Nisan 10, 2019 15:38 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Aydınlık: Büyükçekmece’de 27 bin seçmen kaydırıldı iddiası

Cumhuriyet:

Çelik: 'Erdoğan, seçim sonucundan mesaj alınsın talimatı verdi'

Milli gazette:

Devlette israfın büyük bir yekûn tuttuğu gerçeği gün gibi ortadayken, Cumhurbaşkanlığı'na 25 yeni araç için ihale açıldığı belirtildi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Erinç Yeldan, 10 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yükselen enflasyon, derinleşen kriz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen hafta içerisinde bir yandan yerel seçimlerde oyların yeniden sayılmasına ilişkin yaşanan süreçte ülkemizdeki hukuk ve demokrasi tahribatı gözler önüne serilmekte iken, bir yandan da sessiz sedasız fiyat istatistikleri yayımlandı. Seçim öncesinde ulusal ekonomide yaşanmakta olan krizin en temel göstergelerinden birisi olarak değerlendirilen enflasyon oranı, tüketici fiyatlarında mart ayında aylık yüzde 1.03; yıllık bazda ise yüzde 19.71 artış göstererek, AKP ekonomi idaresinin ve ona bağımlı “ekonomi yorumcularının” “en kötüsü geride kaldı” yönündeki iyi niyet temennilerini geçersiz kıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

TÜİK verileri, mart ayında en yüksek fiyat artışının yaşandığı mal grubunun gıda ve alkolsüz içecekler grubu olduğunu belirtiyor. Söz konusu mal grubunda fiyat artışı geçen aya göre yüzde 2.44, geçen yılın eş dönemine göre ise yüzde 29.77 artış göstermiş. Bu grup içerisinde yer alan ve AKP ekonomi idaresince neredeyse bir kahramanlık destanı mücadelesi mertebesine yükseltilen taze sebze mallarında ise fiyat enflasyonu bir ayda yüzde 9.1’e; yıllık bazda yüzde 71’e ulaştı.

TÜİK’e göre tüketim malları sepetinde izlenen toplam 418 malın 270’inde fiyatlar mart ayında artış göstermiş durumda.

Bu yılın ilk üç ayında enflasyon oranı sırasıyla ocak ayında yüzde 20.35; şubatta yüzde 19.67, mart ayında ise yüzde 19.71 olarak tahmin edilmiş oldu. Böylece yılın ilk üç ayındaki ortalama enflasyon oranı yüzde 10’u aşarak, TC Merkez Bankası’nın 2019 sonuna ait yüzde 14.1’lik hedefinin ulusal ekonominin gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu da gözler önüne serdi.

Oysa daha yeni yayımlanan TCMB Para Politikası Kurulu mart ayı toplantı raporu: “Son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin belirginleştiğini göstermektedir” sözleriyle artık “maliyet” nedenlerini aşmış ve beklentilerin bozulmasına dayalı “yapışkan nitelikli” bir hal almış olan enflasyonun dizginlenmekte olduğunu muştulamaktaydı. Buna karşın TCMB, enflasyonist beklentileri kırabilmek amacıyla “sıkı para politikası kararlılıkla sürdürülmektedir” türünden mistik söz oyunlarıyla yetinmekte, enflasyonla mücadelede atabileceği adımlar için siyasi otoriteden “izin” beklentisini korumaktadır.

Özelleştirmeler yoluyla kamuya yeni kaynak elde etme olanaklarının artık sınırlı olduğu gerçeğinden hareketle, kamuda “mali disiplinin sağlanması” beklentisi doğrudan doğruya memur ve emeklilerin maaşlarının düşürülmesi, sosyal harcamaların kısılması, kamunun tüm sosyal altyapı yatırımlarının durdurulması biçimini alacak; kamunun vergi gelirlerinin finansal kazançlar ya da imar rantlarının vergi kapsamına alarak genişletilmesi önerileri ise “finansal sistemin sağlığı açısından” kabul görmeyecektir.

Bunun ötesinde liyakat ve özerklik ilkelerinin terk edildiği, siyasi sitemin ve düzenleyici kurumların demokratik hesap verilebilirliğinin tahrip edildiği bir ülkede ekonomik istikrarın ne “fiyat istikrarını sağlamak için sıkı para duruşuyla”, ne de “mali disiplin” aracılığıyla sağlanabileceği açıktır.

“Yapısal reformların” ve gerek enflasyon, gerekse milli gelirin daralması, işsizliğin yükselmesi ya da döviz kurlarının aşırı oynaklığı biçiminde tezahür eden ekonomik kriz ile mücadelenin olmazsa olmaz önkoşulu hukukun üstünlüğünün ve güçler ayrılığı ilkesine dayalı demokrasinin sağlanmasıdır.

…***

İsmet Özçelik, 10 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “31 Mart seçiminin mesajı: işbirliği yapın” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçim bitti, ama tartışma sürüyor. 10 gün oldu, İstanbul seçim sonuçları hâlâ belli değil.İktidar, muhalefet sözcüleri saat başı televizyonlarda. Yarış sürüyor. İstanbul’da onlarca milyarlık rant var. Bu nedenle kavga sert geçiyor.Sanayiciler can çekişiyor. Üretimi sürdürmek için işçilerle birlikte çırpınıyor. Çiftçi üretim yapamaz hale gelmiş. Tarlaya gübre atamamış kara kara düşünüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Memur, emekli, ... peş peşe gelen zamlar altında eziliyor. Esnaf kepenk kapatmamak için çabalıyor. İşi iyi giden küçük bir grup dışında kimse yok. Ama, düzen partilerinin derdi başka. Anlayacağınız, koyun can, kasap et derdinde.

31 Mart seçimleri değerlendiriyor. Sanayici, çiftçi, esnaf, memur, ... çok kişiyle görüştüm.

Sonuçlar genelde herkesi rahatlatmış. Rahatlayanlar arasında AKP’liler bile var. Görüşler özetle şöyle: “Seçmen hem iktidara hem muhalefete ayar verdi. Kontrolsüz güç kontrollü hale geldi.

‘Ben istediğimi yaparım’ anlayışı sona erdi. Cumhur İttifakı hala yüzde 50’nin üstünde, ama sarı kartı gördü. İkinci sarı kart kırmızıyı getirir. Artık karşıdakiler de dinlenir. Bağırıp çağırma dönemi sona erer. Gerilim azalır...” Seçimin mesajı tartışılıyor. Ankara, İstanbul, ... gibi illerin belediye başkanları Millet İttifakı’nda. Ama, belediye meclislerinde çoğunluk Cumhur İttifakı’nda. Seçmenin mesajı net: “İşbirliği yapın.” Zaten başka çare de yok. Aksi durumda olacaklar belli. Yönetimlerin tıkanması herkese kaybettirir. Yani, işbirliği zorunlu. İşbirliğini engelleyenin, engelleneceği bir dönem.

Sadece belediyelerde mi? Toplumun tüm kesimleri diken üstünde.

Sanayicilerle konuşuyorum. Ekonomik krizin aşılması için önerileri net: “İktidar muhalefet birlikte hareket etsin” Çiftçi örgütlerinin isteği de aynı. Emekçilerin talepleri de benzer.Sincan’da bir fabrikada çalışan işçilerle bir araya geldim. İşlerini kaybetme endişesi içindeler. Onların gözü de iktidar ve muhalefetin birlikte çalışmasında. Aslında tarif farklı da olsa istenen belli. AKP tek başına yönetemiyor. Acilen Milli Hükümet kurulmalı. Hiç olmazsa birkaç yıl. Ekonomik kriz geçene kadar. Talep giderek yükseliyor. Bir süre sonra önünde kimse duramayacak. Direnen kaybedecek. ABD’den para arayışları gündemde. Ama nafile. Onların şartları belli. Hepsi Türkiye’nin aleyhine. Çözüm genel bir seferberlikte. Kriter açık: Önümüzdeki dönemin çıkışı “milli” olacak. Başka seçenek de yok..!

…***

Ahmet Takan, 10 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Abdullah Gül, yine "Bekleyin" dedi!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçim sonrasında kaleme aldığımız bir yazıda, sonuçların, yeni parti kurma çalışmaları içinde olan malum çevrelerde moral bozukluğuna sebep olduğunu dile getirmiştim. Mansur Yavaş'ın Ankara'yı, Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'u kazanması, millettin, AKP dışında parlak, dürüst ve güven veren yeni isimlere teveccüh etmesi canlarını pek sıkmış görünüyor. Bu seçim sonuçları, aynı zamanda milletin AKP içinden çıkacak yeni bir yapıya sıcak bakmadığını, kurtarıcı olarak göremediğinin de mesajı oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

…***

İstanbul'da sayım kavgası devam ederken, Abdullah Gül'ün etrafında yeni parti kurma çalışmalarını yürüten isimler uzun değerlendirme  toplantıları yaptı. Abdullah Gül'e yakın kaynaklardan aldığım bilgiye göre, yeni bir partide Ali Babacan'ın liderliği konusunda ağırlıklı çalışma kararı alındı. "Ahmet Davutoğlu ne olacak" sorusuna gelince.... Verilen cevap, "Ya Babacan'ın liderliğini kabul edecek ya da gidip kendi partisini kuracak". Gülcülerin  partisi ne zaman kurulacak?.. 31 Mart seçimlerinin hemen sonrası için hazırlık yapıyorlardı. Kaynağımdan aldığım bilgiye göre, Gül "Bir süre daha bekleyin" dedi. Hemen aklınıza şu soru gelebilir, "Gülcüler parti kurmaktan vaz mı geçiyor"?.. Hayır... Parti kurmakta kararlı görünüyorlar. Ancak bir erteleme söz konusu. Gelişmeleri yakından takip edecekler!.. Seyre göre bir deklarasyonla kamuoyunun karşısına çıkacaklar, AKP'ye, tespit ettikleri sorunları sıralayıp çözmesi için zaman tanıyacaklar. Ve sonra da sonbahar ayları içinde yeni partiyi ilan edecekler. Tabii bu onların planı!.. Ufukta bir erken seçim bekleyip beklemediklerini sordum, Kaynağım, "Yeni seçilen milletvekilleri özlük haklarını kazanmadan olmaz. En erken 2020 sonundan önce olmaz" yanıtını verdi. Abdullah Gül'ün yeni oluşumunda rolünü sorduğumda ise, "Cumhurbaşkanı adayımız olacak" dedi.