Nisan 09, 2019 09:04 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: AKP'de seçim raporu, fatura kimlere kesilecek

Yenişafak:

İstanbul'da 51 ilde oylar yeniden sayılacak

Yurt:

Twitter kullanıcıları oyların yeniden sayımı sürecinde İmamoğlu'na destek veriyor:

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet Kara, 8 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Beka sorununa millet inanmadı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“31 Mart mahallî seçimlerine giderken iktidarın ve ortağının “seçim malzemesi” ülkede bir beka sorunu yaşandığıydı.“Bu bir mahallî seçimdir, millet belediye başkanını, muhtarını seçecek, beka ile ne alâkası var” diyenlere ağır hakaretler yapıldı. Beka sorununun son genel seçimde işe yaradığını, ama milletin bu seçimde buna inandırılamayacağını söyleyenler haklı çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Millet sandığa giderek mahallî yöneticilerini seçti.  AKP İstanbul, Ankara, Adana, Antalya gibi Türkiye’nin nüfus bakımından en büyük illerini kaybetti. Şimdi ülkede bir beka sorunu mu oluştu? Elbetteki bir beka sorunu yok. Millet kararını verdi. Şimdi icraat zamanı… 5 sene sonra millet seçtiklerinin yaptıklarına bakacak ya cezasını kesip, seçmeyecek, ya da sen iyi çalıştın 5 yıl daha devam diyecek. Tıpkı, 31 Mart’ta yaptığı gibi… Mesele bu kadar basit.

Demek ki, neymiş beka sorununa millet inanmamış… Seçim neticeleri de bunu gösterdi…

AKP’nin mahallî seçimlerdeki en “ağır kozu” Meclis Başkanı Binali Yıldırım’dı. Yıldırım, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmak için –geç de- olsa TBMM Başkanlığı’ndan istifa etti.

Bakanlık, Başbakanlık yapan, yeni sisteme göre başbakanlık kalktığı için protokolde ikinci sırada yer alan Meclis Başkanlığı’na seçilmişti. Mahallî seçimlerde aday yapıldığında da birçok kişide “Meclis başkanı olan bir kişinin belediye başkanlığına aday gösterilmesi” şaşkınlık meydana getirmişti. “Görev adamı” olarak bilinen Yıldırım bu göreve talip olmuştu.

Erdoğan seçimin hemen öncesinde 2 gün boyunca 15’e yakın miting yapmış olsa da Yıldırım seçimi kaybetti. Millet belediye başkanlığı için vize vermedi. Bundan sonra “görev adamı” olan Yıldırım’a hangi görevin verileceği merak ediliyor. Milletvekili olarak mı kalacak, yoksa bakan mı yapılacak? Eğer, Bakan yapılırsa milletvekilliği de düşecek…

Tekrar Meclis Başkanı olur mu? bilemiyoruz, ama aklımıza Cumhurbaşkanı yardımcısı yapılması geliyor… Bekleyip görelim…

Binali Yıldırım gibi belediye başkanı olmak için aday olan vekiller de vardı. AKP’den 3, CHP’den 5, HDP’den 8, İYİ Parti’den 2, bağımsız olarak da 1 milletvekili, yerel seçimlere katıldı. Resmî olmayan sonuçlara göre CHP’den 2 ve HDP’den 3 milletvekili, belediye başkanlıklarını kazandı. CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan yine aynı ilden belediye başkanı seçildi. Binali Yıldırım, Mehmet Özhaseki ve Aydın Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak seçimlere giren Mustafa Savaş, seçilemedikleri için diğer kazanamayan isimler milletvekilliğine devam edecek.

Belediye başkanı seçilen milletvekilleri, seçim sonuçlarının kendilerine tebliğinden itibaren 15 günde tercihte bulunacaklar. Belediye başkanlığını tercih etmeleri halinde, milletvekillikleri sona erecek ve Genel Kurulu’n bilgisine sunulacak. CHP’nin TBMM’deki sandalye sayısı 140’a, HDP’nin sandalye sayısı ise 62’ye düşmüş olacak.

…***

İsmet Özçelik 8 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “4 yıl seçim yok sözü tehlikeli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçim sonuçları AKP’yi gerdi. İstanbul, Ankara, Antalya, ... gibi illerin kaybı tartışılıyor. 31 Mart’ın domino etkisinden korkuluyor. Tabandaki panik önlenmeye çalışılıyor.İktidarın devam ettiği ifade ediliyor. Ekonomik krizin sonuçlardaki etkisi malum.Şimdi bunun düzeltileceği vaat ediliyor. İktidar sözcüleri sık sık; “Seçim bitti ekonomiye dönüyoruz. Önümüzde dört yıl seçim yok. Harekete geçiyoruz...” vurgusu yapıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İlk bakışta makul sözler. Ama biraz dikkat edince iş değişiyor.

Kritik sözcük “seçim”. Seçimde kimden korkarsın? Halktan. Halkı kızdıracak iş yapmazsın. Ama seçim yoksa halkın tepkisini almaktan çekinmezsin. Belli ki yapılacaklar halkı kızdıracak! Gelen bilgiler iyi değil. Seçim bitti zamlar başladı.

Benzin, motorin fiyatlarındaki artış sürüyor. Elektrik toptan fiyatlarına yapılan zammın tüketiciye yansıması kaçınılmaz. Sırada diğerleri var. Kıdem tazminatı da hedefte.

Geçtiğimiz günlerde bir yemeğe katıldım. Eski, yeni bürokratlar bir aradaydı. Çoğu ekonomi kurumlarından. “Meslek buluşması” gibi bir şey. Sohbet ilerledikçe iş politikaya kaydı.

Sonra da sıra ekonomiye geldi.

Acil alınması gereken kararlar konuşuldu. Gelen önerilerin çoğu halkı acıtacak önlemler. İçlerinden biri dayanamadı ve “Anlaşılan önümüzdeki dönemde ‘M. Cengiz Modeli’ uygulanacak. Ben yokum” dedi. Bir anda sessizlik oldu. Sonra bazıları kahkahayı patlattı. Ben ise anlamadım. Neydi bu “M. Cengiz Modeli”? Önümüzdeki dönemde izlenecek ekonomi politikası ile ne ilgisi vardı? Hâlâ da anlayabilmiş değilim!

Genel bir tepkiyi biliyordum, ama bu kadarını tahmin etmiyordum.

Öyle görünüyor ki Beştepe’de de ciddi bir değişiklik gündemde.

AKP’nin halkla ilişkilerinde görev yapan, kamuoyu araştırmaları konusunda uzman bir isim de aynı görüşte.

“Cumhurbaşkanımızın etrafında öyle bir ekip oluştu ki ona ciddi zarar veriyorlar. Özgeçmişleri iyi. İyi üniversiteleri bitirmişler. Çoğu birkaç dil biliyor. Birkaç dil biliyorlar ama, milletin dilini bilmiyorlar” dedi. İş ciddi gibi..!

…***

Abdulkadir Selvi, 8 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “İstanbul seçimlerinde ne oluyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AK Parti, İstanbul seçimlerine yönelik itirazlarında her geçen gün cepheyi genişletiyor.Bunun bir adım sonrası, seçimlerin yenilenmesi talebi olabilir. İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi gibi bir izlenime sahip değilim. 8 milyon oyun kullanıldığı İstanbul’da bindelik oranlarla el değiştirme yaşanacağı için bu hassasiyeti anlıyorum. İstanbul açısından kritik bir haftaya girdik. Son sözü YSK söyleyecek. Ancak sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerekiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul seçimlerinin netleşmesiyle birlikte bu kez gözler AK Parti’de olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul sonuçlarının sebebi olan isimleri sert bir dille uyardığı söyleniyor. Seçim gecesinden itibaren il teşkilatına gitmemesi bir anlam taşıyor. Çünkü Erdoğan, seçimlerden önce sanki bu sonucu görmüşçesine uyarmış, “Çünkü siz sahada ne kadar çalışırsanız çalışın, seçimin kazanıldığı yer sandıktır. Demokrasinin fiilen tecelli ettiği yer olan sandığa sahip çıkamazsak, millet iradesinin sandığa yansımasını temin edemeyiz” demişti. Sanki Erdoğan uyarmamış gibi, ne dediyse çıktı. Şimdi hesap zamanı. Erdoğan’ın Bakanlar Kurulu’na, partiye ve teşkilatlara keseceği faturanın çapı merak ediliyor. AK Parti’de değişim nereden başlayacak, henüz onun işaretleri ortaya çıkmış değil. Erdoğan’a göre seçimlerde ne etkili oldu? Siyaset dili mi, ekonomi mi, beka söylemi mi, Kürt oyları mı, CHP’nin aday profili mi, eskimişlik mi, yeni yüzler mi? Henüz onu bilmiyoruz.

Bir araştırma kuruluşu yöneticisi, seçim sonuçları üzerine “81 milyon seçimlerden bir gün önce bir yere toplanıp karar almış gibi bir sonuç çıktı” demişti. Biz buna milletin feraseti diyoruz. Sandıktan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a destek, AK Parti’ye ise uyarı çıktı.

Ankara kulislerinde sadece hükümette, partide ve bürokraside değişiklik konuşulmuyor. Cumhurbaşkanının yakın çevresi, danışmanları da mercek altında.

Peki 31 Mart yerel seçimlerinde Erdoğan’a verilen yüzde 52 oy ne anlama geliyor? Cumhur ittifakının yüzde 52’si de sandık darbesi mi?

Erdoğan, Aslanköylü kadınların mücadelesini anlattığı bir konuşmasında “Sandık namustur” demişti. Bu sözün üstüne söylenecek bir söz bulamıyorum.