Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Bahçeli'nin önerisi: Büyükşehirlerde muhtarlara sorun
Milli gazete:
Sergey Lavrov: Golan Tepeleri Suriye’nindir
Star:
TRT İstanbul ve Ankara sayımlarını canlı yayımlamak için YSK'ya başvurdu
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Atakan Hatipoğlu, 6 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “kışkırtma hesaplarına dikkat”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yerel seçimlerde CHP ile Ak Parti’nin oyları arasındaki farkın azlığı, kesin sonucun ilan edilmesini geciktiriyor. Bu tür durumlarda seçimi kaybeden partilerin itirazları, seçim sonucunu etkileyebileceği için genellikle kabul edilmelidir. YSK’nın sadece İstanbul için değil, başka illerde de benzer bir duyarlılığı göstermesi beklenir. Buraya kadar olanı, hukuki uygulama ve meşruiyet ile ilgilidir ve tarafların sürece saygılı olmasıyla aşılacak olan kısımdır. Nitekim partilerin üst yönetimleri ve adaylar düzeyinde görünen de bu. Fakat aynı fikirde olmayan çevreler var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
FETÖ bütün umutlarını toplumsal bir kargaşaya bağlamış durumda. Örgütün siyasi ayağının “siyasi” hesaplar yüzünden tasfiye edilememiş olması böyle durumlarda bütün partilerin önüne bir fatura olarak gelecektir. Siyasi operasyon yapmasının koşulları olduğu müddetçe bu örgüt, partilerin içinde bir çift başlılık eğilimi yaratmaya çalışacak. Bunun yol açacağı sonuç, parti tabanlarında kışkırtmalara karşı bağışıklık zafiyetidir.
Gerek Ak Parti gerekse CHP tabanında, rakip partinin gizli ve kabul edilemez hesaplarının olduğu yönünde derin önyargılar oluşturulmaktadır. Bu atmosfer her türlü yalan ve iftiraya inanmaya dünden razı, dolayısıyla kolaylıkla farklı görüşten insanların üzerine sürülebilir güruhların ortaya çıkmasına neden olur. “Biz o dinsizlerin yönetiminde çalışmayız” diye ağlayan Ak Partili kadınla, “Erdoğan Halk Özel Harekât diye milis örgütlüyormuş, seçimleri kaybetseler bile iç savaş çıkartacaklarmış” diyen CHP’li seçmen her türlü kışkırtmaya açık olma ortak paydasında buluşturulmak isteniyor.
Eğer Sabah ve Yeni Şafak gazetelerinin yaptığı gibi 31 Mart seçimine “darbe” demenin arkasında bir FETÖ’cü kaos ve kışkırtma zihniyeti yoksa ve bu Ak Parti’nin kurumsal görüşü ise, bu parti iktidardan çekilmenin meşru yolunu ne olarak tarif ettiğini açıklamak zorundadır. Demokratik bir rejimde seçim de “darbe” olacaksa, bir parti ne olduğu takdirde iktidarı bırakır? Soru cevapsızdır. Biz bunun Ak Parti’nin resmi görüşü olduğunu sanmıyoruz ama bu partiye yakın çevrelerin böylesi bir sorumsuzluk içinde hareket etmelerinin hangi çevrenin elini güçlendireceğine işaret etmeyi gerekli buluyoruz.
...***
Abdülkadir özkan, 6 Nisan tarihli Milli gazetede, “ABD hâlâ dostumuz mu?”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Dışişleri Bakanı Pompeo’nun yaptıkları açıklamalar medyamızda genellikle, “ABD’den Türkiye’ye büyük saygısızlık” ve “Türkiye’ye stratejik tehdit” nitelendirmeleri ile yer aldı. Bu nitelendirmelerin yanlış bir tarafı yok. Hatta hafif olduğu bile söylenebilir. Çünkü sadece son S-400 füze alımları ile ilgili değil, hemen her konuda ABD ülkemize karşı düşmanca bir tavır sergiliyor. S-400 konusunda Rusya ile imzalanmış anlaşmanın iptal edilmesi, onun yerine kendilerinin Patriot füzelerinin alınmasını dayatıyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gerilmesinin tek sebebi S-400’ler de değil. Irak ve Suriye’deki terör örgütlerine sürekli silah sevkiyatı yapılıyor olması, Suriye’de terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı tehdit oluşturur bir biçimde desteklenmesine devam edilmesi aslında iki ülke arasındaki ilişkileri kopma notasına getirmiş durumda. Belki de ilişkilerin kesilmesi gerekiyor. Bir hafta önce ABD’nin PKK/YPG terör örgütüne 300 TIR silah gönderdiği haberleri tazeliğini korurken bu defa dünkü bir gazetede, “ABD’den PKK’ya 115 bin tüfek” gönderildiği haberi vardı. Bu tüfeklerin kime karşı kullanılacağını sanıyorum sormaya bile gerek yok. Dikkat edilirse terör örgütlerinin hedeflerinin Türkiye olduğunu gizlemeye bile gerek duymuyorlar. Bu cesareti de ABD’den aldıkları ortada. Diyebiliriz ki, ABD bir yandan Suriye’deki varlığının sebebini bölgeyi terör örgütlerinden temizlemek olarak açıklarken, öbür yandan Türkiye’nin tüm uyarılarına rağmen söz konusu örgütü silahlandırmayı sürdürüyor. Bunu da bu örgütü Irak ve Suriye’de kara gücü olarak kullanmayı planladığı açıkça ortada.
ABD bölgede Türkiye’yi dost olarak görmüyor. Hatta etkisiz hale getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Bunun için DEAŞ terör örgütü meydandan çekilirken, yerini PKK/YPG’nin alması için de her türlü desteği veriyor. Bu durum yıllardan beri devam ediyor. Diyebiliriz ki ABD ve yandaşları başta Suriye olmak üzere bölgede kesinlikle huzurun sağlanmasını istemiyor. Çünkü onlar karmaşadan, çatışma ve katliamlardan güç alıyorlar.
Benzer tespitleri sıkça belirttiğimi okuyucularım hatırlayacaklardır. Bir başka ifade ile ısrarla ABD ve yandaşlarından (Haçlı-Siyonist ittifakı) dost olmayacağını vurguluyorum. Ne var ki, bunca olaya ve düşmanlığa rağmen Türkiye’den yapılan açıklamalarda ABD’nin tavrının dostluğa(!) sığamayacağına vurgu yapılıyor. Çünkü hâlâ ABD dost olarak görülüyor.
...***
Ahmet Gürsoy, 6 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bitmeyen Seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Her birimiz oylarımızı versek de seçimleri bitiremiyoruz. Çünkü Türkiye, bir türlü siyasal normalleşme sürecine giremiyor.Neden?Çünkü insanlar birbirine güvenmiyor. Güvenmiyor, çünkü siyasi merkezlerce düşmanlaştırılıyor. Düşmanlaştırılıyor, çünkü siyasetçilerin bir kısmı toplumun tamamını kucaklayamıyor.Sonuç: İktidar eliyle gerilmiş ve bir kısmı ötekileştirilmiş insanlar birlikte yaşamak zorundalar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu durumda Mansur Yavaş "bizden" olmadığı için öteki sayılıyor ve kazansa da kayıp sayılıyor.Hele Ekrem İmamoğlu, o hiç hesapta olmayan karşıt, yani ötekinin de ötekisi.Dolayısı ile Türkiye, sandıklar açıldığı günden bu tarafa normalleşmeyen siyasetin acı faturasını ödüyor.Siyaset normalleşemediği için her kazanan veya kayıp eden bizden olmamış oluyor. Onları "bizim insanımız, bizim ülkemizin evladı" görme isteği köreliyor. Böylece kazanan eğer sizin partinizden değilse, yabancı biri oluyor.Nitekim cami çıkışında Cumhurbaşkanına hitaben İstanbul belediye çalışanlarından birinin eşi olduğu söylemlerinden anlaşılan bir kadın "biz onlara hizmet edemeyiz" yakınmasında bulunuyor. Onlar dediği CHP'liler.Kadın, CHP'lileri öylesine kötü görüyor ki, belediye işçisi olan eşinin Ekrem İmamoğlu'na hizmet edecek olmasını zül görüyor.İşte Türkiye'deki siyasi pratiğin insanları getirdiği yer burası. Dolayısı ile asıl büyük açmazımız bu durumun yarattığı anlayıştır.Aramıza atılan düşmanlık tohumlarının büyümesine izin vermeyip, sağlıklı bir toplumsal düzen, nitelikli bir siyaset alanı oluşturmak istesek de bunu destekleyecek muhalif bir medya maalesef yok. Demek ki daha uzun bir süre normalleşmeyeceğiz… Kendileri değil de başkaları galip gelince "hırsızlık var" diyorlar.Tamam da kardeşim, bu sandıkları tek bir kişi oturup kendi kendine saymıyor ki? Öncelikle resmi devlet memurları var.Sandık başkanları.Sonra her bir partiden gözlemciler var."Efendim birleştirme yapılırken Binali Yıldırım Bey'in oyu sıfır yazılmış."Tamam, varsayalım öyle olmuş..Her bir partilinin elinde de sandık sonuçlarını gösteren ıslak imzalı sandık sonuç belgesi var. Kaç yazarsan yaz durum bu belgede açık ve net olarak görülüyor. Kaldı ki, geçerli geçersiz oyların belirlenişi de gözlemcilerle birlikte belirleniyor. Onu da bırakın seçimin güvenliği bizzat iktidarın ödevleri arasında."Efendim FETÖ'cüler var."Peki, kardeşim, 15 Temmuz'dan bu tarafa siz iktidar değil misiniz? Bu FETÖ'cüleri görevden almanıza kim mani oldu? Kaldı ki eğer FETÖ'cüler varsa seçim öncesi neden önlem almadınız?Sandık başkanı ilçe seçim kurulunun görevlendirdiği resmi yetkilidir ve da devlet memurudur. Açılan sandıktan çıkan oyları, herkesin önünde önce kendisi okuyup, sonra çetelesini tutturmuyor mu? Bunu yaparken orada bulunan AKP sandık görevlileri yok mu? Öyle ise söyler misiniz FETÖ'cüler nerede duruma müdahale edecek? Bu arada FETÖ'cü demişken, şu sandık başkanlarının hangi sendika üyesi olduklarını bir yayınlayın görelim.