Nisan 15, 2019 08:48 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Cumhuriyet: Maltepe'de hukuk rezaleti: Sayılmış sandıklara iptal!

Aydınlık:

Ülke ekonomisi çalışanların kefen parasıyla kalkınmaz

Yenişafak:

İstanbul için karar haftası

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Mehmet kara 14 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Basını hedef almanın yanlışlığı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak bilinen basının kaçıncı kuvvet olduğu hep tartışılır. Gün gelir birinci kuvvet olup ülkeyi yönetme görevini üstlenir, gün gelir tek taraflı yayınlarıyla ilk dörde bile giremez, itibarsızlaşır. Bu durum basının yerini bilememesinden, görevini yapamamasından kaynaklandığı gibi iktidarda olanların baskıları ile de oluşur. Özellikle son yıllarda basının tutumu hep tartışılıyor. Medya, okuyucunun ya da izleyicinin vazgeçilmez haklarından olan “Doğru haber alma hakkı” hiç gözetmez oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Medyanın bir görüşü, bir duruşu, yayın ilkeleri, yayın politikası olacaktır. Medyanın ‘tarafsız’ olması da beklenemez, mutlaka tarafı vardır. Fakat, tek taraflı yayın da yapamaz, karşı tarafı aşağılayamaz” düşüncesi artık neredeyse hiç uygulanmaz oldu.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’in, medyanın tek elde toplandığını, yüzde 90’ı “iktidar yanlısı” olan bir medya sisteminin içinde olunduğunu söylüyor olmasından da anlaşılacağı üzere medyanın bu durumda olması tek taraflı olmadığını gösteriyor. 

Bütün bunlar olduğunda da “Vatandaşın medyaya güveninin toptan sarsılması” kadar tabiî bir şey olmaz.

Özellikle seçim dönemlerinde basının hali içler acısı oluyor. Tarafı olduğu partinin haberlerini verirken, diğer haberleri ya gizliyor ya da hiç vermiyor. Kendi desteklediği tarafın suçlamalarını saatlerce canlı yayınlarken, suçlanan tarafın cevabını görmezden geliyor. Yani haber alma hakkını ihlâl ediyor.

Bir de siyasetçilerin basını ağır şekilde suçlamaları, basın üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılıyor.

Seçim meydanlarında “Haddini bil haddini, bilmezsen haddini bu millet patlatır enseni” diyerek gazeteciler eleştirilirken, seçim sonrasında isim verilerek medya kuruluşlarının hedef haline getirilmesi siyasetçilerin büyük yanlışlarından oluyor.

Aslında herkes yerini bilse, haber alma hakkına saygı gösterse, siyasetçilerin bu tehdit anlamına gelecek sözleri millet tarafından itibar görmez…

Basın hür olsa, hakaret etmeden, saygılı şekilde haberlerini verse, yorumlarını yapsa bundan hem ülke, hem eleştirilen, hem övülen kazançlı çıkar.

Eleştiri elbette yapılır, ancak yapıcı eleştiri her zaman hem medyanın hem de siyasetçinin itibarını arttırır.

Geçersiz oyun kriteri yok mu? Demokrasi ve hukukun gerekliliği bir oy fazla alanın belediye başkanı olmasını gerektirir.

Bu yüzden de demokrasilerde bir oyun anlamı çok büyüktür. Kaldı ki son seçimde bir oy farkla belediye başkanlığını kazanan insanlar var. 14 gün önceki seçim sonrasında yaşananlar karşısında akıllara şu sorular geliyor:İstanbul’daki oylamada ilk sayımlarda 25 bin oya yakın Ekrem İmamoğlu ile Binali Yıldırım arasındaki fark 13-14 binlere nasıl indi?

Seçim günü sandık sayımlarında geçersiz oy sayılırken seçime giren bütün partilerin görevlileri yok muydu? Onlar geçersiz saydıysa 10 binden fazla oy şimdi nasıl oldu da geçerli sayıldı ve bir başka adayın hanesine yazıldı. Ya da, ilk sayımda bu oylar nasıl geçersiz sayıldı? Islak imzalı tutanaklarda AKP, MHP, CHP ve diğer partilerin temsilcilerinin imzaları varken niçin seçim sırasında tutanaklara şerh düşülmedi? Asıl sorulması gerekenler bunlar…Kullanılan oyların geçersiz sayılmasının bir kriteri yok mu? İlk sayımda geçersiz sayılan oy nasıl oluyor da sonraki sayımlarda geçerli olabiliyor? Bu soruların cevabı bulunmazsa sandıklar hep tartışılır olacaktır.

…***

Ahmet Takan, 14 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Davutoğlu Ankara'yı turladı...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Seçim sonrasında Dolmabahçe buluşmasında, hiddetten kimlerin ne ölçüde  pay aldığı, Binali Yıldırım'a sitemle karışık fırçada neler söylendiği orada bulunan birinden elde edilmiş tutanak misali konuşuluyor. AKP'nin İzmir il başkanı istifa etti. Sıranın Ankara ve İstanbul'a geleceğine iktidar çevreleri kesin gözle bakıyor. Kabinede ve genel merkez yönetiminde revizyon beklentisi had safhada... İktidar kulislerindeki değişiklik beklentilerini şöyle özetlemek mümkün; Genel merkez yönetiminde en az 2-3 ismin "yolcu" olacağı konuşuluyor. Kabinede bazı kritik isimlerin görevlerine son verileceği iddialı şekilde seslendiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Kabineye, kendi seçim çevrelerinde başarı kazanan bazı sürpriz isimlerin dahil edileceği söyleniyor. İstanbul kararının açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanlığı yardımcılığına yeni bir atamanın yapılacağı belirtiliyor. Yeni atanacak  Cumhurbaşkanı yardımcısının NATO ve ABD nezdinde Erdoğan'ın elini çok güçlendirecek bir isim olduğu kaydediliyor.Büyükşehirlerde alınan ağır yenilginin ardından AKP içinde başlayan eleştiri süreci gerçekten ilginç bir hal aldı!.. Kulaklarıma inanamadığım ilginç iddialar işitiyorum. Mesela, "cemaatlerin AKP'ye verdiği zarar", "FETÖ'nin siyasi ayaklarının üzerine gidilmesi" gibi... İktidar içinde, bu konularda samimi eleştirilerde bulunanlar ve bunun gereğinin mutlaka  R.Erdoğan tarafından yerine getirileceğine inanlar var. 31 Mart analizlerini dinlediğim çok önemli bir AKP kurmayı, "Cemaatler bize çok zarar veriyor. Göreceksin bak, yakın zamanda bazı cemaatlere yönelik operasyonlar olacak. Erdoğan, FETÖ'nün siyasi ayakları üzerine de kararlı bir şekilde gidecek. Devlet de bu kararlığımızda arkamızda duracak" dedi. Yeni parti kurma çalışmalarını sürdüren azledilen Başbakan  unvanına sahip Ahmet Davutoğlu, Cuma günü Ankara'ya geldi. Davutoğlu, 1 günlük kısa ama hızlı bir Ankara turu yaptı. Çok sayıda eski ve yeni AKP'li isimlerle görüştü. Ahmet Davutoğlu'nun görüştüğü isimlerden bazılarıyla konuştum. "Hoca" yeni parti  kurma konusunda çok kararlıymış... "En az 50 milletvekili ile" yeni partisini kuracağını iddia ediyor fakat bu isimleri söylemiyormuş... "Beni Batı da destekliyor" diyormuş... Ali Babacan'ın da kendi yanında yer alacağını iddia ediyormuş. Ancak, Davutoğlu ile görüşen AKP'liler çok temkinli. "Hoca" ile Abdullah Gül arasında uzun süredir yaşanan  soğukluğun devam ettiğine dikkat çekiyorlar. Ali Babacan'ın tavrının kesinleşmesini bekliyorlar...

…***

İsmet Özçelik, 14 Nisan tarihli Aydınlık gazetesinde, “HDP yalanı, CHP tabanını kandırmak içi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye kritik günlerden geçiyor. Ekonomik kriz büyüyor. Şimdi buna bir de siyasi kriz ekleniyor. Seçmen 31 Mart’ta “işbirliği yapın” mesajı verdi. Ama “İstanbul rantı” büyük. Herkesin gözünü karartıyor. Yaşanan durum CIA’nın iştahını kabartıyor. Türkiye’ye yığınak yaptığını bilmeyen yok. Krizleri fırsata dönüştürme çabasında.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Bir taşla birkaç kuş vurma taktiği izliyor. Bir yandan iktidarı sıkıştırıp istediklerini almak için bastırıyor. Diğer yandan “kara gücü” PKK’yı kurtarmaya çalışıyor. “Adalet yürüyüşü” ile CHP tabanı PKK’ya ısındırılmıştı. 31 Mart seçimleri ile daha ileri bir boyuta geçildi. PKK/HDP, CHP ve İyi Parti’nin resmi ortağı yapıldı. Taban tepkisini önlemek için de psikolojik harekat devrede.

İstanbul, Ankara, ... sonuçları tartışılıyor.

İstanbul ve Ankara’da AKP’nin çeyrek asırlık saltanatının yıkılması öne çıkarılıyor.

PKK/HDP, “Biz yıktık” havasında. CHP içindeki truva atları da “HDP sayesinde” propagandası yapıyor. Antalya, Mersin, Adana, ... için de benzer şeyler söyleniyor.

Son günlerde “Kılıçdaroğlu doktrini” diye bir şey çıktı.

Alınan sonuçlar buna bağlanıyor.

CHP-İyi Parti-FETÖ-PKK/HDP ittifakının teorisi.

Önümüzdeki dönemin de habercisi. Seçim için teröristlerden destek arayışı vahim.

Gizli pazarlıklar tehlikeli. Yapılan anlaşmalar kaygı verici. ABD’nin uzun süredir çalıştığı plan. Seçime on gün kala araştırma kuruluşlarının ortak tespiti şuydu: “Kararsız oylar çözülmedi. Yaklaşık yüzde 18-20. Yani 10 milyon seçmen kararsız. Bunun da yüzde 75’i daha önce AKP’ye oy vermiş seçmen.” HDP oyunun yüzde 50 fazlası. Bu seçmen çeşitli nedenlerle AKP’den kopmuştu. Normalde muhalefete gelmesi gerekirdi. Ama muhalefetin PKK/HDP ittifakı bunu önledi. Bir kısmı AKP’ye geri döndü. Bir kısmı MHP’ye gitti. CHP kararsız oylara yönelseydi, HDP’ye ihtiyaç duymazdı.

Ama ABD istemedi. CHP yönetimi de ABD’nin isteğine uydu. Hesap ortada. “HDP desteğiyle anca kazandık” iddiaları yalan. CHP tabanını kandırmak için. ABD’nin Türkiye planlarının parçası.