Türkiye'den köşe yazarları
Star: Almanya’da Sosyalist Parti, Suudi Arabistan'a silah ihracatının yasaklanmasını istedi
Yurt:
Okullar seçim alanına döndü: MEB sessiz
Cumhuriyet:
Mansur Yavaş: Tarihi fark yiyecekler, pişman olacaklar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Yakup Kepenek, 18 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yıkımı durdurmak!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"Doğum günü olarak 24 Haziran 2018’i alırsak, yeni rejim, daha dokuz ayını doldurmadan, hem ekonomide, hem de düşünce alanında tam bir tükenmişlik yaşıyor. Ekonomiyi uçurmak üzere gidilen tek kişi yönetiminde ekonomi, geçen hafta sonu açıklanan işsiz sayılarının, sırasıyla, dar tanımlı olarak 4.30, geniş tanımlı alındığında 7.15 milyona çıkmasının bir kez daha kanıtladığı gibi, yere çakıldı. Ekonomik çöküntü gerçekten ağır. Ancak, düşünce düzeyindeki çöküntü de çok daha yok edici sonuçlar doğuruyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
AKP iktidarının, özellikle son on yılında düşünce özgürlüğünü çok ağır bir biçimde baskı altına aldığı; yandaş basın oluşturarak kendisini eleştiren yazar ve yorumcuları her olanağı kullanarak susturduğu; üniversiteyi iyice sessizleştirdiği; baroları, meslek oda ve birliklerini ve sendikaları etkisizleştirmek için her şeyi yaptığı biliniyor. Ülke yerel seçimlere çok daraltılmış ve kurutulmuş bir düşünce ortamında gidiyor. Bunun asıl sorumlusu iktidar cephesidir.Cephe, 31 Mart yerel seçimlerini, ısrarla, daha doğrusu başka hiçbir konu ya da sorun yokmuşçasına beka sorununa indirgiyor. Ülkede düşünce özgürlüğünün aşırı sınırlanmış olmasının bir sonucu olarak düşünce kısırlığı o noktaya ulaşmış ki bekanın içeriği, kimin, neyin bekası olduğu konuşulamıyor. Eğer özgür yaşandığı bir tartışma ortamı olsaydı AKP-MHP ikilisi bu kavramlar üzerinden siyaset yapamaz, yaptıklarında da kendileri sorgulanırdı, bu bir.İkincisi de, kavram karmaşası o boyuttadır ki, bir taraftan, kendileri kentlere ihanet ettik diyor, diğer taraftan da, belediye işi gönül işidir diye yeri-göğü inletiyor; örneğin Ankara ve İstanbul’a aşkla bağlıyız diyerek, tecavüzün çirkinliğini aşkın güzelliğiyle örtmek istiyor.Düşünce özgürlüğünün iktidardaki AKP-MHP eliyle yok edilmiş olmasının çok yıkıcı sonuçları seçim sürecinde de yaşanıyor. Dahası Başkan ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i, dokunulmazlığı da yok, diyerek açıkça hedef gösteriyor.Ayrıca dış gelişmeler de daha az yıkıcı değil. Önce, Almanya hükümeti bir uyarı yaptı, Türkiye’ye seyahat edecek yurttaşlarından, düşüncelerini açıklarken dikkatli olmalarını istedi. Bunun gerekçesini Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olmamasına dayandırdı. Almanya’nın AB’deki yeri ve Türkiye ihracatının en büyük pazarı olması bir tarafa, bu uyarının, başta turistler olmak üzere, Türkiye’ye gelecek bilim insanı, sanatçı ve yatırımcılar üzerinde caydırıcı etki yapması kaçınılmazdır. Nitekim daha şimdiden tatil rezervasyonlarının yüzde 80’inin iptal edildiği basında yer alıyor. Sonra, Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin AB’ye üyelik görüşmelerini askıya alınmasını öneren raporu onaylıyor. Bu süreçte, doğan ve doğacak olan büyük ve kalıcı zararların sorumlusu iktidarın ta kendisidir.
...***
Orhan Uğuroğlu, 18 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, " AKP kaybetmekten çok korkuyor?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"2002'den bu yana tek başına iktidar olan AKP kaybetmekten neden çok korkuyor? Önce 31 Mart yerel seçimi sonuçlarından başlayalım.AKP, Ankara ve İstanbul'u kaybederse bu iki ilde 17 yıldır iddia edilen yolsuzlukların, haksız ve hukuksuz rantların açığa çıkartılacağından korkuyor.Ankara, İstanbul ve İzmir gibi Türkiye'nin 3 büyük ilinin kaybedilmesine Antalya, Adana, Mersin, Bursa, Balıkesir, Muğla, Aydın, Giresun gibi illerin de katılması ile yerel saltanatının yıkılması sonucunda AKP'nin ilk önemli yenilgiyi yaşamasından korkuyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
31 Mart yerel seçiminde AKP oylarının yüzde 30-35 bandına düşmesinden korkuyor.
Tek başına iktidar olan Turgut Özal'ın Anavatan Partisi'nin 1989 yerel seçimini kaybettikten sonraki çöküş döneminin AKP için de başlamasından korkuyor.
Vatandaşın refahı ve gelir seviyesinin yükselmesi için hiçbir yatırım yapmayan AKP politikaları 16 yılın sonunda şu tablonun ortaya çıkmasına neden oldu:
* Yüksek faiz patlaması * Rekor enflasyon * İşsizliğin zirve yapması * Fakirlik ve fukaralığın had safhaya yükselmesi * Çiftçinin yüksek maliyetler nedeniyle ekim yapmaması nedeniyle Türk tarımın iflas etmesi sonucunda gıda ürünleri ithaline mecbur kalınması * Et ithali ile hayvancılığın bitirilmesi * İnşaat sektörünün durması * Ekonominin durgunluk içine girmesi * Banka kredi faizlerinin yüzde 25'leri aşması * Otomotiv sektörü başta Türk sanayinin üretim/tüketim dengesi sıkıntısı yaşaması * İflas ve konkordato ilanlarının zirve yapması...
Kaybetme korkusuna dönecek olursak AKP'nin asıl korkusu 31 Mart yerel seçiminde alınacak yenilginin, 2023'te yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine de yansımasıdır. Son günlerde sokaktaki vatandaşlar arasında çok önemli şu söz maalesef hızla yaygınlaşıyor.
"AKP kaybederse, taraftarları sokaklara dökülür, millet birbirine girer..." Asla böyle bir tablo yaşanmayacağını düşünüyor ve bu sözlerin bazı kendini bilmez AKP'liler tarafından yerel seçimi kaybetmemek için yaptıkları kara propaganda olduğunu bilmenizi istiyorum. Bu kara sözlere ve haddini bilmezlerin ortaya saldığı korku ortamına asla inanmayın. AKP kaybederse, Türkiye'de tek bir yasa dışı olay olmaz, olamaz.
...***
Faruk Çakır, 18 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, "Hükümet önden buyursun"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomik krizin israfı ve buna çare olarak da tasarrufu akla getirmiş olması önemli bir gelişmedir.İsraf ederek bir yere gidemeyeceğimizi gördük. İnşallah bundan sonra tasarrufu öne çıkaracak politikalar geliştirilir.Ülke ekonomisine katkı sağlamak için gereksiz harcamalardan kaçınılması ve tasarruf edilmesi gerektiği noktasında bir açıklama yapan Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) Ankara Başkanı Hasan Basri Acar, Türkiye’yi idare edenlere de seslenmiş. 2018 yılı büyüme rakamlarını da değerlendiren Acar, enflasyonla mücadele başta olmak üzere sanayiciler, üreticiler ve ekonomi yönetimi olarak ekonominin yeniden ivme kazanması için millî bir duruşla ticaretin canlı tutulması gerektiğini ifade etmiş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
“Türkiye ekonomisinin tekrar arzu edilen istikrarlı ve dengeli büyüme rakamlarına ulaşması için” tesbitini yapan MÜSİAD Ankara Başkanı Hasan Basri Acar, Türkiye’yi idare edenlere de şöyle seslenmiş: “Millet olarak, ülke ekonomisine katkı sağlamak adına gereksiz harcamalardan kaçınmalı ve tasarrufa gidilmelidir. Bu tasarrufa hükümetin de öncülük etmesini arzu etmekteyiz. Türkiye ekonomisine duyulan güveni bu şekilde daha güçlü bir şekilde tesis edebiliriz.”
Evet, meselenin düğüm noktası buradadır: “Bu tasarrufa hükümetin de öncülük etmesini arzu etmekteyiz.”
Meşhur olmuş bir tesbitle tekrardan hatırlatmak lâzım ki, MÜSİAD’ın açıklamasında bu noktaya dikkat çekmesi “çok önemlidir.”
Millet olarak her zaman ve zeminde tasarruf etmek gerektiği bellidir. İsraf ederek zengin olmak mümkün değil. Hele hele, “Evinizin önünden nehir aksa ve oradan abdest alsanız yine de suyu israf etmeyin” anlamında tavsiyelere muhatap olan mütedeyyin insanların israf etmeyi savunması mümkün değildir. Bununla birlikte Türkiye’de en büyük israf kaleminin de devlet işlerinde olduğu ortadadır. Tasarrufa riayet ederek yapılan bir işe rastlamak mümkün değil. Kaldırım yenilemelerinden, büyük ihalelere kadar her adımda israf var. Ve yine herkesin dikkatini çekeceği üzere, ‘devlette israf yoktur, aksine tam tasarruf var’ diyen kimse çıkmıyor.
MÜSİAD’ın dile getirdiği tasarruf çağrısı çok önemlidir. Bu yapılırken ilk adımı iktidarın atması gerektiği tesbiti de önemli. Bu çağrı karşılık bulur ve iktidar gerçek anlamda bir tasarruf kampanyası başlatırsa bundan Türkiye kazançlı çıkar.
Bu noktada medyaya ve sivil toplum kuruluşlarına da büyük vazifeler düşüyor. İsrafı teşvik eden değil, tasarrufu teşvik eden bir anlayışla yayın ve çalışmalar yapılmalı. Çok azı müstesna, STK’lardan devletteki israf batağına dikkat çeken açıklama ve çalışmalar duymuyoruz. Birlikte çalışırsak israf bataklığını kurutabiliriz...