bunun dışındaki yaptırımlar ise ‘göğüslenebilir’ ifadesiyle tanımlanıyor.