Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: CHP’liler emin konuştu: Pazartesi günü mazbatayı alırız
Yurt:
Mansur Yavaş tek tek ifşa etti: Belediye Meclisi'ne almak istediler reddettim...
Milli gazete:
Millet iktidarı sınıyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 13 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Nasıl içinize sığdırıyorsunuz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İstanbul seçimlerine ilişkin YSK’nin ilan edip ertelediği Büyükçekmece kararında, iktidar partisinin olası başvurusunu da beklediğini ilan etmesi sonrası, “AKP’ye ayarlı” karara dönük art arda gelen değerlendirmeleri izliyordum.. Hukukçuların geçmişten en yandaş bilinenlerini bile “bu nasıl bir hukuk devleti” sorgulamasına yönelten, YSK’nin peş peşe gelen kararlarına karşı, peş peşe gelen iki cepheden tepkiler, sorgulamalara ilişkin bir soru yarışması yapılsa..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Nasıl içinize sığdırıyorsunuz?” suçlama cümlesini, hangi yetkin, iki taraftan ünlü siyasetçi, karşı çıkışları yapanlara yönelik kullanmıştı sorusuna nasıl bir yanıt verirsiniz? Peş peşe kafa karıştıran, sorun çözme adına yeni sorunlar, sorgulamalar üreten YSK kararları, daha vahimi en çok İstanbul seçim sonuçlarının düş kırıklığına uğramış Saray, Cumhur cephesinin işin içinden nasıl çıkma istediği de kolay kolay anlaşılamayacak sürpriz itirazları, sınır tanımaz kabul edemezliğin çamura yatma hamleleri olarak da kabul edilebilecek isteklerindeki yalpalamalar, YSK içtihatlarını değiştirme baskıları karşısında..
Soruyu soran ismi bulmak isterken, başlığın sorgulamasına bakıp, mantık yürüterek, “Kim kullanmıştı” sorusu size yöneltilmiş olsa, öncelikle “İmamoğlu, Öztrak, Kılıçdaroğlu ya da Millet cephesinden bir başka isim olduğunu düşünerek yanıt vermeye çalışırdınız değil mi? Yanıldınız. Ben de öfkeli sorgulamanın sahibini sesinden tanımışken, “Nasıl içinize sindirebiliyorsunuz?” seslenişinin tersine sorgulamada kullanılabildiğinin şaşkınlığında, unutmamak ve de aynı konulara ilişkin kullanabilmeye yönelik notumu aldım..
AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in başta İmamoğlu, Millet cephesinden en yetkin isimlerin açıklamalarını bir bir sıraya koyarak ses tonuna bakılırsa en kızgın eleştiri, çıkışlarından biri olarak değerlendirilebilecek söylediklerinin içeriğine girmek, kuşkusuz karşılıklı verilmiş yanıtları bütünlük içinde, karşılaştırmalı merak ettiyseniz bulup okuyabilirsiniz..
En çok da seçim öncesi, seçimlerde adil oy kulanılabilmesinde, hile yapmadan etkili silah “hayali seçmen, seçmen kaydırmaca, nakiller” hileleri üzerinden YSK’yi, devleti uyarma konusunda görevlerini yaptıklarına tanığım. Bıkkınlık derecesinde, Saray sayesinde yeniden popülerlik kazanmış muhtarlık seçimleri uğruna bile, yapılan hileli, geçici, ya da çoklu seçmen kaydırmaca örneklerinin sonu gelmiyordu. YSK ve devlet adına güven verici hiçbir açıklamanın, kamuya dönük, ya da Meclis’te, sunulan verilerin ürkütücü boyutlarına karşılık güven verici yanıtlara tanıklık edememenin şaşkınlığını, vurdumduymazlığını içim acıyarak izliyordum. Şimdilerde en azından Millet cephesinin kendi haksız, hukuksuz saptamalarını sıkı izleyip, gereken itirazları yapma seferberliğinde olduklarının bilgilerini alıyorum. Sahi Büyükçekmece’de AKP neden uyumuş, Millet cephesi kendilerini hedef alan saptamalarını çalışıp düzeltmeye uğraşmışken, neden itirazlarını yapmamış. Şimdi ilgili seçim hukuku, yandaş hukukçularının dahi itiraf ettikleri üzere de, kesin hükümler içeriyorken, YSK’den nasıl seçim yenileme gerekçesi olarak kullanılması istenebiliyor? Evet “Nasıl içinize sindiriyorsunuz?”
…***
Mehmet Kara, 13 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Millet iradesine tahammül etmek gerekir!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçimler demokrasinin vazgeçilmez / vazgeçilemez en önemli unsurlarından birisidir. Çünkü demokrasilerde millet kendini yönetecek vekilini, belediye başkanını ancak bu yolla seçebilir.Seçimlerle ilgili her zaman itirazlar yapılabilir. Bu her seçimden sonra da yapılmıştır, yapılacaktır da… Ancak seçim bittikten sonra çıkan neticeye saygı göstermek de demokrasinin gereğidir. Zira seçim demek “milletin iradesi” demektir. Seçim lehine çıkınca kabul edersen, itirazları haksız bulursan, aleyhine çıkınca feveran edersen inandırıcılığın da kalmaz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hele ki, milletin tercihi asla küçümsenemez. Bir oy demokrasi için önemlidir.
Durum bu olduğu halde, seçimin ardından demokrasiye karşı yapılabilecek en büyük kötülük milletin iradesine “sandık darbesi” denilmesidir. Bu son derece tehlikeli ve kabul edilemez bir yaklaşımdır. Eğer bunu söylerseniz, geçmişteki ve gelecekte yapılan, yapılacak seçimlere, millet iradesine saygısızlık yapmış olursunuz. Tartışılır hale getirirsiniz.
Seçimlerle ilgili yetkili kurul YSK’dır. Partiler itirazlarını yaparlar ve YSK itirazları değerlendirip kararını açıklar. Ondan sonra da verilen karara saygı göstermek kalır. YSK kararları kesindir ve herkesi bağlar. Şu anda da yapılması gereken budur. Yoksa “darbe, gezi kalkışması” gibi yakıştırmalar en başta milletin iradesine saygı göstermemektir.
Bunu söyleyenler “Seçimler ne zamandan beri sandık darbesi oldu?” sorusunun cevabını vermek zorundadırlar. Hürriyet gazetesinden Abdulkadir Selvi’nin de dediği gibi “Eğer öyle olsa bu ülkede Erbakan başbakan olabilir miydi? Eğer sandıktan darbe çıksa ‘Muhtar bile olamaz’ denilen Erdoğan, bu ülkede cumhurbaşkanı olabilir miydi? Peki, Erdoğan’a verilen yüzde 52 oy ne anlama geliyor? Cumhur ittifakının yüzde 52’si de sandık darbesi mi?”
Yine AKP eski milletvekili Şamil Tayyar’ın, “Oy sayımına itiraz, Anayasal haktır. Eyvallah. Seçim sandığı için darbe, tuzak, işgal, proje gibi ifadelerle demokrasi kavramının içini boşaltmak, bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlıktır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Hatayı millette değil kendimizde aramalıyız” sözleri de bu aşamada yerinde yapılmış değerlendirmelerdir.
“Seçim darbesi” diyenler hiç değilse bunlara kulak versin!
Bütün bunlara rağmen, “Türkiye, tıpkı Gezi, 17-25 Aralık, 15 Temmuz’da olduğu gibi 31 Mart’ta da sandık üzerinden darbeye maruz kaldı” ve “31 Mart seçimlerine İstanbul darbesi yapılmış. Türkiye’ye darbe yapılmış. Seçimler üzerinden, sandıklar üzerinden darbe yapılmıştır” denilmesi en başta demokrasiye inanmamaktır.
…***
Remzi Özdemir, 13 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Rant Bitti! Dağılın!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“18 yıllık rant ekonomisi bitti artık.Kabul edin ya da etmeyin artık bu ülkede rant ekonomisi imkânsız hale geldi. Çünkü sistem çöktü.Üretmeden tüketmek, bağları bahçeleri, en değerli meraları imara açma, büyükşehirlerdeki yeşil alanlara AVM'ler lüks konutlar yapma dönemi bitti.Yapılsa bile yapanın elinde kalıyor batıyor.AKP'nin yıllardır uyguladığı rant ekonomisi artık çöktü.Bu yeni bir başlangıç olabilir. Türkiye'ye ağır bir fatura ödeten bir tecrübe olabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye yaptıkları evlerin, AVM'lerin ve lüks binaların karın doyurmadığını yeni yeni öğrenmeye başladı.Bugüne kadar bir küçük şişe su fiyatına alınan sivri biberin kilosu 25 liraya çıkınca gerçeği anladı.Patatesi, soğanı, pirinci hatta ekmek için buğdayı bile başka ülkelerden alınca uyandı.Ya halen uyanmayanlar?Onlar da uyanacak! Çünkü önümüzdeki aylar bizi daha büyük sıkıntılar bekliyor.İthalat için döviz lazım ve Türkiye'ye döviz girişi yok. Olanlar ise yavaş yavaş çıkıyor. Zaten Merkez Bankası'nın kasasındaki döviz her geçen gün azalıyor. Konut satışları her ay düşüyor. Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Ahmet Duman, gayrimenkul sektörü ile ilgili düzenli çalışmalar yapan bir uzman. Ahmet Büyükduman'ın yaptığı çalışmalar sektörün nasıl bir krizle karşı karşıya olduğunu gözler önüne seriyor.İstanbul'da son üç yılda konut birim fiyatları dolar bazında yarı yarıya azaldı. 2016 2. çeyrekte zirveye ulaşan USD bazlı konut fiyat endeksi 3 yıllık sürede yüzde 48 değer kaybetti.Yine Ahmet Büyükduman'ın yaptığı araştırmaya göre, İstanbul'da 2019 1. çeyrek itibariyle konutların kira çapanı 282 ay oldu.Bu ne demek?Yani bir konutu kiraya verecekseniz parasını kaç ayda çıkartırsınız anlamına geliyor. 282 ay 23,5 yıl ediyor. Oysa bu rakam bir dönem 15 yıla kadar düşmüştü. Bunun nedeni ise düşen kira geliri. Peki özellikle konutta neden bu kriz yaşandı? Bu sorunun tek bir yanıtı var o da balon. İstanbul'da gayrimenkul fiyatları bir dönem Londra ile New York ile kıyaslanıyordu. Bu çok mantıksız bir hesaptı zaten. Senin ülke olarak ekonomin ne bir Amerika ne de İngiltere.Türkiye bir baharı yaşadı. Kış ortasında yalancı baharı.