Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Seçim bitti, zamlar başladı
Cumhuriyet:
Hukukçulardan mazbata yorumu: Kirli bir oyun oynanıyor
Milli gazete:
AK Parti'den İstanbul için yeni başvuru
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar 7 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “YSK’ya eleştiriler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidarın İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi üzerine bir türlü açıklanamayan resmi seçim sonuçları üzerine daha çok yazı yazılacak.Bugün YSK’ya yapılan bazı eleştirileri aktaracağım.Yeniden sayım, iktidarın kendi kendini inkâr etmesi ve sandık görevlilerine güvensizlik ilanıdır. Seçimlerden önce, YSK, seçmen listelerinde hata olmadığını, iktidar ise her sandıkta yaklaşık 9 gözlemcisi bulunduğunu ilan etmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Oysa şimdi kimi yerlerde sadece “geçersiz oylar” kimi yerlerde ise bütün oylar yeniden sayılıyor.
Bu konuda bir mektup aldım:
Sayın Kongar ben Ankara ..... lisesinde bir sandıkta memur üyeydim. Seçim çok sakin güzel geçti. Sandıktan Mansur ve Altınok, AKP’ye de mecliste çoğunluk çıktı. Her 3 partinin görevlisi ve etraftaki resmi olmayan çetele tutucular dahi itiraz etmedi ve seçimi mutlu mesut bitirdik.
Benim danışmak istediğim konu şu:
Ben öğretmenim, seçim kurulu başkanım da öğretmen. Ve 3 partili ile yaptığımız görevi, bizi aşağılayarak, tekrar sayıyorlar, beğenmiyor bir daha sayım istiyorlar. Ben memur üye olarak kendimi çok çok aşağılanmış, onuru zedelenmiş hissediyorum.
Ben bununla ilgili nereye başvurabilirim?” YSK yine yasalara aykırı davranıyor:
Anayasa Profesörü Süheyl Batum Twitter hesabından bir açıklama yaptı: “Yasanın 112. maddesi çok açık; ‘somut delil’ gerekiyor ve ‘somut delili olmayan itirazlar da’ incelenmiyor.
Üstelik ‘delilleriniz, aranızdaki oy farkının tamamını kapsayacak’. Yoksa YSK hep reddediyor. Ama söz konusu iktidar partisi ve İstanbul olunca, tüm bunlar unutuldu.
Korkunç.” CHP’den YSK’ya eleştiri bombardımanı: CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, 5 Nisan’da basın toplantısında şunları söyledi:
“YSK’nın İstanbul ve Ankara kararları Yüksek Seçim Kurulu’nun geçmiş içtihatlarına, kararlarına aykırıdır. Diğer taraftan Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla ilgili İYİ Parti’nin yaptığı itirazların reddi de İstanbul ve Ankara için vermiş olduğu kararların tam tersidir.”
“Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı seçimden önce yapmış olduğu açıklamalarda, sadece İstanbul sandıklarında 280 binden fazla kişiyi görevlendirdiklerini de ifade etmiştir. İddia ettikleri gibi bir usulsüzlük varsa, bu kadar insanın gözü önünde bu usulsüzlük nasıl yapılmıştır? Bu usulsüzlüğe bu kadar adamın gözü önünde sandık kurullarındaki parti temsilcileri neden itiraz etmemiştir?”
“Sandık başında itiraz edilmemiş, şerh düşülmemiş, geçersiz oyların tekrar sayılmasını istemek hukuken delilsiz itirazdır. Bunu ben değil, YSK’nın 2014 yılında Mansur Yavaş’ın itirazları karşısında almış olduğu 1199 sayılı kararında ifade ediliyor.”
“Sayın İmamoğlu İstanbul’un, Sayın Yavaş da Ankara’nın Büyükşehir Belediye Başkanları olarak seçilmişlerdir. Kör itirazlarla, ‘Ben sonucu beğenmedim, yeniden say’, ‘Bunu da beğenmedim bir kere daha say’, ‘Olmadı seçimi iptal et’ demek hukuki süreci milli iradeye darbe aracı haline sokar.”
…***
Taha Akyol, 7 Nisan tarihli Karar gazetesinde, “seçim mi savaş mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim sonuçlarına itirazlar tabiidir, normaldir; sorun bu itirazlar karşısında Seçim Kurullarının takındığı tavırdır, bir…İkincisi, üslup ve davranışlarda bir kere daha kendini gösteren siyasi kutuplaşmadır.Siyasi tarihimizde seçimlerin pek çoğu normaldir ama normal dışı özellikleriyle hafızalarda yer etmiş seçimler de vardır 31 Mart seçimleri oyların günlerce yeniden sayılmasıyla hafızalarda yer edecek...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir hukukçu olarak çok sayıda itiraz başvurusu yapılmasını normal bulurum, fakat...
Bu seçimlerin benim hafızamda yer alacak “hukuki” bir özelliği var: İktidarın yeniden oy sayımı talebiyle yaptığı başvuruları kabul eden ilçe seçim kurallarının yazdıkları şu gerekçe:
“Geçersiz oyların, itiraz eden AK Parti ve seçime katılan Büyükşehir Belediye Başkanlığı lehine olabileceği, bu sebeple geçersiz oyların tüm sandıklar itibariyle yeniden incelenmesi uygun görülmüştür”
Diyelim ki, tamam; iptal edilmiş oyların “falanca partinin lehine olabileceği” düşüncesi, oyların yeniden sayılmasının gerekçesidir...
Fakat bu gerekçe muhalefetin başvuruları için niye uygulanmadı?
YSK kamu oyunu aydınlatmalıdır: Muhalefet partilerinin ‘yeniden sayım’ isteyen başvurularını da “bu partinin lehine olabilir” gerekçesiyle kabul ettiğiniz bir kararınız var mı?
İlçe ve il seçim kurullarının kararı var mı?
YSK’nın yerleşmiş içtihatlarında, yeniden oy sayımı için “bu partinin lehine olabilir” şeklinde bir gerekçe var mıdır?
Kanun “gerekçe ve delil” olmasını şart koştuğuna göre, “bu partinin lehine olabilir” gerekçesinin “delil”i nedir?
Bu tablo hukuka güven sağlar mı?
İptal edilmiş oylar ciddi şüphe halinde elbette sayılmalı. Medyada İstanbul seçimleri hakkında akıl almaz “uluslararası komplo” kurguları uydurulduğuna göre, dürüst bir yeniden sayım elbette yapılmalı, kim kazandıysa tartışmasız belli olsun.
Bu noktada, kamu oyunda karıştırılan bir konu var: Maddi hata niteliğindeki “11 bin oy”un Binali Yıldırım lehine, “4 bin oy”un da İmamoğlu lehine düzeltilmesi...
Bu maddi hata 4 Nisan Perşembe günü düzeltildi ve bu düzelme yapıldıktan sonra İmamoğlu 19 bin oy öndeydi.
Maddi hata ile hiç ilgisi olmayan “oyların yeniden sayımı” ayrı bir konudur bu satırlar yazılırken farkın 17.900 olduğu söyleniyordu.
Kutuplaşma ve komplo duygusu öyle güçlü ki, her seçimde olabilecek maddi hata ve yeniden oy sayımı konuları derin bir kuşkuyla karşılanıyor. Hele şu “belediyede çalışıyoruz, bunlara nasıl hizmet edeceğiz!” sözü yok mu?
Bunu elbette tek kişi söyledi ama İmamoğlu’nun kazanmasını “uluslararası komplo” gösteren zihniyetin bir tezahürü: İstanbul belediyesi “uluslararası komplo”nun işgaline uğramışsa, ona nasıl hizmet edilirmiş?!
Bu kafayla bakınca, seçim Kanunu’ndaki kuralların ne hükmü kalır?!
Dahası, belediye çalışanlarının maaşları, muhalefete oy veren vatandaşların da vergileriyle karşılanmıyor mu?
Hele bazı seçilmişlerin “oy vermeyene belediye hizmeti yok” şeklindeki laflarına ne demeli?
Belediyeler o vatandaşlardan vergi almıyor mu?!
Görüyor musunuz, “vatandaşlık” kavramı ve hukuka güven nasıl tahrip oluyor?!
…***
Yusuf Karaca, 7 Nisan tarihli Yenimesaj gazetesinde, “Türkiye kötü gelişmelere gebe”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ortada seçim bile olsa hiç bir şartta İstanbul'u vermek istemeyen iktidarın ne hallere girdiği, gerçekten ibretlik. İbretlik olduğu kadar, geleceğimiz adına oldukça korkutucu ve ürkütücü.YSK'dan tutun TSK'ya kadar, devlete ait ne kadar kurum, kuruluş varsa, neredeyse parti kurumlarına dönüştürülmüşken, CHP İstanbul'da oyları çalmış!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Valla eğer bu CHP, bunca AKP'li görevli, bunca asker ve polis, bunca yargı mensubu içinde oy çalarak İmamoğlu'nu 30 bine yakın bir oy farkı ile kazandırmışsa, helal olsun!
Yanlız, madem bu kadar "oy çalmada" mahirler, ne diye 25 yıldır çalmamışlar, esasen CHP'ye bunun hesabını sormak lazım!
İmamoğlu için AKP'den, "adam kazandı" diyecek bir İnce düşünceli neden çıkmaz. Yandaş yazarlardan cılız da olsa, diyenler oldu. Ama AKP içinden "adam kazandı" diyecek biri çıkmazsa eğer, Türkiye kötü gelişmelere gebe...
Adam gerçekten kazandı!
AKP "atanmışlar/seçilmişler" edebiyatı ile gelmedi mi? Seçilmiş birine koltuğu teslim etmiyor şimdi.
Peki iktidar ne istiyor?
Yeni bir seçim mi?
Zinhar hayır. "2023'e kadar seçim yok" dedi. Bence artık seçim, hiç olmayacak. Çünkü seçim olursa AKP gidecek, AKP gitmeyeceğine göre seçim niye yapılsın!
Seçimin bir önemi de kalmadı. Vatandaşın oy attığı sandıktan, oyu çıkmıyor. Geçtik oyu, seçtiği başkana "kazandı" denmiyor. YSK ancak " İmamoğlu önde gidiyor" diyebildi.
Sayım sonuçlarının açıklandığı gece, sürekli veri akışı kesildi. Aslında kesilen veri akışı değil, demokrasi akışıydı.
Türkiye'ye demokrasi akışı kesildi!
Tam da düşmanın istediği şey. Bak buradan söylüyorum, birileri üzerine vazife çıkarır, Türkiye'ye demokrasi götürmek ister. Düşmanın eline malzeme vermeyin!
Türkiye, böyle bir yola doğru çekiliyor. Türkiye'ye müdahale etmeden TürkiTürkiye oldukça anti-demokratik olmalı. Erdoğan, bu oyuna gelmemeli.ye'yi bölemezler. Müdahale etmek için,