Nisan 10, 2019 15:35 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: AKP'den Büyükçekmece için yeni hamle

Yenişafak:

İstanbul'da seçim yenilensin

Yeniçağ:

Faik Öztrak: "Kazandığımız seçimleri çaldırmayacağız"

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar, 9 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İktidar, meşruiyetinin altını oyuyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar, başta İstanbul olmak üzere, yasaları zorlayarak yaptığı itirazlar ve yorumlar ile zaten tartışmalı olan kendi meşruiyetini iyice zayıflatıyor.

İktidar hakkında herkesin bildiği ve tarihin kaydettiği şu 3 siyasal gerçek var: 1) Demokrasiyi savunur görünerek geldiler; iktidarlarını pekiştirdikten sonra demokrasiden saptılar. 2) İktidar, bütün seçimleri ve halkoylamalarını bugün itiraz ettiği çok küçük farklarla ve kimi zaman da yasalara bile karşı alınan YSK kararlarıyla kazandı. 3) Son zamanlardaki bütün seçimler ve halkoylamaları iktidarın yargıyı da kontrol eden tam denetim ve yönetimi altında, üstelik de eşitsiz ve adaletsiz koşullarda yapıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Yadsınamaz bu üç gerçek bağlamında kendisinin tam kontrolünde yapılan ve böyle olduğu kendilerince de defalarca belirtilmiş olan son seçimlerdeki yenilgilere yaptığı yasaları zorlayan itirazlar ve yorumlar, bundan önce kendi lehine ilan edilen bütün sonuçlara yapılan itirazları da yeniden gündeme taşımakta ve iktidarın bugüne kadar dile getirilmiş olan bütün meşruiyet sorunlarını yeniden tartışmaya açmaktadır:

1) Bundan önceki iki Cumhurbaşkanlığı seçiminin, öteki genel ve yerel seçimlerin ve resmi sonuçlar açıklanmadan “Atı alan Üsküdar’ı geçti açıklaması” ile ilan edilen, üstelik mühürsüz pusula ve zarfların yasaya aykırı olarak geçerli sayıldığı Anayasa değişikliğine ilişkin halkoylamasının meşruiyetleri.

2) Küçük farklarla kazanan (ve itirazlar reddedilen) kendi adaylarının meşruiyetleri.

3) Yüksek Seçim Kurulu’nun kendisinin verdiği eski ret kararlarına karşın, bu kez aynı koşullarla reddedilmesi gereken itirazları kabul etmesi ve böylece bizzat YSK’nın meşruiyeti.

4) Tamamen kendilerinin mutlak denetim ve mutlak yönetimlerinde yapılan seçimlerin terör örgütleri tarafından manipüle edildiği iddiasının getirdiği şaibeden dolayı seçimde görevli devlet organlarının ve mensuplarının meşruiyeti.

5) Seçim sonuçlarının yasadışı bir “darbe” olarak nitelenmesi ile gerçek bir sivil darbe niteliği taşıyan 20 Temmuz OHAL ilanının ve OHAL baskısı altında yapılan halkoylaması ve seçimlerin meşruiyeti.

Bu iktidar döneminde “Hukuk Devleti” kavramının, “Parlamenter Demokrasi Bekleme Odasına alındığı” ve bunun bizzat kendileri tarafından ilan edildiği günden beri artık uygulamadan kalktığı biliniyor.

Şimdi “Hukuk Devleti” ile uzak yakın ilişkisi olmayan ama onu yok etmek için kullanılan “Kanun Devleti” kavramı bile tahrip ediliyor.

Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı seçimin reddedilmesi:

1) Zaten ölümcül yaralar almış olan Demokrasimizin son nefesini vermesine...

2) İktidarın zaten zedelenmiş olan “Demokratik Meşruiyetini” iyice yitirmesine... Yol açacaktır.

...***

Şahap Akvcıoğlu, 9 Nisan tarihli Yenişafak gazetesinde, “2019 yılı ilk çeyrek değerlendirilmesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“1 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin öncesi değerlendirme ve yorum yapan bazı kesimler, özellikle İstanbul ve Ankara’yı muhalefetin kazanması halinde piyasalarda önemli kırılmaların yaşanacağını bekliyorlardı.Biz ise hep söyledik, söylüyoruz: “Türkiye artık eski Türkiye değil” Seçim sonuçları biraz netleşir netleşmez TV’lere çıkan Cumhurbaşkanımız, elde edilen sonucun demokrasinin gereği ve halkımızın takdiri olduğunu söyledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Ayrıca bunun bir yerel seçim olduğunu ve Cumhur İttifakı’nın aldığı oy oranının ise yaklaşık %52 civarında olduğunun altını çok net çizdi. Bu, halkın Başkanlık sistemi ile ilgili kanaatinin netleştiğini göstermesi açısından da önemliydi.

2018 yılının ikinci çeyreğinden itibaren yaşananlar sonrası, Türkiye’de Yeni Ekonomi Programı ile bir yola girilmişti. Yıl sonuna doğru da hem enflasyonda hem de faizlerde önemli bir düşüş yaşandı. İhracatta rekorlar kırıldı. Ayrıca, turizm gelirlerinde ve turist sayısında önemli bir artış sağlandı. Bu olayların hepsi Türkiye’yi seçim öncesi sıkıntıya sokmaya çalışan kesimlerde hayal kırıklığı yarattı.

2019 yılının ilk çeyreğine bu doğrultuda bir bakarsak; Ekonomide dengelenmenin devam ettiğini söyleyebiliriz. TCMB, Para politikası duruşunu enflasyonu en kısa sürede tek haneye düşürmeye odaklı olarak ilk çeyrekte de sürdürdü.

Mal ihracatı ve turizm talebindeki güçlü seyirle birlikte net ihracat büyümeye yüksek katkı verdi. Bu çerçevede ikinci çeyrekte de cari dengedeki iyileşmenin hızlanarak sürmesi beklenmektedir. Dış ticaret açığı mart ayında 10 ay üst üste daraldı. İhracat yıllık bazda %0,5 artarken ithalat %17,8 düştü. İhracatın ithalatı karşılama oranı %89,3 düzeyinde gerçekleşti. Böylece dış ticaret açığı yıllık %67 azalışla 2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. İhracattaki artışı ithalattaki azalış izlemeye devam ederse, 2018 yılını 55,1 milyar dolar seviyesinde tamamlayan dış ticaret açığının 2019 yılını bu seviyenin altında tamamlayacağını söyleyebiliriz.

...***

Faruk Açkır, 9 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Tersinden 28 Şubat medyası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Medyanın içine düştüğü ya da düşürüldüğü durumu iyi tahlil etmekte fayda var. Gidişin iyi olmadığı aylar değil, yıllar önce belliydi. Ne var ki Türkiye’yi idare edenler bu meseleyi gündemlerine almadılar ve “Bizi savunan medya ne yapsa iyi yapar” düşüncesiyle hareket ettiler. Neticede iş öyle bir noktaya geldi ki, yaşananlar için ‘tersinden 28 Şubat medyası’ demekten başka çare kalmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

28 Şubat 1997 sürecinde yayın yapan bir kısım medyanın işi yalan, yanlış ve yanıltıcı haber yapmaktı. Her mesele tersinden anlatılıp millet ve idareciler yanıltıldı. Düşünün ki o dönemin en çok satan gazeteleri ‘namaz kılan öğrenci’ fotoğraflarını ‘suç unsuru’ olarak manşetlerine taşıdı. ‘Çarşaf’ giymek suretiyle tesettürü tercih edenleri suçlu ilân etti. Yetmedi, muhabirlerine ‘çarşaf’ giydirmek suretiyle ‘Arap turistler Uludağ’da kayak yaptı’ benzeri çarpıtma haberlere imza attı. Tabiî ki işin ehli olanlar bu yalan haberleri her duyduklarında reddedip inanmadı, ama ekseriyet haberin yalan yanlış olduğunu bilemedi. Neticede medya, 28 Şubat sürecinde tarihin en kötü imtihanlarından birini verdi ve sınıfta kaldı.

Yaşanan hadiseler medyanın ipliğinin pazara çıkmasına sebep oldu, ama bugün baktığımızda gerekli ibret ve derslerin alındığını söylemek kolay değil. Şimdi de hemen hemen aynı gazetelerde ‘tersinden 28 Şubat’ anlayışına hizmet eden haber ve yazılar yayınlanıyor. O günkü gazetelerin sahipleri ve çalışanları değişti, ama görülüyor ki anlayış değişmemiş.

31 Mart 2019 Mahallî İdareler Seçimleri öncesinde ve hemen sonrasında yaşananlar medyanın sınıfta kaldığını bir defa daha gösterdi. Seçim öncesinde o kadar fazla yalan ve yanıltıcı haberlere imza atıldı ki şaşmamak mümkün değil.

Bu gidişten rahatsız olanlar arasında farklı dünya görüşlerine mensup gazeteci ve siyasetçilerin olması da dikkat çekici. Bir dönem Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü de yapan gazeteci yazar Kemal Öztürk, sosyal medya hesabından şöyle yazmış: “Bir gün bu ülke gerçekten sıkıntı yaşadığında ve inandırıcı medyaya ihtiyacı olduğunda elimizde avucumuzda hiçbir şeyin kalmadığını acı bir gerçek olarak göreceğiz. Ve o gün gazeteleri, televizyonları, ekranları kifayetsiz muhterislere teslim edenleri hatırlayacağız.”

Türkiye’yi idare edenlere hatırlatmak lâzım ki yalan ve yanlış haberler bugün için işinize yarasa da uzun dönem için size de yaramaz, millete de. Doğru her zaman hedefine ulaşır, yalan ve yanlış ise uzun ömürlü olmaz. Boşuna mı “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” denilmiş? 28 Şubat 1997 sürecinde yalan, yanlış ve yanıltıcı haberlere yer verenden ekseriyetle ‘merkez medya’ diye kabul edilen ‘çok satan’ gazeteler ve onlara bağlı televizyonlar olurdu. Maalesef şimdi durum daha feci.  Mütedeyyin insanların sahip olduğu ya da çalıştığı gazete ve TV’ler yalan ve yanlış haber noktasında ‘bir kısım medya’yı aratmıyor ve hatta geride bırakıyor.Kendi oturduğu dalı kesen medyanın yalan, yanlış ve yanıltıcı haber yarışından vazgeçmesini temenni ediyoruz.